Son dönem olarak da kabul edilen ve "1966 yılı ve sonrası"nı kapsayan dönemde masonlar, bölünüp iki farklı çatı altına girdikten sonra, faaliyetlerini sürdürmeye devam ederler. Günümüzde de hala bu durum geçerlidir. Masonlar Türkiye de özellikle 1984 yılından sonra tekrar faaliyete geçtiler, Masonların tarihten gelen en belirgin yapıları ülkenin ekonomik ve siyasi yapısı üzerine plan proğram uygulamalarıdır. Fakat geçmişte bu yapı her ne kadar Osmanlı ve Türkiye üzerinde oynandıysa da başarılı olamadılar. Yeni Sistem geliştirmeleri gerekiyordu. Son dönem Bu yeni sistem üzerine kuruldu.
Ülkemizde yaklaşık 300 yıllık geçmişi bulunan, İttihat Terakki Fırkasının idarecileri arasında geniş yer kapsayan ve bir bölümü Atatürk zamanında da devlet hayatında yer alan masonlar arasında Mustafa Reşit Paşa, Mithat Paşa, Ali Fuat (Cebesoy), Ağaoğlu Ahmet Bey, Abdurrahman Şeref, Dr. Akil Muhtar (Özden), Abdullah Cevdet, Dr. Bahattin Şakir, Beşir Fuad, Cavit Bey (Maliye Bakanı), Eşref Sencer Bey (Kuşçubaşı), Edip Servet Bey, Halil (Kut) Paşa, Hüseyin Cahit Yalçın, Halil Şerif Bey, İsmail Canpolat Bey (Dahiliye Bakanı), Kara Kemal Bey, Kazım Nabi Bey, Kazım Nami Duru, Mehmet Reşit, Mahmut Şevket Esendal, Nuri (Kıllıgil) Paşa, Osmancıklı Nuri, Dr. Nihat Reşat Belgevi, Dr. Rıza Nur, Sait Halim Paşa, Şemsettin Günaltay, Dr. Tevfik Şükrü Bey, Talat Küçük (Muşkara), Prof. Veli Bey, Hüseyin Kadri Bey, Hüseyin Haşim Sanver bulunmaktadır.
Büyük Üstat konumundaki Remzi Sanver’in 20 Ekim 2010 tarihli açıklamasına göre, halen Türkiye’de 218 loca ve 15 bin civarında mason bulunmaktadır. Siyasi sahadaki çalışmalarını, “Masonların dünyayı yönetmek gibi ne bir arzusu ne bir ideali vardır. Masonluk insanlara iktidar kavramından arınmayı öğretir. İktidarı sadece insanlığın yararına kullanacaksanız iktidar olun” ifadeleri ile anlatmıştır. Bu sözler, masonların iktidar tutkularının göstergesi olmaktan öte anlam taşımamaktadır.
Masonluğun bu sessiz ve derinden işleyen stratejisinin en büyük özelliği, bu stratejide görev alan masonların, bunu masonluk adına yaptıklarını hemen hiçbir zaman açıklamamalarıdır. Farklı kimliklerle, farklı sıfatlarla, farklı makamlarda görev yapar, ama masonluk aracılığıyla benimsedikleri ortak bir felsefeyi topluma empoze ederler. Türk localarının büyük üstadlarından Halil Mülküs, yıllar önce kendisiyle yapılan bir röportajda, bu gerçeği şöyle açıklamıştır:
Masonluk, masonluk olarak ortaya çıkıp hiçbir şey yapmaz. Masonluk bireyleri yönlendirir, burada yetişen bireyler, zikir talimi üretimine katılan Masonlar dış alemde bulundukları yerlerde, çeşitli seviyelerdeki mesleklerdedirler. Bunlar üniversitelerdedir, rektördürler, bunlar profesördürler, bunlar devlet adamıdırlar, bakandırlar, doktordurlar, hastane başhekimidirler, avukattırlar, vs. Bulundukları yerlerde bu masonluğun talim ettiği fikirleri yaygın bir biçimde topluma aktarma gayreti içinde olurlar.
Biz de masonlardan namaz kılanları işitiyoruz, namaz kılarken çekilmiş resimlerini görüyoruz. Ama bunları, insanları kandırmak veya oy almak için yaptıkları çok görüldü. Gösteriş için aynı vaktin namazını, birkaç sefer kılanları bile oldu. Masonluk, daha çok Yahudilik temelleri üzerine dayalı olarak, millî ve manevî değerleri bozmak gayesiyle kurulan, idealleri çok gizli, fakat örgütleri açık bir kuruluştur. (Asıl maksadımız, bütün dinleri yok etmektir) derler. (Y. Rehber Ans.)