Bir var mıııış bir yokmuş. Uzak diyarların birinde kocamaaaan bir orman varmış. İçinde koca koca ağaçlar yaşayan bu ormanda geyikler, ayılar, papağanlar, sincaplar ve bir sürü hayvan yaşarmış. Unutuyordum bir de akrep varmış.
Bu akrebin hiç de güzel olmayan bir huyu varmış; herkese zarar vermek. Çimler üstünde giderken bir kelebek görse ona saldırır, bir maymun görse sokar, hele küçük çocukları kovalamayı o kadar severmiş ki anlatılamaz…
Bu akrep bir gün nehir kenarında giderken bir kaplumbağa ile karşılaşmış. Hemen kaplumbağaya yaklaşıp şöyle demiş;
“Hey hey kaplumbağa kardeş! Bana yardım eder misin?”
İyilik yapmayı seven ve diğer canlılar da merhameti çok olan kaplumbağa hemen akrebin yanına gitmiş ve;
“Tabi ki! Elimden gelen bir şeyse neden olmasın!”
Akrep içinde “Tam aradığım kurban! Bu kaplumbağaya neler yapacağım neler!” diye geçirmiş. Sesli olarak kaplumbağaya şöyle demiş;
“Bu nehrin karşısında çocuklarım var! Beni karşıya geçirir misin?”
Kaplumbağa da “Tabi ki! Atlayın lütfen kabuğumun üstüne geçelim hemen!” demiş akrebin yalan söylediğini fark edemeyerek…
Akrep kaplumbağanın kabuğuna bindiği gibi nehrin diğer köşesine doğru harekete başlamışlar. Tam nehrin ortasına geldiklerinde akrep yavaştan yavaştan kaplumbağayı sokup zehirlemeye başlamasın mı!
Kaplumbağa “Yahu ne ettin demiş, durduk yerde beni sokmaya başladın, hem sen öleceksin hem de ben, neden?
Akrep cevaplamış: “Hiççç akrepliğimden…”
Kaplumbağa da hemen suyun dibine dalmış. Akrep ne kadar güçlü olsa da suda yüzmeyi bilmiyormuş. Ve böylece boğulup gitmiş. Yaptığı kötülüklerin ve kötü işlerin cezasını acı şekilde ödemiş. Kaplumbağa ise kısa sürede iyileşip hayatına devam etmiş…
Devletimizin sonsuza kadar yaşaması için Orhun Abideleri de böyle bir kaplumbağanın sırtına yazılmıştır.
Hakkari Çukurca’da 24 şehit verince Türk Milletinin günlerce süren tepkisi üzerine göstermelik bir sınır ötesi harekat yapan Hükümet, daha öncekilerin hatasına düştü ve müzakere yaparak sorunu çözebileceğini düşündü. Hemen Mesut Barzani efendi ile görüşme ayarlandı.
O da geldi, bazı nasihatlerde bulundu ve arkasını dönüp gitti. Bunu gören BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hiç durur mu, o da koşa koşa Talabani efendi ile görüşmeye gitti.
Bu Barzani ve Talabaniye zamanında Türk diplomatlarına verilen kırmızı pasaportlardan verilip, altlarına uçaklar tahsis edenler, yukarıdaki hikayedeki akrebin sırtlarını sokması gibi bunlardan çekmedikleri kalmamıştı.
Halen mücadele yerine müzakereyi düşünenlere en güzel cevabı yıllar öncesinde Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy “Kıssadan hisse” isimli dörtlüğü ile vermişti:
“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
\"Tarih\"i \"tekerrür\" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
Adam resmi toplantılara bile peşmerge kıyafetleri giyip, kafasına agel takıp geliyor, var olma sebebi olarak en can düşmanlarımızın her türlü uluslar arası kazanımlarına göz yumuyor, siz ise silah ile mücadele etmek gibi en sağlam yol dururken, tutup bunlar ile masa başında müzakere etme, anlaşma yollarını arıyorsunuz.
“…Yufka yürekler ile çetin dağlar aşılmaz!...” demiş şair yoksaki “Adın Mülayim soyadın sert olsa kaç yazar…” politikalarının adı “Açılım” ile geçtiğimiz hafta medyada da bir korucunun da söz ettiği gibi “Eskiden PKKlı başını kaldıramazdı, şimdi bir açılım tutturdular bunlar azdıkça azıyor. Çünkü bize kurşun sıkacaklara neredeyse çiçek atacak hale getirildik…” diyor.
Bir başka konu ise Özel Harekatı etkisiz hale getirme kararının Mesut Yılmaz hükümeti zamanında alındığını buyuruyorlar. O kadar kararlı iseniz alırsınız yeni bir karar, dağları gerçek sahiplerine teslim edersiniz, olur biter…
Bebek katili ile görüşen sizin adamlarınız, kurumlarınız, idam edilmesini istiyorsanız zaten toplumun % 50’ si arkanızda, inanın TBMM’ de bu destek % 100’ e çıkacaktır.
Yeter ki yasayı değiştirin…
Yoksa ki Barzani efendi ile müzakere edip mücadele etmeyi tercih etmezseniz “Erbil’den abim gelmiş!…” şarkısını daha çok teganni edersiniz.