Bilim adamı adı altında geçinen onlarca karamsar insan, Marmara’da büyük bir deprem olacak diyesenelerdir konuşup iştah kaçırıyorlardı. 7 şiddetinde olacak, 8 şiddetinde olacak, faylar çok enerji yüklendi, İstanbul'da hiçbir bina kalmayacak, tsunami olurmu? vs. vs… Sanki İstanbul'da kimse yok. Huzur bozmanın âlâsını yapıyorlardı. İstanbullular 10 şiddetinde bir deprem olsa bir defa ölecekler ama bu bilim adamları mı, ölüm adamları mı nedir? Onlar sayesinde hergün ölüyorlardı.
Eğer sizler bilim adamıysanız biz depremden nasıl korunabiliriz, olası bir deprem öncesi ne tedbirler almalıyız, yaşadığımız yerlerin eksikleri nelerdir? Bölge ve adres göstermeden hepimize broşürlerle, fragmanlarla anlatsanıza…
Oğlum İhsan'da benim gibi deprem haberlerinden aşırı derecede huzursuz ve endişeliydi. Birgün bana,
-Baba İstanbul'da şiddetli bir deprem olacağı söyleniyor, yıkılmadan Ayasofya'yı, Galata Kulesini, Tarihi Camilerimizi, Topkapı Sarayını, Surları vs. bir görelim dedi.
Anadolu lisesinde okuyan, gezi ve araştırmayı seven oğlumun  isteğini emir kabul ederek bu yılın başlarında İstanbul'a gittik. Programımız dahilinde belirlediğimiz noktaların tamamını gezdik.
Yalnız İstanbul Arkeoloji Müzesini gezerken Kanadalı bir Türkolog ve eşiyle tanıştık. Oğlumla uzun süre sohbet ettiler. Karşılıklı ikramlarımız oldu. Bu arada bize Selimiye Camiini gezdinizmi? Dedi. Oğlum hayır efendim ben İstanbul'a ilk defa geliyorum, Edirne'ye hiç geçmedik dedi.
Kanada'lı turist, hayretler içerisinde olamaz böyle bir şey.. Topkapı Sarayı burada, Türkiye denince akla İstanbul geliyor, Ortadoğu gezi yollarının ilk ayağı ve tarih hazinesi bu mekanda, siz de Türkiye'de yaşamanıza rağmen ilk defa geliyorsunuz öylemi? Dedi.
Kızararak dinledik sözlerinin bitmesini.. Daha sonra Çinili Köşk'ü beraber gezdik. Karısı da Türkologtu. Oğluma Anadolu liselerinin Türkiye standartlarında iyi bir ortaöğrenim sağladıklarını söyleyerek, kaç tane müze gezdiğini ve en çok hangi kültürlerden etkilendiğini sordu.
Oğlum gezmiş olduğu yerleri teker teker saydı. Van Akdamar Adası, Sumela Manastırı, Kınidos, Kapadokya vs. vs. Bizde ülkemizin bir çok yerini gezmiştik yani.
Müzeleri ve ören yerlerini gezerken okulda öğrendiğimiz tarih derslerini tekrarlamamızı, insanların yerleşik kültüre ne zaman geçtiğini, ticarete ne zaman başladıklarını, hangi sorunlar nedeniyle savaştıklarını, mimarideki üsluplarını, hangi coğrafik koşullarda yaşadıklarını, ne ile geçindiklerini, günlük yaşamlarındaki kesitlerini, giyim tarzlarının ne olduğunu, oluşturdukları medeniyetleri ile insanlık tarihine ne gibi katkılar sağladıklarını ve benzeri meraklarımızı nasıl giderdiğimizi sordu. Kafamızı önümüze eğmiştik. Biz sadece müze deyip bakıyormuşuz meğer.
Gelişmiş bir ülkenin yetişmiş bir insanından kısa sürede çok şey öğrenmiştik. İstanbul Arkeoloji Müzesini, Topkapı Sarayını, Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcını beraber gezmiştik.
Onlar sayesinde bakılması gereken yerlerine bakarak, görülmesi gereken yerlerini görerek. Daha sonra onlarda bizlere gezdikleri yerleri anlattılar. Türkolog oldukları için Moğolistan'a gittiklerini, Orhun Kitabeleri'ni gördüklerini, Aral Gölü ve çevresini, Manas anıtını, Buhara Kentini, Nizamiye Medresesi'ni vs.
Türk tarihinin ilklerinden beri gezip görerek buralara geldiklerini anlatıyorlardı. Türkiye'de ise Şanlıurfa'yı, Efes'i, Edirne'yi, Nemrut Harabelerini, Sumela Manastırını, Kars Ani Harabelerini vs. gezdiklerini söylüyorlardı.
Bize onların karşısında konuşmak düşmezdi. Saygı ve hayranlıkla dinlemek, susmak ve izlemek düşerdi.
Oğlum sordu. Her yerde Amerikalı, Japon, Alman, İngiliz, Fransız vs. turistler görüyoruz. Sizin ülkenizin insanları da çok geziyormu? Özellikle de değişik ülkeleri dedi.
Evet.. Bizim ülkemizin gelir seviyesi sizinkinden biraz daha iyi. Eğitim kurumlarımız biraz daha aktif. İnsanlarımız da gezmeye ve öğrenmeye meraklı.
Diplomatik sorunlarımız da yok. Rahat rahat dünya ülkelerini geziyoruz dedi. Sonra gördüğü ülkeleri saymaya başladı Kostarika, Meksika, Şili, Peru, Malezya, Japonya, Avrupa ülkeleri vs. vs..
Bizde İstanbul'u gördük diye hava atacaktık. Hevesimiz kursağımızda kaldı.
Kıskançlıktan çatladık. Nerden çattık bunlara dedik içimizden.
Oğlum bana, ben oğluma baktık ve ne durumda olduğumuzu görerek Ankara'nın yolunu tuttuk.
Acaba deprem öncesinde İstanbul'u gördük diye sevinsekmi, yerimizde saydığımızı ve bakarkör gezdiğimizi anladığımız için üzülsekmi diye düşündük.
Bakış açımızı yeniden ayarlayarak Ülkemizde gezdiğimiz onlarca tarihi ve turistik mekanı tekrar mı gezsek dedik birbirimize.
Maalisef Kanadalı turistler bize Balkan Savaşlarında Türk askerlerinin kıtlık yüzünden süpürge tohumlarıyla yaptıkları acı ekmeği, Balkan Şehitliği Anıtı'nı, Edirne İslam Eserleri Müzesini, Beyazıt Külliyesini, Kırkpınar güreş mekanlarını da anlatıyordu.
Yani bize bizi anlatıyorlardı. Galiba biz kim olduğumuzu tam olarak bilmiyoruz.
Öğrenmek için de Orhun Kitabelerinden başlayıp, Viyana'ya kadar gezmek gerekiyor sanırım….
Arz ederim….