İnternete bugünlerde hemen herkes Hakkari’nin Çukurca İlçesinde teröre kurban giden şehitler ile ilgili sayısız yorum, video, şiir ile tepkisini gösterip bununla yatıp kalkarken, “Hükümet fırsattan istifade neler yaptı biliyor musunuz?” Şeklindeki bir yorum geziyor. Neler yaptığına baktığımızda ise
    “1- Deniz Fenerindeki tüm tutukluları sessizce serbest bıraktırdı.
    2- Tüm Hizbullah tutukluları serbest artık. Hepsini bıraktılar.
    3- Kredi faizlerini son 5 yılın en üst seviyesine çektiler.
    4- Memura yapılan mesai zammı 10 kuruşa çekildi.
    5- Öğrenci harçlarına yapılan zam son 10 yılın en yüksek seviyesiyle yasalaştı.
    6- Tam 7 kalem eşyaya yüzde 14 - 17 arasında zam yapıldı.
    7- Kaddafi\'nin yakalanıp linç edilmesinden dolayı Libyalı muhaliflere daha önce gönderdikleri 300 milyon doların yanında 80 milyon dolar daha yardım gönderildi.
    8- Deniz Fenerinin eski savcılarına (tutuklamaları yapan) soruşturma açılması netleştirildi.
    AKP ye oy verenler. Satılmadık tek bir toprak yok...sınavı şaibeli... heryer torpilli... meclisi hamili... kitaplarda, okullarda İSTİKLAL MARŞI yok... maçlardan önce İSTİKLAL MARŞI zorunlu değil... kitaplarda ATATÜRKÜN GENÇLİĞE HİTABESİ yok... interneti yasaklı... gazetecisi tutuklu... mizahı sansürlü... sigara yasak... alkol yasak... benzini kazık... paşası içerde... teröristi dışarda... TÜRKİYE sizinle gurur duyuyor %50. !!!! Hala mı konuşuyorsunuz...” deniyor.
    Bütün bunların yanında Anayasa değişikliği ile ilgili kurulan komisyon çalışmalarına başladı. Konu ile ilgili olarak da “Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi 298. Sayı Başyazısı” nı konuya açıklık getirmek üzere olduğu gibi yayınlamak istiyorum:
    “Sevgili Okuyucular,
    Bütün partilerimiz ve bir grup aydınımız, Anayasayı yeniden yapma krizine tutuldu. Ancak hiçbiri mevcut Anayasanın şu maddelerine karşıyız, bu madde insan haklarına, kadın haklarına, fertlerin özgürlüğüne aykırı, onun için mutlaka değişmesi lâzım demiyor. Eğer böyle hükümler varsa (Var olanları defalarca yapılan değişiklikle zaten değişti) bunlar değiştirilir ve dünyadaki geleneklere uygun olarak partiler tarafından bütün bir Anayasa yapılmaz.
    Kamuoyuna yansıyan, partilerin bazı görüşleri, elbette olmuştur. İktidar partisi hak ve özgürlüklerden ve Türk kimliğinin tek üst kimlik olarak kalmasının doğru olmadığından ve özellikle Kürtlere bazı (?) hakların tanınmasından ve vesayet Anayasasından kurtulmak gerekliliğinden söz ediyor. Ancak bu fikirler ileri sürülürken, kesin olarak hiçbir şey ortaya konmuyor. Mesela Kürtlere muhtariyet ve bunun muhtevası içinde yer alması gereken hiçbir husustan söz edilmiyor.
    Diğer partiler, anayasamızdaki değiştirilemez maddeler haricinde, her şeyin değişebileceğinden ve bu hususlarda iktidara destek olacaklarından bahsediyor. Anayasanın değişmesi gerektiği, zaman zaman AB`nin temsilcilerinin ağzından, zaman zaman da yazılı raporlar vasıtasıyla vurgulanıyor. Amerika da aynı şekilde, hariçten gazel okuyanlardan ve bu konuda adeta baskı yapanlardan. Buna Avrupa`nın diğer ülkeleri de, hangi hakla olduğu belirsiz, bu cesareti gösterebiliyorlar? Aslında AB nin dayatmasıyla kabul ettiğimiz kanunların hepsinin yürürlük tarihinin, Avrupa Birliği`ne giriş tarihi olmalıdır. Ayrıca kanunlar değişmekle millet hemen değişmez.
