Geçen haftanın en önemli ekonomik olayı Merkez Bankası’nın her ay düzenlediği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını 20 Ağustos günü düzenleyerek kararları paylaşması oldu. Bu toplantıların piyasa ve karar alıcılar için öneminin büyük olmasının nedeni alınan kararların ülke ve dünya koşulları göz önüne alınarak piyasada uygulanan faizlerin limitleri, para arzı politikası, döviz kuru politikası, enflasyon kontrolü gibi faktörlerin gözden geçirilerek para politikasına dair yol haritasının çizilmesini sağlamasıdır. TCMB tarafından açıklanan ve toplantıda alınan kararlara göz atarsak;
Politika faizi olarak kullanılan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı %4,5 düzeyinde sabit tutuldu. Merkez Bankası borçlanma faiz oranı %3,5 düzeyinde sabit tutuldu; borç verme faiz oranı %7,25’ten %7,75’e yükseltildi. Açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranı ise %6,75 düzeyinde sabit tutuldu. Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı %0 düzeyinde, borç verme faiz oranı %10,25 düzeyinde sabit tutuldu.
PPK toplantısında dair yapılan açıklamada ayrıca küresel ekonomideki belirsizliklerin sürdüğü ve böylece sermaye hareketlerinin zayıf seyrettiği; bu nedenle uygulanan para politikasında temkinli duruş sergilenmesi ve kredi büyüme hızlarının optimum seviyelere yaklaşması gerektiğini belirtmiştir. Bu kararlarda, enflasyon hedefine ulaşılabilmesi adına ek parasal sıkılaştırmaya gidileceği  açıklanmıştır. Yapılan açıklamaya göre ‘…Yapılacak ikinci bir açıklamaya kadar ek parasal sıkılaştırma her gün uygulanmaya devam edilecektir.’ İşte bu nedenle borç verme faiz oranı %7,75’e çıkartıldı. Yani faiz koridorunun üst bandı 50 baz puan artırıldı ve koridor genişletildi. Diğer bir önemli husus da TL likiditesine dair kompozisyonun ilgili her gelişmenin yakından takip edilerek ayarlanmasına dair karar oldu. Toplantıda ayrıca cari işlemler açığında altın ticareti hariç düzelme kaydedildiği ve Ağustos ayında enflasyon düzeyinde istenen gerilemenin beklendiği belirtildi.
Faiz koridorunun üst bandındaki artış aslında dövizdeki yükselme nedeniyle beklenmekteydi. Bu kararlar ile birlikte piyasaların yorumu, TCMB döviz ve faiz artışına karşı duruş sergiliyor şeklinde oldu. Kurdaki yükselişin önünde durulmak istenmesinin en önemli nedenlerinden birisi kur artışı ile birlikte enflasyonun da tetiklenmesi ve Orta Vadeli Plandaki enflasyon hedefine ulaşılmasının risk oluşturacağıdır. Çünkü döviz kuru ile üretici ve tüketici fiyatları arasında yakinen ilişki ve geçişkenlik bulunmakta. Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi enflasyon konusu yeniden önem kazandı ve şu an enflasyonu dizginlemek TCMB’nin yapılacaklar listesinde ilk sıralarda yer almakta. Hepimizin bildiği ve Merkez Bankası’nın da belirttiği üzere hem ülkemizin hem de küresel ekonominin gidişatını yakından izleyerek  alacağımız kararları sağlıklı analiz etmeliyiz. Çünkü küresel belirsizlikler yolumuzdaki en büyük engellerden birisi. Özellikle küresel güç olan ve küresel ekonomiyi yönlendiren aktörlerin başında gelen Amerika Birleşik Devletleri’nin Eylül ayında itibaren uygulaması beklenen parasal sıkılaştırma ülkemiz ekonomisini de yakından ilgilendirmekte ve gelecek ay piyasaların dikkatini yoğunlaştıracağı konuların basin çekmekte. Bakalım alınacak kararlar, uygulanacak politikalar ve ekonomimizin gidişatını  belirleyecek faktörler önümüzdeki süreçte bekleneni verecek mi hep birlikte göreceğiz.
Tüm hemşehrilerime saygılarımla ve sevgilerimle…