Sevgili dostum Mükremin Kayhan, sahibi bulunduğu İLERİ GAZETESİ’nde haftalık sürekli yazı yazmam teklifinde bulunduğunda zihnimde öğrencilik yıllarım canlandı. Daha ortaokul öğrencisi iken el yazısı ile gazete yapıyor,  içimdeki bu duyguyu doyurmaya çalışıyordum. Üniversite tercih dönemim geldiğinde o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu,  şimdiki  adıyla İletişim Fakultesi’ne gitmeyi düşünüyordum. O tarihlerde Hukuk Fakültesi öğrencisi olan,  görüşlerine saygı  duyduğum bir yakınımızın söyledikleri okul tercihimi etkiledi. 
“Gazetecilk idealin,  Hukuk Fakültesine gitmene engel değil, birçok gazetenin köşe yazarı hukukçudur, bu senin için önemli bir artı olacaktır”. Tercihim Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi oldu ve gazetecilik idealimi erteledim.  Hukukçu olmaktan büyük onur duydum ve avukatlık mesleğini de,  mesleğine aşık birisi olarak yirmi altı senedir yürütüyorum.  Ama bu teklif geldiğinde,  çocukluğumdan beri ertelediğim “o günün” geldiğini düşündüm. 
İnsanın her dönemde, ortamda, yaşta yapacak bir şeyleri olmalı ve hep önüne bakmalı diye düşünürüm. Dostumun köşe yazısı teklifini de hayatın bana sunduğu ertelenmiş bir fırsat olarak değerlendirdim.
Ankara’da yaşasam da  hiç kopmadığım memleketim ile bu defa yeni bir bağ, yeni bir iletişim yolu kuruyorum.  Yazılarımda Türkiye’yi ilgilendiren hukuki ve siyasi  konulardaki değerlendirmelerimle birlikte Yozgat özelinde memleketin sorunlarını ve çözüm önerilerini  paylaşmak  istiyorum sizlerle. 
Küçülen Yozgat’ a nasıl çare oluruz? u, işsizliği, kapanan ve yenisi  kurulmayan  fabrikaları, kültürel sorunları, büyüyemeyen şehri, göçü, üretemeyen ve yardımlara bel bağlamış  ekonomiyi,  onca yıldır beklenen ama gelmeyen yatırımları, iş kapılarını, eskiyi ve yeniyi, geçmişi ve geleceği konuşacağız. 
Bir Yozgat delikanlısı ne bekler şehrinden ve geleceğinden ? Esnafın işleri daha mı iyi yoksa daha mı kötü, borcunu ödeyebiliyor mu? Üniversite öğrencisi mutlu mu, kültürel ve sosyal  etkinliklere kolay ulaşıyor mu? Köylü tarım mı yapmak istiyor yoksa ilk fırsatta şehre göçmek mi? Sanayici niye yatırım yapmaktan çekinir Yozgat’a? Siyasetçi ne alıyor, ne veriyor kente? Bunun gibi akla gelen her şeyi  zamanla tartışacağız bu köşede.
Her ne kadar iletişim hızı baş döndürücü biçimde artıp, haberleşme ve medya “anlık” gelişse de yazılı ve “dokunarak” okumanın kalıcı ve derin izlerini yaşayacağız birlikte. Bir yandan modası hiçbir zaman geçmeyen mürekkep kokulu basının,  klasik etkilerini  yaşarken,  diğer  yandan da internet yayını  ile sadece Türkiye’de değil Dünyadaki  Yozgatlılara ulaşmanın modern sonuçlarını göreceğiz. 
Olabildiğince objektif olacağız. Hiçbir kişi, grup yada ideolojinin uzantısı olmayacağız. Dürüstçe,  doğrularımızın peşinden koşacağız. İdealimizde Yozgat olacak, ülkemiz olacak ve tabi ki insani değerler olacak. Her geçen gün yıpranan, erozyona uğrayan insani değerler. Yozgat’ımızın değerlerini hatırlatacağız, yaşatacağız. Güzel Türkiye’nin geleceğini düşünüp, onu bekleyen tehlikelerle ilgili vizyon çıkaracağız. 
Tüm bunları mütevazi köşemizde yapacağız. Sonuçları değiştiremediğimiz zamanlarda da görev üstlenmenin ve görev yapmanın  manevi rahatlığını yaşayacağız. 
Kocaman sermayeler ve sınırsız imkanlarla insanlar üzerinde baskı kuran,  kendi çıkar, düşünce ve ideolojisini  empoze eden medya yapılarına inat,  kendi gücümüzle var olacağız. Gücümüzü  Bağımsızlık, Tarafsızlık, Doğruluk’tan alacağız. 
Türkiye’de gazetecilik zordur. Yerel gazetecilik bin kere daha zor. Bir yandan basım, dağıtım, istihdam gibi giderlerin her gün baskısını hissederken,  bir yandan da şehrin sınırlı ticari potansiyeli içerisinde reklam ve ilan gelirleri ile ayakta kalmaya çalışırsınız. Bu maddi zorlukların yanı  sıra manevi zorluklarla da karşılaşırsınız. 
Siyasi yapılar hep kendi bakış açılarının yansımalarını görmek ister gazetenizin sütunlarında. Herkesin birbirini tanıdığı şehirde,  her haberi ve yorumu onlarca kez gözden geçirirsiniz kimseye haksızlık yapmamak için. 
Bu zorluklar içinde, uzun süreli gazetecilik yapmanın neredeyse imkansız olduğu bu ülkede, yaklaşık  yarım asırdır yayın yapan,  üstelik günlük düzenli gazetecilik yapan, hem de bunu objektiflik içinde yürüten bir gazete var: İLERİ. 
Bu aileye dahil olmama vesile olan değerli dostum Mükremin KAYHAN’a;  yazı, haber, basım ve dağıtım aşamalarında katkıları bulunan  İLERİ  GAZETESİ AİLESİNE ;  yazılarımı okuyarak beni  evlerine, işyerlerine ve gönüllerine alacak  olan YOZGAT’LILARA;   sıcak, içten ve kalpten gelen  duygularımla:  MERHABA.