Yabancı artistler konusunda isim özürlüyümdür.
Aslına bakarsanız isimlerini hafızıma doldurmayı külfet olarak gördüm yıllar yılı.
Şu da bir gerçek ki onlarla büyüyen bir neslin çocuklarıyız.
Bize yabancı, Batı kültürü…
Çocuklarımızın yatağa girerken iki elini birleştirip, gözlerini tavana dikerek ettiği duanın ardından söylediği “Amen”ler ezberi oldu.
Allah baba diye başlayan sözün altındaki gizli tehlikenin farkına varamadan büyüdük çoğumuz.
Batı kültürü önce beynimize, oradan da kalbimize girdi yabancı filmlerle.
Öyle ki millet olarak Batı akımına kapılıp gittik.
* * *
Batı kültürünü yıllarca zihinlerimize bir şekilde işlemeyi başaran artistlerin şaşalı hayatları her daim gözlerimizi aldı.
Onların filmlerdeki yaşantısını gerçek zannederek kendi hayatımıza uyguladık.
Ama gördük ki sonları insana yakışmayacak şekilde oldu genellikle.
Batı\'nın kültür emperyalizminde en önemli silahı olan filmlerin başkahramanlarından biri de Liam Neeson…
Bakınca tanıdığımız bir sima.
Ama ismini ezberleme gereği duymayacağımız bir şahsiyet.
Bu şahıs yeni filmi için İstanbul\'a gelmiş geçenlerde.
İstanbul\'daki çekimler sırasında ezan sesini işitmiş.
Günde 5 kez okunan ezan belli bir zaman sonra kalbine dokunmuş, hissiyatına mana katmış.
Derken camileri ziyaret etme isteği doğmuş.
Camilerdeki o manevi atmosferi yaşadıkça İslamiyet\'e merak salmış.
Şimdilerde beklilerle de olsa Müslüman olabilir miyim diye düşünmeye başlamış.
Düşüne biliyor musunuz Allah bir insanın kalbine hidayet verecekse eğer bir şekilde öyle bir vesile kılıyor ki, insan olanın aklı almıyor.
Yıllarca Batı kültürünü özellikle Müslüman dünyası üzerine filmler aracılığı ile enjekte etmeye çalışan filmlerin başkahramanlarından biri bir ezan sesiyle birden kalbindeki buzlar erimeye, kara mühür silinmeye başlıyor.
Elin adamı bu feyzi, bu heyecanı, manevi sıcaklığı ezan sesiyle algılarken biz ne yapıyoruz?
Ne yalan söyleyeyim Liam Neesson\'la ilgili haberi okurken kendimi sorgulama gereği hissettim.
Utandım desem yeridir.
Yıllarını yabancı bir inanış, kültür ve şaşalı bir hayatın içerisinde geçirmiş insan kim bilir belki de hayatının son deminde bir ezan sesiyle o feyzi hissedebiliyorken, biz o manevi atmosferin farkında dahi değiliz.
En azından çoğumuz öyleyiz.
Ezan sesini duyduğumuz zaman ne hissediyoruz.
Hoş, artık ezan sesiyle oturduğumuz yerde irkilme, kendini toparlama, en azından saygı gösterme adına küçük bir kıpırdanma zor geliyor.
Bu yaz bitiminde Ankara\'da bir parkta şahit olduğum olay beni oldukça şaşırtmıştı.
Ezan bütün ihtişamı ile yeryüzünü sarmış, dağlar, taşlar, böcekler, kuşlar, dalında kurumuş yapraklar saygıyla bu yüce sesi dinlerken o parkı dolduran insanların en küçük bir saygı belirtisi göstermemesi beni oldukça şaşırtmış, üzmüştü.
Belki hüsnü kuruntu, abartı, belki de riya benim düşüncem.
Ama insanoğlu bir müdüre, amirine, karşısındaki bir büyüğe görev icabı, ya da maddi getirisi olan bir işte patronuna çıkar için ceketini düğmeleme ihtiyacı duyarken, bir ezan sesiyle toparlanmak çok mu zor?
* * *
Yanlış anlaşılmasın lütfen, öyle fetva verecek ukalalığa, ya da bilgiye sahip değilim.
