Haziranın sonu Temmuzun başıydı günlerden neydi hiç ehemmiyeti yoktu
Bir Cuma günü unutulmazdı bir de Salı.
O gün ise ne Cuma idi nede Salı Pazarı.
Babaları Müstecep ağa akşamdan oğullarına talimatı vermiş Alibüdğün höyük bölgesindeki arpa tarlası biçilecekti.
Sabahın ilk ışıklarında uyandılar altı kardeş bir torun
Ellerini yüzlerini yıkayıp yavan, yaşık bir şeyler atıştırdılar sonrada öküzleri kağnıya koşup tarlanın yolunu tuttular.
Arpalar kurumuş ekinler ise yeni, yeni firik oluyordu.
Sabah yeli estikçe ekinler deniz dalgası gibi dalgalanıyor bulanık bir denizi andırıyordu. Kağnının mazısından gelen gıcırtı sesleri dağların iniltisine dönüşüyordu.
Tarlaya vardıklarında gün hayli ilerlemişti.
En büyük ağabeyleri kağnının salından takımları indirdi
Tarlanın sınırında kendine uygun bir yer bulup örsü oraya çakı verdi
Tırpanların ağzı kör olduğundan dişemek gerekiyordu.
Ağabeyleri İbrahim’in oğlu Osman ise öküzlerin zelve kayışlarını çözerek yorgun hayvanları bir hayli uzaktaki çayıra kadar götürdü.
Diğer kardeşleri ise tırpanların dişemesini beklerken güreşe tutuşarak idman yaptılar..
Daha sonrada dişenen tırpanları alıp arpayı biçmeye başladılar.
Yeğenleri döndüğünde amcalarının çoktan işe başlamışlardı o da hemen tırpanını alıp işe koyuldu
Altı kardeş bir yeğen peş peşe sıralanmış birer adım arayla adeta halay çekiyorlardı.
Bir seferde bir evlek yeri deviriyorlardı.
Güneş tepelerine gelmiş gölgeleri boylarından güdük kalmıştı.
İçlerinden biri ya bu ağamda nerde kaldı yemeğimizi getirse de yesek diye mırıldandı.
Bu sözün üzerine zoyu sınıra vuran ortanca bilâder ağaç tırpanı dikerek mola verdiğini ilan etmişti.
Sınırı bulan gelip uzanıyor kimi ise kağnının gölgesinde sigara içiyordu.
Ufaklık ise suyun bittiğinin farkına vardı.
Çam bardağı alarak çeşmenin yolunu tutu.
Çok geçmemişdi ki en büyük ağabeyleri uzaktan birinin geldiğini fark edip aha ağam geliyor dedi.
Bir diğeri ağabey açlıktan hayal görmeye başladın her hal o bizim ufaklık suya gidiyor diye yarenlik etti.
Yine bir diğeri ise yahu ağam eşekle gelir bu yaşta hem azığı hem kendini nasıl getirsin o bizim yeğen dir diyerek gülüştüler.
Biraz daha yaklaşınca babaları olduğu iyice belli oldu.
Ekinler çok boylu olduğundan eşek görünmüyordu babaları ise eşeğin üzerindeydi.
Müstecep ağa geldi yapılan işi görünce maşallah, maşallah diyerek memnuniyetini ifade etti.
En küçüğün bir büyüğü ağa bizemi? Maşallah dersin yoksa eşeğe mi?
Baba tövbe, tövbe diyerek oğluna kızgın gözlerle baktı.
Oğlum hemi size maşallah diyorum hemide tarladaki nimete. Baksanıza ekinler boyumu aşıyor bereket yılı olacak inşallah. geçen sene mübarek elimizi boşa çıkardı yeygi bile yetmedi..
Size de maşallah ki tarlanın yarısını gavlatmışsınız diyerek gururlarını okşadı. Gözleriyle de sağa sola bakınarak hani güççük nerde yatı yomu yoksam velet diyordu.
Onlarda su getirmeye gitti şimdi gelir diye merakını giderdiler.
Yaşlı babalarına torununun yaşına göre onlarla birlikte nasıl tırpan salladığını överek anlattılar.
Müstecep ağanın gözlerinin içi gülüyordu.
Pek bi keyiflendi.
Torunu olmasındanımdır nedir ona pek kıyamazdı.
Eşeğin yularını tekrar eline aldı siz oturun da ben kerataya karşı varayım diyordu ki ekinlerin içinden kafası göründü.
Biraderlerden biri kalktı kardeşine yardıma gitti.
