On Dört Yaşım Diken İle Kaplanmış
Göz Ucuma Karıncalar Toplanmış
Kurşun Gelmiş Kaşlarımın Üstüne
Alın Yazım Okur Gibi Saplanmış
Uyu Memik Oğlan Uyu
Öte Gecelerde Büyü
Dağı Dağa Kavuşturan Ben İdim
Suyu Suya Eriştiren Can İdim
Yükledim Mi Gece Vakti Kaçağı
Karanlıkta Işılayan Gün İdim
Uyu Memik Oğlan Uyu
Öte Gecelerde Büyü
***
Kayseri Pınarbaşı'da yaşanılan terör saldırısında yaranıp, daha sonra da kaldırıldığı hastanede yaşama veda eden İsmail Sakin için önceki gün Yozgat Cumhuriyet Alanı'nda tören düzenlendi.
Cenaze törenin yansıması, terör olaylarını ve terörü artık ''Kanıksadığımızı mı?'' gösteriyor, yoksa ''Nemelazım'' tavrının, ''Bana dokunmayan, bin yaşasın!'' anlayışı mı, daha yaygınlaştı?...
Hepsi doğru ama bir doğru daha var onun için de biraz geçmişe gitmemiz, yapılan uygulamaları da irdelememiz gerekir.
Belki gereklidir ama cenaze törenlerinde, hele hele Şehit cenazelerinde polis barikatlarının abartılı kurulması, yolların tamamının trafiğe kapatılmasını doğru bulmuyorum. Bulmadığım gibi bu tip uygulamanın da beraberinde insanların uzakta seyrine neden olduğunu düşünmekteyim.
Terör, terörist acımasızca masum insanları da vurmaktadır. Amacı, daha fazla reklamını yaptırıp, masum insanların yüreğine korku yaymak, bir anlamda psikolojik savaşda da başarılı olmanın hesabını yapmaktadır.
Terör ve terör örgütünün yurt içerisinde gerçekleştirdiği eylemlerin sonucuna baktığımızda amaçlarına ulaştıklarını büyük oranda görmekteyiz. ''Kamuoyunu doğru bilgilendirme!'' adı altında, öylesine pervasız ve abartılı yayınlar yapılıyor ki; terör örgütü ve mensupları bu yayınlar karşısında daha da şımarıp, daha fazlasını yapmakta, diğer taraftan da masum vatandaşların korkmasına, sinmesine neden olmaktadır.
İşte Kayseri'de yaşanılan olayın temelinde yatan da budur. Kayseri Pınarbaşı'ndaki terörist saldırı, özellikle canlı yayın yapan kanallardan öylesine yansıtıldı ki; izleyenlerin aklına mutlaka ''Bunlar hiç bir engel tanımıyor, herkesi istediği zaman vurabiliyor, beni de vurabilir!'' diye içerisinden geçirmiştir, geçirmek zorunda bırakılmıştır.
Kamuoyunu doğru bilgilendirmek ile komuoyunu yanlış yönlendirmek arasındaki ince çizginin, iyi niyete bağlı olarak görmezlikten gelinmesi sonrasında yaşanılanlar hiç de hoş bir durum değil.
''Gazeteci haberini yaparken, haberin sonrasında yaşanılabilecekleri dikkat almak zorunda değildir'' anlayışına, bunun tam tersini söyleyenler, ''Gazeteci yaptığı haberin yayınlanmasından sonra ortaya çıkacak olumlu, olumsuz yönünü düşünmek, toplumu ilgilendirmeyen konuları haber olarak sunmaması gerekir'' görüşünü ortaya atarak, karşı çıkmaktadır.
''Gazeteci yaşadığı topluma karşı sorumludur, bu sorumluluk içerisinde hareket etmek zorundadır'' anlayışında olanlardan yana bir tavrın sahibi olarak, yaşanılan gelişmelerden rahatsız olduğumu belirtmek isterim.