Eleştirdiğimiz, ya da eksikliğini belirttiğim insan profilinden biri de benim.
Kendimi ayrı tutmuyorum.
Zaten önemli olan aynaya bakabilmek değil mi?
Ben de o aynadan gördüklerimi, yansıyanları paylaşmak istedim bu gün.
Bir yabancı artistin ezandan aldığı feyzi neden “Elhamdülillah Müslüman\'ım” diyen bizler alamıyoruz.
Neden?
Sizce de garip, düşünülmesi, yadırganması gereken durum değil mi?
Yabancı artistle ilgili haberi okurken inanın kıskandım.
Kendi kendimi sorgulama istediği uyandı.
Onlar biz gibi olmaya çalışırken biz kim gibi oluyoruz?
Onlar bizim inançlarımıza ilgi duyarken biz neye ilgi duyuyoruz?
Onlar bizi tanımaya çalışırken biz kime benzemeye çalışıyoruz?
Sanırım bu ve bunun gibi pek çok soru var yanıt vermemiz gereken!
* * *
Rahmetli Cem Karaca\'nın ne sanatını ne de kişiliğini hiç beğenmedim.
İnsanları dış görünüşleri ile yargılama hastalığından olsa gerek, uzak durdum.
Ama bir anısı beni öyle etkiledi ki, inanır mısınız bu gün eğer geçmişe dair bir duam oluyorsa onun içinde Cem Karaca da var.
İnsanı insan olduğu için sevmek, saygı duymak gerektiğini geçte olsa fark ediyor insan.
İnsan insanı tanıdıkça anlıyor bunun kıymetini.
Cem Karaca, sürgündeki yurt dışı anıları ile ilgili bir röportajında şunları söylüyor: “Yurt dışında ne zaman başım sıkışsa, ya da içinden çıkamayacağımız, cevap veremeyeceğim bir durum olsa telefona sarılır babamı arardım. Babam rahmetli olmuştu, cenazesine dahi katılamamıştım. Yine bir gün öyle bunaldım, sıkıştım, daraldım ki, anlatamam. Gayri ihtiyari telefona sarılıp, babamı aramaya çalıştım. Telefonun karşısında kimse yoktu, babam ölmüştü. O an anladım ki bu dünyada her şey boş. Babam yok! Gözüm vitrinde duran Kur\'an-ı Kerim\'e takıldı. Açtım onu okudum, onda buldum pek çok şeyi.”
Zaten bu olayın ardından rahmetlinin hayata bakış açısı da 360 derece değişmiş.
İnsan hayatı öyle ince bir çizgide ki, yarın, bir saniye sonra ne olacağı, hayatın bizi nereye nasıl şekilde götüreceği belli olmuyor.
Bir an vardır o an yıllarca inanan kalbimiz öyle bir riyaya düşebilir ki, geri dönüşü olmayan yola girmek an meselesidir.
Bir an vardır o an yıllarca farkına varmadığınız kalbinizdeki hazineyi keşfettiğimiz an her şey değişir, yarının bize getirdiklerine kendimiz dahi inanamayız.
Liam Neeson, bir örnek.
Müslüman olur ya da olmaz…
Ama şu bir gerçek ki öğrenecek, yaşayacak, hissedecek, kıymetini bilecek çok şeyimiz var.
MEKANIN CENNET OLSUN HOCAM
Yalan dünya diye başlayan cümlelerin devamında mutlaka bir ölüm oluyor.
Biz ne kadar da yeniden, hakiki doğuş olarak inansak da kabullenmesi zor geliyor insan nefsine.
Dün Yozgat\'ın değerli insanlarından, kıymeti cenazesinde saf duran insanlarla da kendini gösteren Uğur Köseoğlu\'nu ebedi istirahatgahına gönderdik.
Melun hastalık bırakmadı yakasını.
Bu dünyadan göçüş sebebi bir hastalık olacakmış, Hak bir kış günü vuslatı tecelli etti.
Ardından dua edilebilecek, hayırla yad edilecek bir insandı.
Üzüntümüz büyük ailesi ve yakınları kadar olmasa da.
Ama ardından şunu söylemek istiyorum; dilerim kabrin nur, mekanın cennet olur.
Köseoğulu ailesinin başı sağolsun.
Mekanın cennet olsun hocam.