Müstecep ağanın evinden altı oğlunun yanında biricik torunu 17 yaşındaki Osman’ın da adı vardı.
Cemaatten bir kısmı söylenerek kalktı.
Şu iş güç zamanı olacak iş mi? Diyorlardı
Müstecep ağaysa yerinden bile kalkamadı.
Ellerini çapraz bir şekilde dizlerinin üzerine koymuş beli öyle bükülmüştü ki sakalı dizlerine değiyor adeta bir heykeli andırıyordu.
Hoca yamacına geçerek bir şeyler anlatarak teselli etmeye çalışıyordu.
Müstecep ağa olacakların farkındaydı kafasını sağa sola sallayarak olayın vahametinin farkındaydı sanki.
Bir evden dört kişi de vardı ama yedi kişi hiç yoktu.
Neyleyelim komşular Allah bu yavruları bize bağışladı bizde vatana hizmetkâr olacağız.
Allah yavrularımıza kudret ve cesaret versin demek ki devletimiz zor durumda diyerek diğer asker ailelerine serinlik verdi.
Komşulardan iki kişi koluna girerek kaldırmaya çalıştılar. Bir taraftan da yedisini birden askere alacak değillerya diyordu kendi kendine.
Müstecep ağayı ayakları tutmaz bir halde caminin avlusuna çıkardılar.
İbrikteki suyla yüzünü yıkadılar.
Hoca sessizce hurandan ayetler okuyordu.
İki kişi koluna girerek caminin avlusundan dışarı çıkardı evine götüreceklerdi ki birden doğrulu verdi.
Tamam, tamam ben giderim dedi.
Yardım ısrarına karşılık şunları söyledi.
Komşular oğullarım beni öyle görürlerse Allah mahfaza askere gitmezler.
Ben iyiyim evde yakın zaten diyerek oradan ayrıldı.
Cemaat ve hoca 5,10 adım geriden takip ediyorlardı kapıyı aralayarak içeri girdi dışarıda oğullarının sesini duyan komşuları evlerine dağıldılar.
Her evde ayrı bir acı ayrı bir ateş düşmüştü yüreklere.
Kimse kimseyi teselli edecek durumda değildi.
Sofra hazırlanmıştı Müstecep ağa sofraya oturdu.
Aldığı lokma boğazından bir türlü gitmiyordu.
İdare lambasının ışığında sezdirmeden bir, bir çocuklarının yüzlerine bakıyor gözleri torunu Osman’a geldiğindeyse göz yaşlarına hakim olamıyordu.
Herkes doyup çekilince kızları sofrayı toparladı.
Osman arkadaşlarıyla oyun oynamak için dışarı çıkmaya hazırlanıyordu ki dedesi yanına çağırdı gel bakalım biraz konuşacaklarım var onu dinle sonra çıkarsın dedi.
Oğullarının da dağılmasına müsaade etmedi konuşacaklarım mühim mesele evlatlarım hepinizi alakadar ediyor diyerek söze başladı.
Yarın hepinizi şehre çağırıyorlar askerlik şubesinden kâğıt gelmiş sabah erkenden arabayı koşar gidersiniz.
En büyük oğlu ibram hepimizi demi diye sordu?
Baba da evet hepinizi hatta Osman’ımı da istiyorlar.
Benim asıl söyleyeceklerim şudur ki ola ki sizleri askere alacaklar sakın ha gedmemek içim bir bahane sunmayasınız. Olaki böyle bir şey düşüneninin zolur işte o zaman hakkımı helal etmem.
Orası peygamber ocağı oradan kaçılmaz.
Allah her şeye kadirdir söyleyeceklerim bu kadar hadi gidin yatın dedi. Osman ise dedesine dönerek sen bana velet deyip diyordun dede devlet bile benim büyüdüğümün farkında gördün mü Diyerek dedesinin sakallarını sıvazladı.
Dedesinin gözlerinden sicim gibi yaşlar süzüldü.
O bembeyaz sakalı yeni abdest almışçasına ıslanıverdi.
