Bir banka sohbetinde Yozgat'a dair ne konuşabilirsiniz?
Ekonomi, para, döviz, faiz, kredi…
Bunlar dışında bir bankada başka ne konuşabilirsiniz ki...
Banka yetkilisi ve kentin hatırı sayılır bir işadamının da bulunduğu sohbetin gerçekleştiği tarih yılbaşından birkaç gün önceydi.
Ucu iş ve işçi ahlakına dayalı bir sohbetti bizimkisi.
Sohbet makamında bulunanları her ne kadar parasal durumlar bir araya getirse de sohbet hakikaten altı çizilecek ifadelerle doluydu.
Yozgat'ta bir işveren düşünün…
Yıl başında çalışanlarından performansını beğendiklerini ikinci bir maaşla ödüllendirsin.
Ya da bir işadamı düşünün, çalışanlarına yılbaşına özel farklı bir hediye ile sevindirsin.
Yozgat'ta eşine az rastlanır bir durum.
O yüzden bende biraz şaşkın, 'sahi sizin gibi işverenler var mı' dedim Yozgat'ta…
Olmaz mı dedi, olur elbette…
Elbettenin devamını ben getirdim:
Ama çalışan adam gibi çalışmalı, işveren bir baba gibi olmalı!
Baba demek, koruyan, gözleyen, düzeni sağlayan, sevgi veren, saygı gören bir makama sahip demektir.
Kurumsallaşma adına katı kuralların profesyonellik olarak ortaya atıldığı, aslında tam aksine tek taraflı kurumsallığın modern iş hayatında yer bulduğu bir düzene doğru gidiyoruz.
Böyle bir düzen de parmakla gösterilecek kadar azda olsa çalışanın hak ve hukukunu savunan, en azından hak edene hakkını sunma konusunda bir baba kadar cömert ve adaletli olanları görmek hakikaten memnuniyet verici.
Her şey para demek değil elbette.
Ama Yozgat gibi asgari ücretin dahi çalışana çok görüldüğü kentlerde alın terinin karşılığını bir lütuf sayıp, esirgeyenleri biliyoruz.
Sosyal Güvence kapsamının neredeyse ücretsiz hale geleceği bir düzende, çalışanını bu haktan mahrum kılanlar da var bu şehirde?
Deneme süresi adı altında insanların alın terini gasp edenleri de biliyoruz.
İşte bu düzene ben kölelik düzeni diyorum.
Köle, kavram olarak biraz ilkel kaçsa da ortada hak sömürüsü varsa çalışan da köledir benim gözümde.
Bankadaki sohbetimizde çaylarımızı yudumlarken, ben sorularımı peş peşe sıraladım karşımada oturan işverene.
Ve tebrik ettim kendisini, Yozgatlı'ın alın terine gösterdiği saygıdan ötürü.
İş, ahlakta mı adamda mı, dedik ya…
İşte orasını ayırt etmek çalışanlara düşüyor biraz da…
İşini sahiplenip, alın terini esirgemeyen olmalı çalışan.
Ekmeğini başının üzerinde gezdirmeli, kıymet bilmeli.
İşverenin köle zihniyeti ile yaklaştığı bir düzen de çalışan da her şeye rağmen hakkını vermeli.
En azından 'benim işim' diye bilmeli, evine götürdüğü ekmeği kazandığı yer için!
Akşam saçlarını okşadığı evladının gözüne baktığında ekmeğini görmeli, çocuğu gibi sarılmalı işine.
Son yudumunda şükrettiği su misali değer vermeli işine. Çalışandan çok sahiplenen olmalı.
Yozgat, ekonomik anlamda sürekli gerileyen bir şehir.
Ekonomik gerileme haliyle rekabeti de bitiriyor.
Tekelci bir düzenin, sermayesi kuvvetli olanın söz sahibi olduğu bir düzeni doğuruyor.
Haliyle böyle bir düzende adaleti tesis etmek de mümkün olmuyor.
O yüzden Yozgat gibi ekonomisi zayıf kentlerde düzeni sağlamak devlet mekanizmasına düşüyor.
Asıl düzeni sağlayacaklar işverenler ve işçiler aslında.
Ahlak kişiler için olduğu gibi, toplumlar için de geçerli bir kavramdır.
Bu kavramı tek taraflı ele almak eğer söz konusu toplumsa topluma, bir kurumsa o kuruma zarardan başka bir şey kazandırmaz.
Nasılsa muhtaç mantığı ile hareket etmek iş veren için de, çalışan için de yanlış bir yol.
Bu gün Yozgat'ta ekonomik düzensizliğin temeli de burada başlıyor aslında.
Ne çalışan işverenden memnun, ne de işveren çalışandan. Birine göre işveren çalışanın hakkını vermeyen, işverene göre işinin hakkını veren, çalışacak personel bulmak zor!
Teraziyi dengede olmasa da en azından dengelemeye çalışmak gerekir.
Sanırım ahlak denilen kavram her iki taraf için tam da burada ihtiyaç haline dönüşüyor.