parası değerlenmezmiş...
Borç günümüzün en önemli hastalıklarından bir tanesi.
Borç yüzünden insanlar iflas ediyor,
Borç yüzünden batağa sürükleniyor,
Borç yüzünden yuvalar dağılıyor, çocuklar annesiz-babasız kalıyor...
Borç yüzünden cinayetler işleniyor, kavgalar gürültüler oluyor.
Borç yüzünden mutsuzluk, stres, darboğaz ve bağımlılık sürüp giriyor.
Borcu olan kısaca yarı yarıya köle oluyor!
Ama ne hikmetse borçsuz da yaşanmıyor!
Günümüzde borcu olmayan yiğit var mı?
Vardır elbette ama istisna.
Bu dünyada bir can borcum var o da Allah\'a diyebilirsiniz.
Benim sözüm bu dünya borcuna.
Bakıyorum etrafımdaki mutsuz insanların iç dünyasına,
Çocukluklarına kadar inmeye gerek yok, bir saat, bir gün, bir ay önceye bakıyorum,
Kazıdıkça iç dünyalarını kazanmıyor, tam aksine borç batağı, borç karanlığı ile karşılaşıyorum.
Borçla küçük yaşta, hatta doğmadan tanışıyor yeni nesil.
Bir ara Türkiye\'de doğan her çocuk bilmem ne kadar borçlu doğuyor denilirdi.
Şimdi doğmayan, hatta anne rahmine düşmeyen nesiller borçlanıyor.
Borçsuz ev, borçsuz araba alınmıyor...
Borçsuz altın, borçsuz birikinti de olmuyor belki...
Ama borcun ucu bir kaçtı mı?
Söz verdiğin zaman dilimi doldu mu?
Bir anda kötü adam oluyorsun...
İtibardan başlıyor erimeler, sözler, gıyaba vurulan yalancı yaftaları.
Ve daha neler neler!...
Toplumun değer vermediği insanlar sınıfına girmemen an meselesi...
Olurda şansın yaver giderse ne ala...
Memlekette insanların bir birine güvenleri gitti borç yüzünden.
Kimi art niyetli, kimi gerçekten borcun esiri olmuş insanlar yaşıyor toplumda
Borcun sahiplerine bakıyorum karşıma; memur ve asgari ücretliler çıkıyor.
Fakir denilen hiçbir geliri olmayan sınıf zaten devletten gerekli desteği alıyor.
En azından borçları yok!
Bir kuru ekmek, soğan misali, sofrada eksik de bazı nimetler insanın
karnı doyuyor borcu olmadıkça.
Eskiler borç yiğidin kamçısı demiş, ben hiç de öyle görmüyor.
Borç bu gün yiğidin kamçısı değil, yiğitliği ayağa düşüren bir hastalık.
Borcun karşılığı varsa ne ala, ama ayağın takılıp, yanlışlıkla tepetaklak oldun mu işte o zaman yiğitlikte boş, kamçıda...
Bir can borcumuz var amenna, ama böyle giderse bu dünya borcu yüzünden insanların manevi dünyalarında yaşadıkları tahribat yüzünde onu da layıkıyla ödeyemeyeceğiz gibi...
Parasız sadet olur mu olur, ama yeter ki insanın insana borcu olmasın...
YOZGAT RÜZGARI
BAĞIRIRSIN SESİN ÇIKMAZ...
BAĞIRIRSIN SESİN ÇIKMAZ...
Her insanın kendi içinde sessiz çığlığı vardır.
Kendi içinde çığlık çığlığadır; ağlar kendi içinde, bağırır, çağırır,
güler, haykırır, hıçkırır kendi içinde...
Yaşama dair ne varsa kendi içinde şekillenir bir çok şey.
İşte o dünyaların sessiz çığlığı her daim gizli kalır. Suskunluğu
farklı, durgunluğu farklı algılanır.
O bağırır ama sesi çıkmaz. Konuşmak ister ama anlaşılmaz...
Bu gün Cumartesi bu gün sessiz çığlıkların hayat bulduğu dünyalara
dokunmak istedim.
Bilirsiniz beni Cumartesi\'ye özel konuşmak isterdim her zaman.
Ama bu gün sesi çıkmayanların, sesini kalbine gömenlerin, sesinin
sesini kısanların, sessiz dünyaların dünyasına dokunmak istedim. Bağırıp da sesini duyurmayanlara bu güne dair bir tavsiyem, Çamlığın nefis oksijenini gidip ciğerlerinize doldurun...