Cumhuriyet tarihimiz boyunca, bizi biz yapan ortak değerlerimiz sayesinde, “Ulus devlet” “Üniter devlet” yapımızı oluşturduk. Ortak tarihimiz, kaderde ve kıvançta olan ortaklığımız, dil birliğimiz, eğitim birliğimiz, umutla baktığımız ortak geleceğimiz ve ortak hayallerimiz var. Ama şimdi emperyalist güçler ve onun yerli işbirlikçileri, bu güne dek bütün dünyada uygulamaya koydukları gibi; “Önce böl, sonra yönet!” politikaları gereği; “Farklılıklarımızı” vurguluyorlar, derinleştirmeye çalışıyorlar. Her birimizi “ötekileştirirken” de, “demokrasi, insan hakları, özgürlük” gibi hepimizin benimsediği kutsal kavramları; yaptıkları “ayrıştırma” ve “bölme” hareketine, “kılıf” olarak kullanıyorlar. Ne zaman ötekileştirme ve bölünme tuzağına karşı çıkacak olsanız; “demokrasi, insan hakları ve özgürlük” düşmanı ilan ediliyorsunuz. “Statükocu” diyorlar, “değişim iyidir” diyorlar. Oysa, birlik ve beraberliğimizi bozan hangi şey, iyi olabilir ki? Bu özellikle yaratılan kavram kargaşasına, şaşıp kalıyorsunuz! Söz bitiyor orada!
Bütün dünyada uygulanan emperyalist tuzak, renkli devrimlerle, savaşsız ve kansız bir biçimde ülkelerin yumuşak karnına alabildiğine vurarak; Etnik kimlikleri, dini inançları, mezhepleri, sosyal ve ekonomik boyuttaki farklıları kaşıyarak, hatta kışkırtarak toplumları bölüyor. Sonra da, o toplumun insanlarını “ötekileştirerek” yönetmeye ve nihai darbeyi vurmaya çalışıyor. Dünyada bu oyuna gelip bölünen ve hatta birbiriyle kıyasıya savaşan ülkeler de oldu, oyunu bozanlarda…
Bu “ötekileştirme ve bölme “oyununu bozanlardan olmak için yapılması gereken şey; “Farklılıklarımız zenginliğimizdir.” diyebilmek ve “ortak noktalarımıza” vurgu yaparak, ötekiyle “biz” olmaktır. Biz Osmanlı'da ve Osmanlı'dan sonra Cumhuriyet” döneminde bunu yaptık ve başardık. Yine başaracağız, çünkü bu ülkeyi ve bu ülkenin insanlarını seviyoruz, çünkü biz, ötekilerle, berikilerle, senle, onla, hepimizle “biz”iz. Biz'iz ve güçlüyüz! Farklılıklarımız tabiiki olacak, farklı görüşlerimiz, farklı bakış açılarımız, farklı yaşamlarımız, farklı yaşam felsefelerimiz olacak. Dünyadaki her toplumda farklılıklar vardır ve olması da gerekir. Artık 21. yüzyılın bu hızlı iletişim çağında, “homojen” bir toplum kalmadı, kalamaz da. Ama bütün bu farklılıklar, bizi biz yapan “ortak vatanımız”, “ortak değerlerimiz” ve “ortak ulus değerlerimizle” var olur. Atatürk' ün milliyetçilik anlayışı, aslında hepimiz için bağlayıcılığı olan, yegane rehberdir. Onun milliyetçilik anlayışını açıklayabilmek için, ilk önce onun millet ve Türk Milleti üzerindeki görüşlerini anlamak gereklidir. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi'nin “Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi - II kitabından alıntı yaptığım bölümde bu konu, özetle şöyle yazılmış;
“Atatürk, ilkönce “her millete uyacak bir millet tanımı” yapar. Bu tanım şöyledir:
a)- Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan;
b)- Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte (razı gelmekte) samimi (içten) olan;
c)- Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen (oluşan) cemiyete (topluma) millet namı (adı) verilir.”
Son derece bilimsel bu tanımdan sonra Atatürk, Türk Milleti'ni inceler onu oluşturan ögeler üzerinde durur:
Türk Milleti'nin oluşmasında etkili olduğu görülen doğal ve tarihsel olgular şunlardır:
a)- Siyasal varlıkta birlik, b)- Dil birliği, c)- Yurt birliği, d)- Irk ve köken birliği, e)- Tarih akrabalığı, f)- Ahlak akrabalığı.”
Bu ögelerin en başında “Siyasal varlıkta birlik” son derece önemlidir. O'na göre bir milletin siyasal bakımdan kişiliğini ortaya koyması, bir “varlık” durumuna erişmesi gereklidir. Gerçekten başkalarına tutsak olup parçalanmış bir millette, diğer ögeler olsa bile “birlikte yaşama” imkanı yok olur. Şu duruma göre bağımsızlık, milletin oluşmasında en önemli etkendir.”