Fitne önderi İbn-i Sebe, bu çalkantılar sırasında Sebebiyye mezhebini kurarak, tasarladığı hain planını gerçekleştirmek için büyük bir adım atmış oldu. Kurulan bu hain mezhep, İslam’ı fırkalara (ayrı görüşlere) ayırmak için bir silah olarak kullanılmıştır. Şöyle ki; İbn-i Sebe, Mısır’da kurduğu bu mezhebine yeterli sayıda taraftar bulmuş ve bunları Hz. Osman’a karşı kışkırtmıştır. Fitne tuzağına düşenler, Hz. Osman’ın, Hz. Ali’nin hilafet hakkını gasp ettiğine, kusurlu ve ilimden uzak bir insan olduğuna, böyle bir kişinin İslam Devleti’ni yönetemeyeceğine inanmışlardır. Öyle ise, ilim-irfan sahibi birinin onun yerine geçmesi İslam adına şarttır denilerek, Hz. Osman’ı katletmişlerdir. Hz. Osman’ın katledilmesinden sonra, halkın büyük isteği ile Hz. Ali hilafet makamına geçmiştir. Ancak fitne yine durmamıştır. Bu sefer Hz. Ali, fitnenin hedefi haline gelmiştir. Hz. Ali, Hz. Osman’ın katledilmesine göz yumdu yaygarası yayılmıştır.
İslam tarihine büyük bir fitne hareketi olarak geçen bu olayların temeline inilip, incelendiğinde; Emevi-Haşimi çekişmesinin bir fitne ile uyandırıldığını görmekteyiz. Bu fitne hareketinin hemen akabinde de Haricilik İslam’da yerini almıştır. İslam’da fırkalara ayrılmalar, Hasan Sabah ile devam etmiştir. İran asıllı Hasan Sabbah, kurduğu İsmailiyye tarikatının güçlenmesi ve halk tabanına yayılması için Selçuklu yönetiminde etkili bir mevkie gelmenin, böylelikle internetten para kazanmak İslam’a hurafeleri sokmanın gayreti içinde bulunmuştur.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz fitne konusunda defalarca ümmetini uyarmıştır. “Malı ve canıyla mücadele eden, ortamın karışmış olduğu bir zamanda bir kenara çekilip ibadetini yapan ve kimseye zarar vermeyen Müslüman; mü’mini kâmildir.” “Fitne zamanında evinizde oturun, günahlarınıza tevbe edin, dilinizi tutun, kendi işinize bakın ve başkalarının işine karışmayın.”
“Kıyamet kopmadan önce, her yeri fitneler kaplayacak. Fitnelerin zulmeti, ortalığı karanlık gece gibi yapacak. O zaman evinden mü’min olarak çıkan kimse, akşama kâfir olarak evine dönecek. Akşam mü’min olarak evine gelen, sabaha kâfir olarak çıkacak. O zaman oturmak, ayakta kalmaktan, yürümek koşmaktan daha hayırlıdır.”
Fitne İslam düşmanlarının ümmet üzerinde oynadıkları soğuk savaş biçimidir ki; ne zaman birliğimize, bütünlüğümüze sahip çıkamadıysak ve ne zaman tehlikeleri görmezden geldiysek veya gaflete düşüp tehlikeleri görmedi isek işte o zaman fitne çukurlarında çok ağır bedeller ödedik, çok büyük acılar çektik. Kimler kurban edilmedi ki fitne belası ile. Halifeler sahabeler şehit edildi …
Şu günlerde yaşadığımız fitnenin çirkin kokusu her yanı sarmış durumda. Yaşanan olaylara her geçen gün bir yenisi eklendiğinin artık hepimiz farkındayız “Her duyduğunu başkasına söylemesi kişiye günah olarak yeter” hadisi şerifinden yola çıkarak kesin bilmediğimiz konularda hüküm vermek, yorum yapmak, yazılan, konuşulan her şeyi ağzımızda sakız gibi çiğneyerek fitneye katkıda bulunmayalım. Amaç hep aynı Müslümanı, Müslümana kırdırmak, kardeş katili yapmak, İslam’ın olduğu her yerde, her ülkede iç savaşlar kaoslar oluşturarak emellerine ulaşmak. Seçtikleri yol hep aynı çünkü sinsi İslam düşmanlarının karşımıza mertçe çıkmaya cesaretleri yok ve hiçbir zamanda olmayacaktır.
Böylesine sinsi oyunlarla bizi parçalara bölerek, gücümüzü zayıflatma neticesinde bizi alt edebilirler. Oyuna gelmeyelim, fitnelerine alet olmayalım, bölücülük, ayrımcılık yapmayalım. Birbirimize beddua değil dua edelim. Biz beddua etmeyen bir peygamberin ümmetiyiz. Alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. “Allah’ım kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua eden bir peygamberin ümmetiyiz. Fitne belasında ümmetin birbirine düşmemesi için şer odaklarının oyununa gelmemiz lazım. Rabbim bizleri her türlü fitne ve fesattan korusun.