Titrek bir sesle ben farkına varamadım senin büyüyüp asker çağına geldiğinin ama devlet biliyormuş Osmancık deyip doyasıya. Sarıldı
Osman pek bi sevinmişti.
Sırtına hırkasını alarak ayaklarının ucuna çarıklarını takı dışarı fırladı. Yatsı ezanı okunmak üzereydi dedesi de kalktı abdestini tazeledi ve mescide varmadan torunuyla karşılaştı
ne oldu oğul çabuk döndün?
Ne olduysa bugün oynayacak imse yok hiç kimse dışarı çıkmamış bende geri döndüm diyordu
Dedesi senin emsallerinde yarın şehre gidecekler belki erken yatmışlardır hadi yiğidim sende git yat.
Sabah er kalkarsınız diyerek pek bir şey hissettirmemeye çalıştı.
Mescide vardığında ise imamdan başka kimseler yoktu.
Müstecep ağa müezzin oldu imamla birlikte namazı kıldılar.
Mescit içerisinde yaşanan olaylar hakkında sohbet ettiler.
İmam efendi bazı evlerden ağıt sesleri geldiğinden bahsediyor bir taraftan da Müstecep ağanın soğukkanlılığının şaşkınlığını yaşıyordu.
Ya müstecep emmi akşam namazında beni bir hayli korkuttun şükürler olsun ki çabuk toparladın neydi o halin Allah korusun diyerek moral vermeye çalıştı.
Müstecep ağa hoca, hoca Allah bana yedi yiğit evlat vermiş şükürler olsun ki hepside sapa sağlam devletimiz dara düşmüş olmasa yedisini birden niye askere alsın?
Moskof gelmiş akdağya dayanmış.
Biz millet olarak hiç esaret altında yaşamadık.
Ecdadımızdan hak razı olsun bizlerde torunlarımıza o günleri yaşatmamamız gerek.
Onun içindir ki başımızı dik tutmalıyız.
Vatan haininin babası demesinler de yedi şehit babası desinler.
Hoca Allah korusun inşallah sağ salim gider sağ salim dönerler Allah yar ve yardımcıları olsun diye dua etti ve evlerine dağıldılar.
Eve vardığındaysa çoktan yatmışlar eşi Ayşe Hanım odanın peykesine çekilmiş ağlıyordu.
Müstecep ağa ilahi hanı bu matemin nedendir.
Bilmezmisin Moskof gâvuru kapımıza dayanmış.
Irız namus tehlikede.
Hem Askere gidene ağlanmaz dua edilir şükürler olsun rabbime ki yedi yiğidimizi birden gönderiyoruz.
Bunlar gururlanılacak şeylerdir hem görmedin mi Osmancığımı askere çağırıldığını duyunca nasılda sıpa keyfi geldi diye teselli etti.
Ertesi gün erkenden kalkıp Yozgatın yolunu tuttular.
Şubede köy, köy ayrıldılar.
Listede isimleri yazılı herkes oradaydı.
Bir bin başı merdivenlerin başına çıkarak şu açıklamayı yaptı.
Burada sizleri toplamamızın sebebi şudur
Bilindiği üzere Ülkemizin geleceği tehlikede olduğundan seferberlik ilan edilmiştir.
Millet olarak herkese görev düşmektedir.
Şu söyleyeceklerim önemlidir.
Şimdi herkes köyüne dönsün yarın hepinizi burada bekliyorum gelirken de yanınıza en az bir haftalık erzakınızı alın.
Gelmeyenler hakkında işlem yapılacaktır.
Kaybedecek zamanımız yok hadi bir an önce gidin ve akrabalarınızla helalleşin diyerek sözlerini tamamladı.
Altı kardeş bir yeğen
yani baba oğul köye geldiler.
Osman’ın babası İbrahim hadi biz neyse gideceğiz elbette hiç değilse oğlum kalsaydı baba oğulda Askere mi yollanırmış diyordu.
Yaşlı babası oğlu İbrahim’e dönerek kaşları çatık bir halde sen babasın da niz neyiz gurur duyacağına söylenip durma.
Böyle bir şeref kime nasip olur.
Hem o tam askerlik çağında yiğit bir asker olur Öyle değimli? Osman’ım diyerek gururlandı.
