Bugün gün boyu ne yazacağımı, düşündüm durdum. O kadar çok yazıya başladım başladım sildim ki zamanın nasıl geçtiğini bir türlü anlamayamadım ama ne yazacağıma da bir türlü karar veremedim. Camdan lapa lapa yağan kar manzarasını seyrederken dalıp gitmişim hatta öyleki zamanın nasıl geçtiğini bile anlamamışım...
Ve en sonunda bazen hiç geçmeyen bazende nasıl geçtiğini anlayamadığmız zamanı yazmaya karar verdim.
Aslında zaman; çocukluk yıllarımdan beri düşündüğüm bir konu. Evrenin sonsuz yaşı ve sonsuzluğun anlamı, uzay boşluğunun sonsuzluğu gibi anlaşılması güç soruları hep aklımı karıştırrmıştır. Hele de gökyüzündeki yıldızları seyrettiğim yaz akşamlarında...
Kendimce bunun gibi bir çok soruya cevap buldum ancak hala anlaşılması gereken çok şey var ve bunların anlaşılması da epeyce zaman alacak gibi geliyor bana.
Zaman ancak değişimle kendini gösterir. Eğer ortamda değişen bir şeyler varsa, ki bir şey varsa mutlaka değişir, zamandan söz edebilirsiniz. Yani zamanı yavaşlatmanız, durdurmanız veya hızlandırmanız söz konusu olmadığı gibi, zamanlar arası geçiş de yapamazsınız.
Örneğin Dünya\'da yaşayanlar, Dünya\'nın kendi ekseni etrafında dönüşünü temel alarak zamanı belirlerler ve siz Mars\'ta da olsanız ve Mars\'ın bir günü farklı da olsa aynı miktar zamanı yaşarsınız.
Herkes aynı miktar zamanı yaşasa da, farklı algılamalarının yanında bu kişiler yaşlarına bağlı olarak ta zamanı farklı değerlendirirler.
Yıllar geçince, zamanı daha iyi anlıyorsunuz ve yaşlandıkça uzun yıllar size daha kısa geliyor gibi. Örneğin 5 yaşındayken sadece birkaç yıl öncesini hatırlardım ve anne karnına kadar giden süreci düşünmek heyecanlı ve bir o kadarda korkunçtu. 17 yaşımdayken de, 10 yıl öncesine gitmek ilk okul 1. sınıfına gitmekti ve bu o zaman benim için çok büyük bir zamandı.
Çünkü yaşadığım yılların yarısından daha fazlaydı. Şimdi 33 yaşındayım ve bana 10 yıl öncesi veya sonrası hiç de uzun bir süre gelmiyor. Ölümünüzden 10 yıl sonra, hadi diyelim 100 yıl ve hatta10 bin yıl sonra hiç kimse anımsamayacak sizi. Ve bir zaman sonra evrende canlı bile kalmayacak belki de!
Tüm bunlar ayrıntı ve yaşam şeklimizi değiştirmeyen bilgiler. Yaşam şansınızdan dolayı sevinmek, bu şansı bulamayanlar için üzülmek, bir süre sonra unutulacağımız için yaşamımızı önemsememek anlamsız.
Anlamlı olan kendiniz için yaşadığınız; doğayı, ailenizi ve çevrenizi, toplumunuzu iyileştirmeyi ve daha bir çok şeyi en azından kendinizi daha iyi hissetmek için yaptığınızdır ve bu hislerinizdir asıl olan, yoksa çeşitli yaptırımlar veya ödüller değil!
Yaşam nehrine girdiniz ve bir süre sonra bu yaşam, nehrin okyanusla buluşması gibi bitecek.
Fazla uzatmaya ve hayatı formülüze etmeye gerek yok, yaşam sadece yaşanır ve herkes te farklı yaşar. Hiç kimse yaşama gelmeyi kendisi seçmedi, buna göre kim bilir belki zamanını bilmediğimiz bir zamanda ve yerini bilmediğimiz bir gezegende tekrar yaşam buluruz?
Ve seçmedi hiç kimse Dünya\'ya gelmeyi, sırf bu yüzden hiç kimseye yaşamınızı beğendirmek veya hayatta olduğuz için acı çekmek zorunda değilsiniz, özgür iradenizle yaşayın kalan zamanınızı....