    Burada birinci soru şudur: Türkiye`de hangi vatandaşımız, ben Turan Yazgan`ın, sahip olduğu hakların hangisinden mahrumdur.? Kısaca Anayasamızın, ferdi haklar bakımından, kadın hakları... bakımından nesi eksiktir. Bu açıklansın. Kamuoyunda öncelikle bu tartışılmalıdır.
    İkinci olarak; hangi milli \"Üniter\" devlette, ülkedeki azınlıklara muhtariyet verilmesi tartışılabiliyor? Fransa`daki, Almanya`daki azınlıklar ve hatta ABD`deki nüfus nispeti içinde çok yüksek oranlara sahip topluluklar böyle bir hak isteyebiliyorlar?
    Üçüncü olarak; yerleştirilmek istenen Türk milleti yerine \"Türkiye Milleti\" kavramı, dam üstünde saksağan mahiyeti taşıyan bir kavram değil midir? Acaba bir Almanya milletinden, Fransa milletinden, İngiltere milletinden bahsediliyor mu? Yoksa Alman, Fransız, İngiliz milletleri mi söz konusudur? Bu ilim dışı, mantık dışı kavramı müdafaa edenler, sadece ve sadece bölücülük fikirlerini ahmakça bir kavramın arkasına gizlemiyorlar mı?
    Dördüncü olarak; Türkiye`de hangi vatandaşımız bakan, başbakan, cumhurbaşkanı, milletvekili, profesör, gökdelen sahibi olamıyor? Muhtariyet aldıkları zaman bunlardan hangisine sahip olabilirler. Cumhuriyet`in kuruluşundan bu yana etnik bakımdan farklı olduğu ve bazı haklar diye muhtariyet isteyen hangi topluluklar vardır ki, bu mevkileri, payeleri elde etmemiş olsun?
    Muhtariyet, ayrı devlet bunların hepsinden mahrumiyeti gerektirdiği gibi, batının oyuncağı ve maşası olmaya, etrafı tarafımızdan çevrileceği için gökdelenleri vizesiz seyretmeye bile gelemeyecekleri bir durumu yaratacaktır. Bölünmeyi hararetle müdafaa eden aydınlar, hangi kökenden olursa olsun, bu hususları düşünürlerse hedef kitlelerine kötülük edeceklerini idrak ederler. Amerika`da zenciler için Martin Luther King`e bir eyalette toplanıp bağımsızlık ilan etme teklifi çok yapılmıştır. Bu mümkündür ve hiçbir engelle karşılaşmaz. Ancak ertesi hafta etrafı gümrük duvarlarıyla çevrili ve vize mecburiyeti ile karşı karşıya kalırlar. Bugün Vasington`da doymayan San fransisko`ya gider, orada doymayan Şikago`ya gider ve rızkını arayıp bulma hürriyeti içindedir. Bundan mahrumiyet hem siyasi ve hem de iktisadi açıdan korkunç sonuçlar doğurur.
    Bu fikir Martin Luther King`e aittir. Türk aydınları daha şumüllü düşünseler daha faydalı ve hayırlı olmazlar mı?
    Beşinci olarak; Anayasadan Türk kimliğinin kaldırılması, hem tarihi gerçeklere, hem de fiili gerçeklere aykırıdır ve asıl kaos o zaman doğacaktır. Mesela Güneydoğu`da yakın zamana kadar Türkler çoğunlukta idi. Bugün de yapının çok değişmediği bir gerçektir. Bütün Türkiye`de herkes birbiri içine girmiş, birbirinin ayrılmaz parçası olmuştur. Çünkü Cumhuriyetimiz, Ermeni, Rum ve Yahudiler dışında kimseye azınlık dememiş ve asırların birleştirdiği ve Türk adı altında milletleştirdiği bir toplum yaratılmıştır. Artık Türk deyince bu toplum anlaşılır. Bu ülkede yaşayan milletin adı değişmez şekilde Türk olmuş, vatanın adı da Türkiye olmuştur. Anayasamızın değişmez dediği maddeler Türkiye Cumhuriyeti`ni kuranlarla birlikte bütün toplulukların iradesidir. 
