Köylerden şehirlere yapılan göçten dolayı evlerin ve yerlerin darlığı nedeniyle zaruri olarak yapılandırılan bu yerler bizlerin düğün gibi değişik toplantı vs alanları olarak biz insanların imkanlarına sunulmuştur.
Köyler de köy odaları vardır. Erkekler oralarda toplanır sohbetler yapılarak değişik oyunlar sergilenir. Hanımlarda gelin ve damat evinde toplanarak onlarda oralarda yörelerine ve törelerine uygun bir şekilde eğlenerek düğün ihtiyaçlarını giderirler.
Diyeceksiniz ki burası da Köy değil? Şehir… apartmanın beşinci katında yüzlerce davetliyi toplayamayız ki, haklısınız.
Beğenseniz de beğenmeseniz de Zorunlu olarak bu salon düğünlerine katılıyoruz.
İyi güzel ama!… benim rahatsız olduğum salonlara değil. Bu ortamı kendi kültürümüze inancımıza ve zevkimize uygun kullanamayışımızadır?... sizlerinde bu ortamlardan rahatsız olduğunuz birtakım şeyler vardır.
“Ne yapalım o zaman?” dediğinizi duyar gibiyim. Olumlu veya olumsuz yönlerinden biraz anlatalım.
Örnek mi? Buyrun.
Gürültülü müzik eşliğinde salonun bir kenarında sahne denilen yerde kız erkek karışık horon tepiyorlar, bir çokları da müzik gürültüsünden bir şey anlayamayarak “beni de oynarken görsünler” diye oda sahneye çıkıp kendine göre oynuyor.
Bizim yakın Köyümüzde fadti diye biri vardı radyodaki hava durumuna da oynuyor haberlere de, oynuyordu. Onun gibi buradaki durumda aynen böyle.
Halay mı çekiliyor yoksa oyun mu oynanılıyor, açıkçası kimin eli kimin cebinde belli değil…
Karışık kuruşuk oynanılan bu düğünlerin birinde ailece oturuyor ortamın gürültüsünde sağa sola aval aval bakıp düğünün tadını çıkartıyorduk.
Sahnede kendine göre iyi bir elbise giyindiğini sanan yarı çıplak genç bir kız gençliliğinin verdiği çılgın duygularla yaptığı değişik hareketler, ona bol bol hingilim (belirsiz oyun) atarak oradaki gençleri baştan çıkartıp bir birine düşürmesine yetti, daha sonra salondaki davetliler de eşlik ederek ortalığı meydan muharebesine çevirdiler.
Vatan mı kurtarıyorlar? Yoksa namuslarını mı?
Bu belli değil, belli olan tek birşey vardı oda Allahın emri olan bu evlilik düğününü farkında olmadan sabote etmeleriydi.
Tabiî ki her düğün böyle kavgalı değildir…
Kavgasız bir başka düğüne geçelim.
Gelinle damadı bir kenara dikerek gelen davetlilere “buyurun hayırlı olsun deyin hediyelerinizi de takın” diyerek. Gelinle damatla tokalaşıp ve kucaklayarak öpüşmelerini sağlamaları.
Garibim damat… daha eli eline değmediği koklayamadığı gelini, düğüne gelen misafirlerle el verip kucaklaşarak tebrik etme niyetiyle koklaştırılıyorlardı!…
Yeni doğmuş tavuk veya kuş yavrularını elimize alıp sevmek veyahut koklamak için elinize aldığınızda bir mühlet sonra pörsüdüğünü!... görürsünüz.
Bu gelinle damatta biz insanların çiçeği burnunda yavruları, gülleri değiller mi?...
Birde kalkıp “nesil bu kadar niye bozuldu”?… büyüğün küçüğe Sevgisi kalmadı küçüğünde büyüğe Saygısı” diyoruz.
Halbuki bazı değerlerimizi farkında olarak veya (küçük) görüp hafife alarak.
Gülleri ta başta soldurup çürümüş gül yetiştirmeye çalışıyoruz?..
Bir başka düğünden de daha bahsedelim.
Salon dediğimiz bu yeri seyyar perdelerle ikiye bölerek, kadınlar bir tarafta erkekler bir tarafta.
Düğüne mi gidiyorsun? Yoksa hücreye mi?.. giriyorsun belli değil
Ben ailemi çoluğu mu çocuğu mu görmek istiyorum ancak “falancanın hanımı, yada beyi ziyaretçin var dışarıya çay bahçesine” diyerek Asker ziyareti gibi çağırtıyoruz çünkü… ailenle yan yana kalamıyorsun.
Her şeyi bu kadar oyuncak etmek zorunda mıyız?... Akla mantığa ve inancımıza daha uygun güzel cazip hale getiremezmiyiz?..
Hakkınızı helal edin. Çok acımasız şeyler yazılmış diye düşüne bilirsiniz!..
Bende zaten düşünesiniz diye yazdım. Bana katılır katılmazsınız, onu da çok değerli siz okuyucuma bırakıyorum.
Hadi önce Saygıyı Sevgiyi Edebi Erkanı İnancımızla yoğurarak harmanlıyalım.
Üretgen insanların önünü açarak “para” hırsına tapmadan neslimizi yetiştirirsek… her şeyin yerli yerince oturduğunu kendi gözümüzle görüp şahit olacağız...
Selam ve dua’larımla.