Sevgi kırıntıları arıyoruz ailelerde. Dostumun bir şiiri geliyor aklıma, “Bir sevmeyi bilemedik” Gerçekten de biz sevmeyi bilemez hale geldik. Mutluluğu, huzuru, aile düzenini ellerimizle, parmaklarımızın ucuyla geri geri itiyoruz. Aile düzenimizi değil, “sen-ben” kavgasını öne çıkarıyoruz.
Ailenin temeli anne onu da çok ihmal etmişiz. Gülmeyi, gülümsemeyi, hoş görüyü, katlanmayı, sabrı, tâkadı, şefkati, merhameti unutmaya başladık. Çok mu önemli ailede bir şeylerin olmaması? Çok mu önemli senin benim tartıştıklarım, kavgaya dönüşen hadiseler?
Hayır, hayır, hayır! Hiç birisi yaşam kadar, hayat kadar önemli değil. Ne olur dostlar, sevgiyi, saygıyı, huzuru, mutluluğu evinize davet edin, evinizde misafir edin. Gülün, gülümseyin “Seni seviyorum karım, beyim, eşim, hatunum, bi tanem!” deyin. Ve susun, birbirinize tahammül gösterin; saygı duyun, şefkatiniz, merhametiniz eksilmesin… bunu ailenize, çocuklarınıza da hissettirin
Geçtiğimiz akşam markete gidiyordum. Yaşlı bir anne, hemen önünde genç bir kadın, en önde de kucağında çocuk genç bir adam yürümek istemiyorlardı sanki. O an hissettim ailede bir sorun var, nereye gideceklerine de karar vermeden yola çıkmışlar. Aralarında bir mesafe var, kırgınlıkları her halinden belli. Tartışmanın detayını bilmiyoruz.
Anne (ihtimal) kızın annesi, bir şeyler söyleyecek oldu, genç adam susturdu onu. Kadın, “Ağzımı açtırma!” diyordu. Ağzını açsa kim bilir neler söyleyecekti. İçimden “Keşke ağzını hiç açmasan” dedim. Çünkü zaten kopmuş, ilişki koptuğu yerden, sokakta tartışma devam ediyordu. Her üçü de nezaketlerinden olsa gerek ki, aile sırlarının sokağa yansımamasını düşünüyorlardı.  Orada durup onları dinleyemezdim. Tabii ki yoluma devam ettim. Gözden uzaklaşıncaya kadar da baktım, aynı yerde aynı noktada tartışma devam ediyordu. Araya girmem söz konusu olamazdı, çünkü aile içi bir tartışmaydı, belki tartışmanın mahremiyeti vardı. Sonucunu sizin gibi bende merak ettim, hem de çok üzüldüm. 
Öğle saatlerinde çok sevdiğim, saygı duyduğum, beyefendi olarak tanıdığım bir arkadaşıma rastladım. Ne yazık ki, işim de aceleydi, selam verdim geçiyordum, halini hatırını sormadan; “Dur hele bu kadar acelen ne, nereye gidiyorsun?” dedi.
 “Kursta bir arkadaşımla görüşmem var, oraya gidiyorum” dedim. “Hatırımı bile sormadın, son bir aydır ben neler yaşadım biliyor musun?” Bilmiyorum valla özür dilerim, “Hayrola” dedim. “Sonra anlatırım ama, boşandım, yeniden evlendim, mutsuzum” diyordu.
Hani ne derler, “Kafamdan kaynar sular dökülmüş gibi oldu” Üzüldüm, mutlu olduklarını, iyi bir aile (örnek bir aile) olarak bildiğimiz sanıyordum. “Bir çay içelim, dertleşelim, konuşalım uzun uzun sohbet edelim” dedim. Saygıyla, hürmetle ve biraz da mahcup bir duyguyla elini sıktım.
Bize ne oluyor arkadaş? Diye haykırasım geliyor. Türk toplumunun temel çekirdeği aile yapısı bozuluyor. Toplum temelinden sarsılıyor farkında mısınız? Yeğenim mahkemede zabıt katibi, her gün onlarca hadisenin mahkeme salonlarına taşındığını, boşanmaların arttığını, bir çok kavganın mahkeme koridorlarında devam ettiğini anlatıyordu.
Evet mutluluğu, sevgiyi, insanca yaşamayı artık birbirimize çok görüyoruz. Sevgi kırıntılarını arıyoruz yuvalarımızda! Gülen yüzler yerini asık suratlara bırakmış, eften-püften sorunlar dağ gibi büyümüş üzerimizde ağırlık yapıyor. Ceviz kabuğunu doldurmayan hadiseler yuvaların bozulmasına neden oluyor. Sabır denilen şey yerini öfkeye, hırçınlığa ve kine bırakmış.