Hanımına seslendi bu yiğitlerime tayin hazırla yarın yola çıkacaklar kim bilir kaç gün yol giderler azısız kalmasınlar dedi.
Torunu Osman nenesine bir haftalık olacakmış komutan öyle dedi diyerek seslendi.
Yaşlı kadın gelini ve kızlarıyla birlikte evdeki arpa unundan çörek etti ama bu yedi askere bir gün bile yetmeyecek kadar azdı.
Konu komşudan un istedi ama bulamadı.
Bunun üzerine evdeki buğday bulgur Çedene ne varsa kavurdu.
Sabaha kadar her birine ayrı yedi çanta dikti.
Köy meydanında toplanan diğer askerlerle birlikte sabah yedi yiğidini birden gururla vatana askere yolladılar.
Şubede toplanan askerlerin sevkıyatı yapıldı
Birliğin başına komutanlar görevlendirilerek şefaatliye doğru yola çıkıldı.
Yedi kardeş aynı birliğe verilmiş Askerler kendi aralarında bu kardeşlere yedi verenler ismini taktılar.analarının yaptığı çörek daha il günü bitmiş id.i
Çantalarındaki kavurga ile kendilerini doyurduğu gibi diğer askerlere de tayin oluyordu.
Kavurga yemekten bıkan Osmancık ise Malatyalı arkadaşıyla kavurga karşılığında kayısı pestili alıyordu.
Aradan birkaç gün geçmiş birçoğunun tayini tükenmiş kalanlarınki ise küflenmişti.
Ama Ayşe hanımın Yokluktan mecbur kalarak hazırladığı Buğday arpa bulgur ve Çedene karışımı bu kavurga tüm birliğe çerez mahiyetinde azık olmuştu.
Aradan yıllar geçmiş babaları hakkın rahmetine kavuşmuş ersiz kalan o cıvıl, cıvıl koskoca ev Ayşe kadın kızları ve gelini yapa yalınız kala kalmışlardı. Ve bu çaresizlik içinde şu acı ağıtı diline destan etmiştir..
YEDİ OĞULA AĞIT
Yedi oğul büyüttüm bağımı el belliyor
Halimi bilmeyen beni deli belliyor
Gelibolu neresi? biri bile dönmüyor
Pınar oldu gözlerim bir an bile dinmiyor
Kapandı kapım söndü ocağım
Milletime vatan oldu oğul canlarım
İbrahim, Ahmet’im, Salih’im,
Kalmadı yalan dünyada sahibim
Ömer’im, Mehmet’im, Yakup, Osman’ım
Kör olsun gözleri size kıyan düşmanın
Siz olmadan bahçeyi, bağı neyleyim
Asker oldu benim koç yiğitlerim
Söndü ocağım zindan oldu evim
Bir gün gelirsiniz diye gönül eylerim
Kapandı kapım söndü ocağım
Milletime vatan oldu oğul canlarım
İbrahim, Ahmet’im, Salih’im,
Kalmadı yalan dünyada sahibim
Ömer’im, Mehmet’im, Yakup, Osman’ım
Kör olsun gözleri sizlere kıyan düşmanın
Ana değil ben sizlere köleyim
Öldünüz, mü, kaldınız, mı bileyim
Gelibolu neresi koşup geleyim
Mezarınız yok ki bir taş dikeyim
Kapandı kapım söndü ocağım
Milletime vatan oldu oğul canlarım
Bu hikâye Yozgat Merkeze bağlı İnceçayır köyünde yaşanmış olup 6 oğul birde torun bir çok cephede savaşa katılmışlar Çanakkale savaşında birbirilerini kaybetmişler Yakup Çavuş ile Torunu Osman dönmemişlerdir diğerleri ise farklı zamanlarda dönmüş Molla Ahmet diye bilinen oğlu döndükten 40 gün sonra vefat etmiştir.
Kaynak: İnceçayır Köyü Emrullah Kandemir, İbrahim Şerefli, Feyzullah Erciyas, Kavurgalı Köyünden Osman Seçkin, Hamide Karadavut
Derleyen Osman Karaca