Düşünüyorum öyleyse varım ama bunun tam tersi bir sonuç olan varolmadığım sonucu da ortaya çıkar.
Düşlediğimi sandığım dünlerimdeki düşüncelerimin gerçekleşmediğini düşününce varlığımın tehlikeye girdiği düşüncesi ağır basmaya başlıyor.
Beni düşleyen birinin varlığı söz konusu olunca o gerçek ben ise hayalden öte gidemeyen bir saplantı olarak yüzeye çıkıveriyorum.
Hayallerin gerçekleştiği noktada gerçek olan ne varsa yerle bir olup varolan cesaretimin de kırılmasının ana etkeni oluyor.
Felsefi bir dokunuşla varolmak ve olmamak arasında sıkışıp kalmanın etkenleri öfke boyutuna gelene kadar düşündürmeye devam eder.
Ve bir noktadan sonra ya sonuna doğru gitmek farz haline gelir ya da başladığı noktada bitirme kararı alınıverilir.
Düşten öte gidemeyen ve kendisini bir gerçek olarak kabul eden bir doğru olarak yaşamak mı daha akıllıca bir davranış olur yoksa sadece gerçek olarak kalmak mı daha karlıdır bilinmez belkide tartışmaya açık bir konu olarak varlığını korur.
Sınır ötesi dokunuşların son rütuşlarını hayatımızın anlamları haline getirirken bizlere nelere mal olacağını bilmeden,
Sorgulamadan tüm sorumluluklarını omuzlarımıza alırken kendi doğrularımızın kurbanları olup heba ediyoruz kendimizi.
Yaşamın doğrularına ve gerçeklerine kendimizi öyle kaptırıyor öyle kurallarla yaşamaya başlıyoruz ki.
Kendimizi tanımadan senelerin geçtiğine ancak kendimizle baş başa kalacak kadar yalnız olduğumuzda anlıyoruz.
Uzun bir serüven olarak adlandırılan yaşamın yegane temsilcisi negatif olan herşey olamaz.
Varlığımızı tehlikeye düşürecek kadar varlığımızı yok sayan insanların varlığı bizde birşeylerin yanlış gitmesine neden olurki doğrularınızı zamanla aramaya başlasanız bile bulamazsınız.
Bu yüzden yaşam kadar asl olan bir gerçek varsa o da yaşam alanınızı kimlerle dolduracağınızı bilmekden geçiyor.
Çoğu zaman elimizde olmayan bu durum uzunca bir süre ve tecrübe ister ki ona da ne sabır yeter ne de başka bir şey.
Bu yüzden zaman tünelinde yolculuk ederken kim,
Kiminle neden birlikte gibi sorular karşımızda beynimizi allak bullak etmeye başlıyor. İlişkiler bazen öyle hadlere ulaşıyor ki karşısında üzülmek bile adeta yetmiyor.
Beraberinde gelen şüphe ise insanı kurt gibi kemirmeye başlıyor.
Saplantı haline gelmeden bazı düşüncelerden kurtulmak için düşüncelerin esiri haline gelmeden ve de varlığınız tehlikeye düşmeden kendinize başka uğraşlar arasanız iyi edersiniz.
En iyi arkadaşlardan birisi olan da okumaktan geçer. İnsanın doğasını anlaması, kendini ve etrafındaki insanları tanıyarak bakış açışı geliştirme paranoyasına kaptırabilirsiniz kendinizi.
Paradigma da çıkan bu gelişme kendinizi iyi hissetmenizi sağlayarak özgüveninizinde yükselmesini sağlayacaktır.
Hayat her ne kadar iniş çıkışlarla dolu olsada ondaki bu hareketlerin sertliğine ve yumuşaklığına biz karar veriyoruz.
Dolayısıyla düşmeden önce düşünmüş olsaydık neden düştüğümüzü düşünmeyecek ve öfkelenmeyecektik.
Hayatınızdaki tüm anlamsızlıkları anlamlandırmanız dileğiyle...