Ülkemiz çok kritik bir süreçten geçiyor.
Gündeme baktığımızda, Suriye ile henüz netlik kazanmayan bir uçak meselemiz var. Düştü mü, yoksa düşürüldü mü? O bile tam olarak belli değil.
Enkazına günler sonra ulaşabildiğimiz uçağımızın parçaları üzerinde yapılan araştırmalar daha da kafaları karıştırdı. Durum her geçen gün daha ilginç bir hal alıyor.
Bugün 16 Temmuz ve 22 Haziran'da düşen veya düşürülen uçağımızla ilgili net bir açıklama henüz yapılmadı…
Türkiye orta doğuda kaynayan kazanın içine düşecek mi? Şimdi herkes bu sorunun cevabını arıyor.
Büyük bir devletimiz var. Bunu sıkça dile getiririm.
Ama Diyarbakır'da bir vekilin çıkıp da "O polisi getirin kafasına sıkacağım" demesini daha doğrusu bunu diyebilmesini hazmedemiyorum doğrusu.
Devletin vekili, devletin memurunu kafasına sıkmakla tehdit ediyor.
Önceki gün, Diyarbakır'da izinsiz gösteri yapmak isteyen BDP'lilere polis müdahale ediyor ve ortalık karışıyor. Alışıldık bir durum doğrusu. Ne de olsa kriz ortamı yaratmak için fırsat kollayan bir BDP'den bahsediyoruz.
İnsan hakları ve demokrasi sözcüklerini dillerinden düşürmeyen BDP'liler kendilerini unutturmuyorlar. Arada bir karmaşa çıkarıp bir şekilde gündeme geliyorlar.
Gündeme dair konuları yazarken, Van gezisi esnasında Başbakan Erdoğan'a hediye edilen tabloyu da bir hayli ilginç bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim.
Göçük altından çıkartıldıktan sonra çekilen küçük Yunus'un fotoğrafı, Van'da meydana gelen büyük depremin sembolü haline gelmişti. Yürek burkan bir fotoğraf…
Depremin ardından saatlerce omzunda cansız bir el ile kurtarılmayı bekleyen 13 yaşındaki o çocuğun dramı hepimizi derinden üzmüştü.
Küçük Yunus’un o bakışları, ‘Son bakış’ diye sunulmuştu. Enkazdan sağ olarak çıkarılan Yunus, müdahalenin gecikmesi sonucu yaşamını yitirmişti.
Yunus bugün hayatta olsaydı belki farklı düşünürdüm ama geciken müdahale nedeniyle yaşamını yitirmiş bir çocuğun son bakışını konu edinen bir fotoğrafın büyütülüp tablo misali Başbakan Erdoğan'a hediye edilmesini oldukça manidar buldum…
Belki de ben farklı düşünüyorum…
Ülke gündemi hayli yoğun ve karışık diyoruz ya...
Bir tarafta da doğu ve güneydoğuda gerilimi tırmandırmak isteyenler var. Kimi vekil kimliğiyle, kimi de elinde silah terörist kimliğiyle huzur ve istikrarın karşısında dimdik durmaya çalışıyorlar.
Olaylar öyle bir duruma geldi ki, gün be gün gelen şehit haberleri bile insanımıza artık normal bir habermiş gibi geliyor. Şehit cenazelerine eskisi gibi katılım yok.
Belki yapmak istedikleri bu ve korkarım bunu başarıyorlar.
Büyük olayları bile sıradanlaştırıyorlar.
Dün büyük tepkiler alan olayları bugün sanki günlük hayatın bir parçasıymış gibi göstermeye çalışıyorlar.
Nereye gidiyoruz? Sorusunu şu sıralar daha sık duymaya başladım.
Düşündünüz mü hiç, nereye gidiyoruz?
Veya bu soruya net bir cevap bulabildiniz mi?
Ekonomiden veya ihracattan bahsetmiyorum.
Bizden, halkımızdan ve aramıza sokulmaya çalışan büyük nifaktan bahsediyorum…