Türkiye'nin sağlık haritasına bakıldığında Yozgat'ta en fazla kalp ve damar hastalıkları ile kanser rahatsızlığına bağlı ölümlerin yaşandığını görmek mümkün. Mesleki yaşamım süresince bu konuda birden fazla haber yazdığımı, Sağlık Bakanlığı verilerine dayalı yaptığım haberlerin bazılarında ''Ankara'ya giden gelmiyor!'' gibi başlıklar attığımızı biliyor, hatırlıyorum.
Türkiye'nin ilk milli parkı Yozgat Çamlığında o dönemde inşaat halinde bulunan şimdiki Galata Çamlık Oteli'nin ''Kalp, damar ve kanser'' hastalıklarına yönelik bir hastaneye dönüştürülmesi gündeme geldi. Bir çalışma da yapıldı, sonra unutuldu.
Daha sonraki bir dönemde, şimdi ''Piknik Alanı'' olarak düzenleme çalışmalarının yapıldığı bölgedeki tesislerden de yararlanılarak, kalp, damar ve kanser hastalıklarının tedavisine yönelik bir hastanenin kurulmasına yönelik çalışma yapıldı. O da olmadı, çeşitli nedenlerden.
Geçmişte birden fazla zaman diliminde gündeme getirilmesine karşın bir türlü hayata geçirilemeyen, şimdilerde ise tamamen unutulan kalp, damar ve kanserle ilgili hastalıklara yönelik hastaneden vazgeçtim, en azından bu branşlarda etkin biçimde hizmet verecek birimlerin oluşturulması sağlanabileceğini düşünüyorum.
Bugüne kadar tanıdığım çok sayıda insanımızı kalp, damar ve kanser rahatsızlıkları sonucunda kaybettik, kaybetmeye de devam ediyoruz. Önceki gün sevgili arkadaşımız Muammer A. Karadeli'yi kaybettik.
Kanser başta olmak üzere kalp ve damar rahatsızlığı bulunan tanıdığımız insanların en önemli sorunlarının başında, rahatsızlıklarıyla ilgili olarak haftada en az bir kez Ankara'ya gitmek zorunda olmalarıdır. Yaşamlarını rahat içerisinde geçirmeleri gerekirken, ömürlerini yolculukta, Ankara'ya gidip gelmekte kullanmak zorunda kalan insanların derdine çare olunması için boş laf yerine gereğinin yapılması gerekmektedir.
Yozgat'ta bu konuda müstakil bir yataklı tedavi hizmet birimi oluşturulması daha iyi olur ama bu konuda gücümüzün yeteceğini sanmıyorum. En azından bu ve benzer konuların Yozgat adına ''Teklif edilemez talepler'' arasında ilk sırada yer aldığının da farkındayım.
O nedenle, böyle bir talep yerine en azından Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi veya Yozgat Devlet Hastanesi bünyesinde tam teşekküllü bir birimin oluşturulması bile büyük önem taşıyor.
Şunu da çok iyi biliyorum; bu yazıyı okuyan gerek siyasiler, gerekse sağlık çevresi ''Yozgat Devlet Hastanesi bünyesinde böyle bir birim zaten var, hastalara bakılıyor'' diyeceklerdir.
Doğrudur...
Bu söyleme ''Peki o zaman onca hasta neden her hafta Ankara'ya gitmek zorunda kalıyor?'' sorusu ile karşılık vermeyeceğim. Zira, benim söylemeye çalıştığım, Yozgat'ta hastalara sadece ''Bakılması'' ile sınırlı değil. Tedaviye yönelik gerekli tetkiklerinde yapılması gerekir.