Gurbet diyarlarının körüklediği Yozgat hasretiyle heyecanlı heyecanlı memleket sokaklarını dolaşırken acıktığımızın farkına bile varmamışız. Bir kültür sanat programı için beraber geldiğimiz Prof. Dr. Hayrettin İVGİN ve Usta Gazeteci Orhan ÇINAR, Rıfat Bey bizi memleketine getirdin hadi bakalım ne yedireceksin dediler. Parmak çörek, testi kebabı, tandır vs. ne yesek diye düşünürken eski üzüm pazarı aralığından geçince otantik bir şehir dekorunun hakim olduğu insan gönlüne sıcak gelen Yayla Lokantası diye bir yere geldik.
Güler yüzlü, hoş sohbet ve engin gönüllü Celal OZAN karşıladı bizleri. Lokantaya öyle bir dekor vermişki insan kendini evinde gibi hissediyor. Bir dostun yanında ve yareninde olma hissiyle huzurlu bir rahatlık eşliğinde yemekleri seyrettik. Izgara çeşitleri, testi kebabı ve tandır kebabı tam Yozgat formatında hazırlanmış. Salatalar, tatlılar ve tüm yemekler meharetli usta eller tarafından yapıldığı besbelliydi. Çalışanlar kibar ve görgülü, kepçeler cömert, ortam tertemiz ve düzenliydi.
Masalarda yemek yiyen hemşehri profillerini izledim. Varlıklı, varlıksız oldukları diksiyonlarından ve yemek tercihlerinden belli oluyordu. Gündelik işlerin telaşesi ile Yozgat şivesi ve sıcaklığında konuşuyorlardı. “Sen ona gulaasma”, “ben onun gıçını gıracaağam”, “pahlayı suladınmı”, “sığırı sürdünmü” vs. İnsanın iştahı açılıyor. Gurbanım ben böyle konuşan dillere, çok özlemişim vallahi. Seslerinin ahenginde bile bir dostluk, yüzlerinin ifadesinde bir akrabalık, komşuluk, giyimlerinde bir samimiyet, yiyimlerinde bir paylaşımcılık ruhu var.
Hey gurban olduğum yarabbi diye hayıflandım. Bizlerede imkan ve alternatif gelir koşulları verseydinde köyümüzde, doğal ortamımızda yaşasaydık. Mevzuat keşmekeşi, ukela yaşam tarzları, birşeyden anlamayıpta her şeyden bahseden büyükşehir şarlatanları, tipine, yaşına, konumuna bakmadan maymun gibi makyaj yapıp, soytarı gibi giyinerek ceviz kabuğunu doldurmayan ifadelerle küçümseme formatında diksiyon eleştirmenleriyle aynı şehirde yaşadığım aklıma geldi.
Ekmekleri bölüp tabaklara bandıra bandıra, kuru soğan takviyeli rahat rahat yemek yiyen hemşehrilerim, keyifli ve samimi sohbetlerini yapmacıklaştırmadan ifade etme özgürlüğü ile insana her yönüyle güven veriyorlardı.
Dedimki kendi kendime. Celal OZAN kardeşimiz Ankara’ya da açsa böyle bir Yayla lokantası, sadece ve sadece her yönüyle güven veren Yozgatlı gönlü gibi sıcak, adam gibi adamlar yemek yemeye gelse. Ne kadar büyük bir şükür olur Cenab-ı Allaha. Celal Bey’in ve oğlunun bu ustalığı ve meharetleri büyükşehirlerde daha çabuk keşfedilir nasıl olsa. Ama bu güzel insanların zengin olmaya pek niyetleri yok, cömert ruhlu ve tok gözlüler.
Şimdi orda beraber yemek yediğim Hayrettin Hocam ve Orhan Bey diyorlarki;, Yozgata ne zaman gidersek veya Yozgattan ne zaman geçersek Yayla Lokantasında yemek yiyecek bir zaman ayıralım kendimize. O sıcaklık ve lezzet hala gönlümün derinliklerinde diyorlar.
Teşekkürler Celal Ozan Bey. O güzelliği, o sıcak Yozgat kültürünü ve misafirperverliğini bize yaşattığınız, farklı memleketlerin değerli şahsiyetlerine ilimizin güzelliklerini, cömert gönlünü tanıttığınız için oğluna ve sana sonsuz minnet ve saygılarımı sunuyorum. İnşallah Dünya Söz Akademisi üyelerinin bir Yozgat, Kayseri, Sivas veya Tokat programları kapsamında sizin mekanınıza teşrifi ve lezzetlerinizi tatma, sıcaklığınızı hissetmelerini önereceğim. Size başarı ve mutluluk içerisinde geçecek huzurlu ve bol kazançlı günler diliyorum.