Kan ter içinde kalmıştı
Ya bu bardak içindeki sudan ağar diyerek kendi kendine söylendi
Dedesi biraz acıyarak bıyık altından güldü yüzünü iki avucunun arasına alarak sevgisini ifade etti.
Tencereyi hurcun içinden çıkarıp küçük guşeneye (Derin yayvan yemek kabı) boşalttı.
Yya.
Müstecep ağa kendi yemiyor evlatlarını seyrediyordu bir taraftan da şükür Yarabbi şükürler olsun sana diye dua ediyordu.
Altı kardeş değil sanki arkadaştılar ne kavgaları olur nede haylazlıkları bunun içinde ne kadar şükretse yinede azdı.
Oğulları iş yaparken pek bi keyiflenmişti Müstecep dede.
Gençliği aklına geldi.
O zamanlar ne alet vardı nede böyle kalabalık bir ailesi..
Babası Kafkasya Türkmenistan dan gelmişti.
Geldiklerinde buralarda taş üstünde taş yoktu.
Aylarca çadırda yaşamışlar daha sonra babası ve iki amcası birde, birlikte göç eden Kara Davut ailesi buraya yerleşmeye karar vermişler kerpiç kesip ilk evlerini yapmışlardı.
O zamanlar bu tarla hozan idi diyordu.
Oğul buralarda hayvanlar yayılırdı az ileriside arek yeriydi (Hayvanların Öğlen sıcağında dinlendiği yer) bi kaç ağaç vardı onun dibinde gölgelenirdik bu toprakların bu kadar verimli olacağını hiç düşünmemiştim kim bilir zamanla neler olacak diye geçmişe dalıp gitti.
Sofrada karnını doyuran kalktı ve işe koyuldular.
Tırpanlarına kösüre taşıyla bilediler turnalar gibi dizildiler.
İkindi vakti yaklaşmıştı tarlanın biçilmedik bir beceği kalmıştı kardeşlerden birinin iş gözüne büyümüş olsa gerek ki ya abi şu tarlanın becayinen (Köşe) ikindinin sıcağı da olmasa ah diyordu ki en büyükleri söze katıldı o zaman bu ırgatlığı tilkilerde işlerdi biraderim dedi.
Bu söz üzerine öyle bir kahkaha koptu ki deme gitsin..
Güneş çamlık tepesine yaklaşmıştı işin bitiminde büyük oğlu İbrahim omzunda tırpanla babasının yanına vararak tırpanı yere attı.
Düşmanının ömrü bu kadar olsun ağa dedi.
Babası daha kısa olsun oğul daha kısa diyerek iç çekti.
Torunu Osman söze karışarak dede düşmanımız mı var diyerek endişelendi.
Müstecep ağa hane olarak yok oğul amma millet olara çok hem de pek çok.
Baksana Moskof gâvuruna ya İngilize ne demeli Allah devletimize zeval vermesin diyerek derin bir iç çekti ve eşeğinin yularını eline aldı hadi yavrularım takımları toplayın da gidelim yarın sabah da çiğde gelir yığınları yığarsınız deyip eşeğine binerek köyün yolunu tuttu.
Köye vardığında akşam ezanı okunuyordu eşeği çatal kapıdan içeri saldı namaza gitti.
Namaz duasından sonra hoca cemaate hitaben komşular kimse ayrılmasın mühim bir mesele var onu konuşalım ondan sonra dağılırsınız diyerek cemaatin yerinden kalkmasına mani oldu.
Köylüler kendi aralarında fikir yürütmeye çalışırlarken hoca tekrar sözlerine devam etti.
Biliyorum hepiniz tarladan işten geldiniz şimdi sözümü kimse kesmez ise kısa yoldan anlatacağım bundan 15 gün önce köyümüze gelen iki jandarma muhtarımıza kapalı bir zarf bırakmıştı.
Bu zarfı ikinci bir emre kadar açılmamasını tembihlemişlerdi.
Bugün Yozgat’tan yine iki jandarma geldi ve bu zarfı açmamızı derken köylülerden biri hocanın sözünü keserek lafa girdi yahu yardım isteyeceklerse hele şu harmana bir getirelim diyordu ki hoca parmağıyla sus işaret yaptı ve sözüne kaldığı yerden devam etti.
Keşke düşündüğünüz gibi olsa bu mektupta adları yazılı kişileri yarın sabah Yozgat askerlik şubesine istiyorlar. İsimleri okuyorum Müstecep oğlu ibram diyerek saymaya başladı tamı tamına 41 kişiydi 10 haneli bir köyden 41 kişi.