Sıkıntıların ana kaynağı insan diyoruz.. Bize hayatı zehir eden insan; Bize gülmeyi yasaklayan insan, bize yaşamı çok gören insan!... Nedenini, niçinini bilmediğimiz bir intikam duygusuyla kendinden hesap soruyor...
Para kazanma, zengin olma, ünlü kişi olma hırsı ile başlayan bir süreçte insan insana hayatı zehir ediyor. Kimi işinde keyfi davranıyor, kimi eksik iş yapıyor, kimi işine hile karıştırıyor, kimi sağlığımızı bozan maddelerle insan sağlığını hiçe sayıyor. Hastalıkların kaynağı da insan.
Kırık bir cam, yırtık bir perde, toz pembe görünen bir manzara, yarını belli olmayan bir umut size yalancıktan gülüverse bari!... Toz pembe gülümsemenin ardında hayat suratını ekşiterek sizi kırıta kırıta seyrediyor.
Tedbir alsanız bu nedenleri yok edebilirsiniz. Ama sizin tedbir almanıza müsaade etmeyen de insan.. Hayatı birbirimize dar eden hırslarımız var. Şahsi menfaatleri uğruna başkalarının isteklerini hiçe sayıp sizi bir avuç suda boğanlar, sıkanlar, perişan eden insanlar yok mu? Başkalarını düşünenleri, başkaları için yaşayanları gördünüz mü? O hırs değil mi, insanları mahveden, bitiren, tüketen...
Çevrenize bakın, insanların mutluluğu için herkesi kucaklayan insanlar aramızda kalmış ki? Çıkarcılık, bencillik ve menfaat duyguları insanların iliklerine işlemiş.Yazık hem de insanlık adına çok yazık…
Ne olacak bunun sonu diye sormanıza gerek yok! Çoğu değerlerimizi kaybediyoruz, bir çok değerlerimiz bizi terk etmeye başladı. Sizin mutluluğunuz diğer insanların mutluluğu ile aynı orantılı değil.. Bilerek ya da bilmeyerek insanlara zehir ettiğimiz hayat, aynadan geri bize yansıyor. Yüzümüze çirkinleşiyor. Hayatı ve gerçeği görmeniz için aynaya tarafsız gözle bakmanız gerekiyor. Tabii ki bakabilirseniz?
Hayatı çekilmez hale getiren insan, Sıkıntıların ana kaynağını da oluşturuyor. Bizde bir garip söz var. “Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır,” diye... Yanlış, yamuk düşünceler hayata yön verir hale gelmişse böyle bir yaşam da mutlu olma şansınız yoktur. Birileri mutluluğu baltalamakla meşguldür; Mutlu olmak isteseniz de müsaade etmezler.
İnsanın doyumsuz düşüncelerini işlemek istiyor, bu konudaki açılımı tartışmayı düşünüyordum. Fakat olmadı, giriş güzergâhında kalıverdi kalemimiz... Lafı-eveleyip gevelemeyi sevmem, az-öz konuşmak muradımdır. Ne garip ki, düşüncelerimizi yazarak paylaşmayı tercih ediyoruz, bu da bizim tercihimiz. Hayatı sevgiyi, güzelliği, her şeyi insanca paylaşabilecek hayat arkadaşlarımıza ihtiyacımız var.
Paylaşımı becerebilsek hayat yaşanır hala gelecek. Biz galiba hayatı, hayata geliş amacımızı ve hayatın manasını bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de bu hayatı sonsuz zannedip gerçek hayatı unutuveriyoruz. Ortaya da sıkıntılı, çileli, çekilmez bir hayat çıkıyor. Gelin hayatı birlikte sorgulayalım...