    Bu Cumhuriyet de öyle kolay kurulmamıştır. Çünkü bir ferdin kimliğini değiştirmek, nasıl o ferdi öldürmek demek ise bir milletin, kaynaşmış toplumlardan mürekkep bir milletin, adını değiştirmeye kalkmak da o milletin ölümü demektir. Tabii buna da, Türk kökenliler ne kadar karışmış olurlarsa olsunlar kendini Türk hissedenler elbette bu katliama boyun eğmezler. Bunları uzun uzun düşünmeden, Türk kavramını kaldırmaya, küçültmeye kalkışmak her yönüyle yanlış, altında gizli başka emeller taşıyan ve genellikle yabancıların emellerini taşıyan tutum ve davranış değil midir?
    Altıncı olarak, \"Ne Mutlu Türküm Diyene\", asrın tek dâhisi Mustafa Kemal Atatürk`ün dahiyane bir sözü olduğunu inkâr etmek mümkün müdür? Tasada, sevinçte kaynaşmış bir topluluğun mensubu olarak, Türk olmakla övünmek, hiç kimseyi rahatsız edemez. Bu milletin, bu kaynaşmış toplumun refah ve huzuruna, varlığına kendisini armağan edecek nesiller yetiştirmek borcumuzdur ve çok akılcı bir tutumdur.
    Çünkü tarihi tecrübelerimiz \"Din birliğinin\" yaşayamadığını ve asıl Müslümanların bizi kırdığını hatırlatmaktadır. Dini terk etmeksizin, milli unsurlarımızın ayrılmaz parçası olarak muhafaza etmek ve aslından sapmalara, bu vasıtayı kullanarak başka türlü bölücülük yapanlara, mezhep ve tarikat kavgası çıkaranlara asla müsaade etmemek cumhuriyetin kökünde vardır. Ayrıca kuvvetli milli duygular kalkınmanın esas motorudur. Japonya`da bu böyledir, Atatürk döneminde de bu böyleydi. Aydınlar, ayağında çarığı olmayan askerlerimizle kazandığımız zaferin ardından, daha cumhuriyet kurulmadan iktisadi hedeflerimizi tespite çalışan başbuğumuzun, 15 yılda ekonomimizi %’de kaç hızla geliştirdiğini, temel alt yapı yatırımlarının nasıl yapıldığını, dullardan, sakatlardan, hastalardan mürekkep savaş sonrası toplumumuzun bütün dertlerinden büyük ölçüde nasıl kurtarıldığını ve mesela 1000 doktorla nasıl mucizeler yarattığımızı düşünmelidirler. Bunun motoru milli duygularımızın yüceltilmesiydi.
    Bu tahlilleri uzatmak gerekmez. Sonuç olarak bu vatanda yaşayan insanların hepsine birden Türk Milleti denir. Vatanın adı Türkiye, dilin adı Türkçe`dir. İslamiyetin emri olan muamelat hükümlerinin çağa uyması mecburiyetinin bir sonucu olarak laiklik ve toplumculuk devletin temellerindendir.
    Tarih bir tarafa itilerek, Türk milletini tekrar kaosa sürükleyecek, her önüne gelenin devlet kuracağı, muhtar olacağı gibi sapık davranışların Balkan harbiyle başladığı gibi yeniden başlamasına imkân verecek her türlü hareketin ihanetten başka bir deyimle ifade edilmesi mümkün değildir. Bu hıyanet, Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasına, topraklarının çok büyük bir kısmının kaybedilmesine sebep olmuştur.
    Bugün artık kaybedecek bir karış toprağımız yoktur. Ne Mutlu Türküm Diyene.
    Tanrı Türkü Korusun.
    Prof. Dr. Turan Yazgan”
    Gel de altına imza atma…
    Son günlerde facebooktaki mesajlar hakikaten harika, bunlardan en son gezenini paylaşmak istiyorum:
    “DEPREM BÖLGESINDEN ÇAĞRI YAPILIYOR!!!
    -İş makinelerini gönderin..
    Cevap: iş makinelerini yaktınız...!
    -Doktor gönderin...
    Cevap: Doktorları öldürdünüz..!
    -Polis gönderin...
    Cevap: Polisi taşladınız..!
    -Para gönderin...
    Cevap: Gönderdiğimiz paraları belediyeleriniz pkk ya verdi..!
        -MEHMETÇİĞİ yardıma gönderin..
    Cevap: MEHMETÇİĞİ ŞEHİT ETTİNİZ..!!!
    Edenlere yardım ettiniz...
    Ama her şeye rağmen biz hain değiliz..
    BİZ TÜRK\'ÜZ !! MÜSLÜMANIZ...
    BEKLEYİN GELİYORUZ.”