Selamün aleyküm Hamit ağabey,
Nasılsın? İnşallah iyisindir. Bende her zamanki gibi yine koşturmacadayim, ama Allah’a şükür bir şikayetim yok. Kusura bakma mektubumu biraz geciktirdim . (ancak vakit bulabildim), malum zaman fazla olmayınca uzun uzun yazamıyorum. Umarım yazmak istemediğimi düşünmemişsindir.
İstediğin gibi biraz kendimden ve ailemden bahsedeyim ,daha sonrada Kitaplarınıza yorumlarımı yazayım..
Biz Yozgat´ın Çayıralan ilçesine bağlı (eski ismi Turasa olan) Gün yayla köyündeniz. 4 kız 2 erkek olmak üzere 6 kardeşiz. Ben 5 numarayım.
Babam 1969 yılında Almanya’ya çalışmak için gelmiş. Herkes gibi iş kurabileceği kadar para kazanıp geri dönmek istiyormuş. Bakmış zamanla geri dönemiyor, bari ailemi yanıma getireyim demiş ve 1988 senesinde annem ve 3 küçük çocuğunu da Almanya’ya getirdi.
Büyük ablalarım evli olduklarından dolayı onları getiremedi. Abimi getirdi fakat o okusun, benim gibi inşaat işçisi olmasın diye tekrar memlekete gönderdi. Abimde Allah’a şükür Bursa üniversitesinde mali ve iktisat bölümünü bitirdi. O sene yazın köyde evlendi. Şuan İstanbul da özel bir şirketin mali isleri ile ilgileniyor.
Burada benden büyük bir ablam daha var, oda ekonomi okuyor. Ben ise kimya okuyorum. Rabbim kısmet ederse inşallah en geç mayıs ayına diploma tezimi bitireceğim ve diplomamı alacağım. Küçük kardeşim ise okumak istemedi ve liseden sonra çalışmaya başladı.
Gelelim memleket hasretine..... Çocukluğumu köyde geçirmemden dolayı belki de, köyümü çok severim. Hemen hemen her sene izine gideriz, bir kaç gün İstanbul’da teyzem ve ablamın yanında kaldıktan sonra köye gider, izin’imizin büyük bölümünü köyde ve yaylada geçiririz. Oranın saf ve doğal yaşamını hiçbir şeye değişmem. Gerçi bizim köy eskisi gibi değil, toprak evlerin yerini beton evler aldı, çok modern ve gelişmiş bir köyümüz var. Hatta yayla evlerimiz bile betondan. Yinede bağlara gidip ağaçtan meyve koparıp yemek, buz gibi soğuk sularından içmek, ılık ılık esen rüzgarla birlikte şarkı söyleyen kuş ve çekirgeleri dinlemek kadar güzel ve doğal bir şey yoktur. Yıldızlar köyde ve yaylada bir başka güzeldir, sanki elini uzatsan tutacakmışsın gibi yakındırlar.
Kendini çok kötü hissettiğin anda bile yıldızlar sana gülücükler gönderir, kuşlar şarkı söyler ve rüzgar yanındayım diye serin serin eser ve anında kendini mutlu hissedersin. Kusura bakma abi, bu konuyu daha fazla uzatamayacağım. Çünkü anlattıkça özlemim artıyor ve hayallere dalıyorum.
Neyse, gelelim yemek konusuna... Ne yiyip içtiğimizi sormuşsun. Köyde yapılan ne varsa burada da yiyip içmeye yemeye çalışırız. Mesela düğürcük çorbası: babam onun için çorbaların padişahıdır der. Arabaşı, bulgur pilavı, turşu, kesme mantısı, yoğurt çorbası, mantı, köfte, omaç, üzümlü aş, kuru fasulye, hoşaf... vs, yani hepsinden de yaparız. Bahçesi olanlar yufka bile yaparlar. Bazı yapamadığımız şeyleri de mümkün oldukça köyden getirip buzluğa atarız. Canımız istediğinde çıkarıp yapar yeriz.
Çok uzun yazıp değerli vaktini aldım abi, kusuruma bakma. Umarım bütün sorulara cevap yazabilmişimdir. Başka soruların olursa çekinmeden sorabilirsin. Elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım. Cevaplayamazsam da söylerim ok.
Hakkını helal et abi, annene ve Adil kardeşime selamlarımı iletirsen sevinirim.
Allaha emanet ol....
Kitaplara yorumu
Kız annesinin hazırlamış olduğu güzel yemeklerden yiyerek karnını doyurdu. Çok yorgundu, dinlenmeye ihtiyacı vardı. Çünkü ertesi günü daha da erken kalkıp okula gitmesi gerekiyordu, yapacak işleri çoktu. Onun için namazını kılıp hemen yattı.
Tam uykuya dalacağı vakit ablası yanına yaklaşarak “ Hani şu beklediğin kitaplar var ya, sanırım onlar geldi” dedi.
Kız hemen yerinden fırladı ve zarfı istedi. Ablası “hemen mi bakacaksın, istersen yarin bak, yorgunsun“ dediyse de kız durur mu, hemen zarfı açtı. İşte, işte beklediği kitaplar gelmişti.....
Göndermiş olduğun kitapları aldım çok şükür hemen okumaya koyuldum. "Sari çiğdem"i yavaş , yavaş içime sindire ,sindire okudum. Okurken bende sizlerle bağda ağaçlardan meyve kopardım, yufkaya dürülmüş çökelek ve taze soğan yedim, kaynar çorbasıyla ağzım yana, yana arabaşı yedim, sizlerle ağlayıp sizlerle güldüm.
Diğer taraftan bir insanin başına gelebilecek en kötü olaylar sonucunda dahi yılmadan usanmadan mücadele veren ve her şeye rağmen. Allah’ına şükretmekten vazgeçmeyen ve her seferinde daha güçlü ve inançlı bir şekilde dimdik ayakta durabilmeyi başaran seni görünce kendimden utandım.
Her halükarda. Yaratana şükrediyoruz fakat yinede şükrümüzü yeterince yapmadığımızı yapamadığımızı fark ettim.
Bu kadarda olmaz denecek şeylerin ola bileceğini gördük ve Allah’ın izniyle her şeyin üstesinden gelinebileceğini gördük sayende. Rabbim senden sonsuz razı olsun.
"Sari Çiğdem"in hemen ardından "Düven dişleri"ni okudum. Harika bir kitap olmuş.
Kitapta beni en çok Gül baharın. Ahmet öğretmen için yazdığı mektup etkiledi. Okurken ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Birde Has, has Sarının Ahmet öğretmeni gördüğü anda oğlunu hatırlaması ve sonralarında onun kendi oğlu olduğunu anlamasına rağmen onun hayatini yıkarım düşüncesi ile ona " ben senin babanım" dememesi beni çok etkiledi.
Sevgiyi o kadar güzel ifade etmişsin ki.....
Yüreğine ve gönlüne sağlık Hamit abi. Yaratana emanetsin.
Kimya ger.. Meryem Safak \ Almanya.
Selam Ve Dua ile