HAYATI çekilmez hale getiren insan, Sıkıntıların ana kaynağını da oluşturuyor. Bizde bir söz var: “Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır,” diye... Yanlış, yamuk düşünceler hayata yön verir hale gelmişse böyle bir yaşam da mutlu olma şansınız yoktur. Birileri mutluluğu baltalamakla meşguldür. Mutlu olmak isteseniz de müsaade etmezler.
İnsanın doyumsuz düşünceleri: “ İnsanı mutsuz ediyor!” ediyor? Konusunu işlemek istiyor, bu konudaki açılımı tartışmayı düşünüyordum. Fakat olmadı, giriş güzergâhında kalıverdi kalemimiz... Lafı-eveleyip gevelemeyi sevmem de… Az-öz konuşmak muradımdır. Ne garip ki, düşüncelerimizi yazarak paylaşmayı tercih ediyoruz; bu da bizim tercihimiz. Hayatı sevgiyi, güzelliği, her şeyi insanca paylaşabilecek hayat arkadaşlarına ihtiyacımız var.
Hayat kısa, dünya yalan, yaşadıklarımız da rüya gibi bir şey... İnsan bu hayatta korku filmi izler gibi yaşadıklarını takip etmekle meşgul... Yalancı hayatın yalancıktan sergilenen oyuncuları gibiyiz!. Keşke sıkıntılarla uğraşmak yerine mutlulukları oynayabilseydik. Ne güzel oludu? Bazen deriz ya: ”“Dostlar kavgaya gerek yok, dünya hepimize yeter!” Ama heyhat, kimse size mutluluk oyununu oynamaya müsaade etmiyor. Sıkıntıların ana kaynağı insan oluşturuyor?.. Bize hayatı zehir eden insan. Bize gülmeyi yasaklayan da insan. Bize yaşamı çok gören insan!... Nedenini, niçinini bilmediğimiz bir intikam- hırs ve kin duygusuyla kendine, kendi nesline hesap soruyor...
Para kazanma, zengin olma,kariyer yapma, ünlü kişi olma hırsı ile başlayan bu süreçte insan insana hayatı zehir ediyor. Kimi işinde keyfi davranıyor, kimi eksik iş yapıyor, kimi işine hile karıştırıyor, kimi sağlığımızı bozan maddelerle insan sağlığını hiçe sayıyor. Maalesef hastalıkların kaynağı da insan?
Kırık bir cam, yırtık bir perde, toz pembe görünen bir manzara, yarını belli olmayan bir umut size yalancıktan gülüverse bari!... Toz pembe gülümsemenin ardında hayat suratını ekşiterek sizi kırıta kırıta seyrediyor.” Üç günlük dünya, Yalancı dünya!” dememize rağmen dört elle sarıldığınız dünya; hayaller, emeller, arzular peşinde sizi bir yok oluşa doğru sürüklüyor?
Hayatı anlasınız, kendinize gelseniz belki bu nedenleri yok edeceksiniz? Ama sizin tedbir almanıza müsaade etmeyen de insan... Hayatı birbirimize dar eden hırslarımız, şahsi menfaatleri uğruna başkalarının isteklerini hiçe sayıp sizi bir avuç suda boğan da insan! Başkaları için düşünenleri, başkaları için yaşayanları gördünüz mü? O hırs değil mi, insanları mahveden, bitiren, tüketen...
Çevrenize bakın, insanların mutluluğu için çalışan, herkesi kucaklayan, yardım eden ve insana insan gibi yaklaşan kaç kişi kalmış? Çıkarcılık, bencillik ve menfaat duyguları insanların iliklerine kadar işlemiş. Yazık hem de insanlık adına çok yazık.
Ama dostlar bakın ömür bitiyor, hayatın çarkı herkesi ezip tüketiyor! Çoğu değerlerimizi kaybediyoruz, birçok değerlerimiz bizi terk etmeye başladı. Sizin mutluluğunuz diğer insanların mutluluğu ile aynı orantılı değil mi? Bilerek ya da bilmeyerek insanlara zehir ettiğimiz hayat, aynadan geri bize yansıyor; Yüzümüzü çirkinleştiriyor. Hayatı ve gerçeği görmeniz için aynaya tarafsız ve alıcı gözle bakmanız gerekir öyle değil mi? Tabii ki bakabilirseniz?
Hayatı, insanı, insanlığımızı- birbirimizi sevebilsek, paylaşımı becerebilsek hayatın yüzü gülecek, yaşanır hala gelecek. Biz galiba hayatı, hayata geliş amacımızı ve hayatın manasını bilmiyoruz, ne dersiniz? Sorgulamıyoruz da… Bilmediğimiz için de bu ömrü sonsuz kabul edip gerçek hayatı unutuveriyoruz. Ortaya da sıkıntılı, çileli, çekilmez bir hayat çıkıyor. Gelin hayatı bir güzelce sorgulayalım...