Ne mi oldu? Bir çok esnafkepenk kapattı. Ailler dağıldı, ödenmeyen çekten-senetten dolayı insanlar hapishanelere atıldı. Çek senet mafyası çıktı aileleri darmadağın etti. Ocaklar söndü yuvalar yıkıldı, aileler para parça edildi. HAlk günüh keçisi sayıldı, ekonominin faturası onların üzerine kesildi. Hatalı politikaların kurbanı olan insanlarımız bu acı tabloyu yaşarken politikacılarımız pişkin pişkin tavırlarıyla görevlerine devam ettiler.
Türk ekonomisini felce uğratan, milli gelirimizi çar-çur edenlerden hesap soranlaroldu mu? Vurgunculardan, talancılardan, soygunculardan hesap sorulabildi mi? Devleti zarar uğratan beceriksiz politikacılardan hesap soran oldu mu?Bir gecede neyimiz var, neyimiz yok alıp götüren-bizi fukaralaştıran mark-dolar zenginlerini yükselten yanlış politikaların hesabını kim sorabildi?
Halkın elinde var olanı da alıp şirket ve holding safsatası ile çar-çur edenlerden hesap sorabildik mi? Hesaplarını bile incelemeye aldıramadık. Bu paraları kim yedi, nerelere harcandı, nasıl değerlendirildi diye bir soruşturma dahi açtırmadık, açamadık. Sanki suçlu esnafmış, memurmuş, işçiymiş gibi ufak tefek ödemelerden dolayı masum halkı cezalandırdık. Oysa tüm bu yaşanlan sıkıntıların sorumluları vardı, asıl hesap onlardan sorumluydu.
Lafı uzattık galiba asıl sıkıntımıza dönelim.En yakın komşumuzun kansertedavisi gördüğünü öğrendik. Kutsal yoldan döndükten sonra kapılarını hep kilitli bulunca merak ettik, sorduk soruşturduk. Komşumuzun hanımı hastalanmış, Ankara’ya tedaviye gitmişler. Kanser çıkmış, kemoterafi görmeye başlamış üzüldük... Sapasağlam kadındı gençti, hayat dolu bir hanımdı.
YÜREĞİNİZ SIZLAMAZ MI?
Kanser çağımızın acımasız hastalığı, stres ve sıkıntıya gelmez. Allah hepimizi bu hastalığın pençesinden korusun! Kadıncağızın kanser hastası olduğunu öğrenine üzüldük doğrusu. Komşusunuz, komşunun derdi ile dertlenmek durumundasınız. Kapıları uzun süre kapalı kalınca sanki yüreğimize vicdanımıza kilit vurulmuştu... Ne yazık ki, hikayenin sonu acıklıydı.Öğrendiğimiz kadarıyla komşumuz kanserden ameliyata alınmış, tedavisi uzun sürmüş, kemoterapi tedavisi devam edecekmiş. Ekonomik sıkıntı yaşamışlar, beyinin işleri rast gitmediği için ufak-tefek borçlarını ödeyememişler. Herkesin başına gelen ekonomik sıkıntılaronları da etkilemiş... İçinizde bir acı hissediyorsunuz, yüreğiniz sızlıyor. Aile bu düzen bir bozuldumu kolay kolay tutmaz... Sağlık da öyle. Rabbim kimsenin sağlığını bozdurmasın, ağız tadınız bozulmasın!... Duamız bu yöndedir.
Bunları öğrendikten sonra inan ki huzurumuz kaçtı. Çevremizden haberimiz yok. Komşunun derdiyle dertlenmemişiz dedim kendi kendime... Devletin sosyal yardımlaşma fonunun birilerinin keyfince kullanmasına da tepki gösterdim. Sosyal yardımfonundan asıl istifade etmesi gerekenler bunlar olmalı. Sıkıntıya düşenler, hastalığın pençesinde çaresiz kalanlar, evi, eşyası, zaruri ihtiyaçları icralık olanlar var. Bunlara el uzatılmalıdır. Birileri yüzsüzlük gösterip hayır kurumlarını keyfince kullanıyor, asıl istifade etmesi gerekenler ortada kalıyorlar.
Hikayenin bundan sonrası mı? İşte onu anlatmayacağız. Bir komşumuza olan saygıdan iki birilerine ucu dokunacağından, üç zülfüyare dokunmasının yanı sıra iş hukuki boyutlara ulaştığından problemin ana kaynağını bilmediğimizden dolayı hikayeyi burada (yarıda) kesmek durumundayız.
Ama birilerine şunu sormak istiyom, aileleri durumları, feryatları, çaresizlikleri, çırpınışları, çığlıkları, “Sahi yüreğinizi hiç acıtmıyormu, yüreğiniz sızlamıyor mu?..” sadece buna merak etmiştim.
Rabbim yardım etsin,inşallah bu sıkıntıları atlatacaklarını düşünüyorum. Hepsinden önemlisi rabbime güvensinler, halka dayansınlar inşallah ufuklarından batan güneşin ardından şafakla birlikte doğacak olan güneş onlara yeni bir umut olacaktır... Ne dersiniz, biraz acımasız, biraz vefasız, biraz hırçın, biraz nankör değilmiyiz?.. Sizi bilmem ama benim vicdanım elvermiyor yüreğim sızlıyor...