Her zaman siyasi nedenlerle ya da zulüm gördüğü için değil…
Bazen insan aynı ülke içinde yaşadığı toprakları ekonomik nedenlerle de bırakıp, terk edebiliyor.
Aynı kefeye konmaz ama onlarda mülteci kederler yaşayabiliyor.
Gurbetliği tadıveriyor.
Yaşam biçimlerine bakarsanız ‘geçici gibi’ görünmekte göçleri.
Ama artık kalıcı olmuş sanki.
Kronik…
Hani haksızlık etmeyelim, devlette tedbirini alıvermiş en iyisinden.
***
Evet, mevsimlik tarım işçilerinin çadır kentine konuk olduk hafta sonu.
Göçünü yükleyip 6 ay burada 6 ay Güneydoğu’da konaklayan bu toprağın insanlarını ziyaret ettik.
İbrahim, Ethem, Merve, Sait ismini hatırlamadığım onlarca yüzü kavruk çocuk…
Çadırların arasında çocukluğunu yaşamaya çalışan, ancak hayatın ‘tez’ büyüttüğü minikler.
En güzel fotoğraflarımı çekiverdim orada.
Kirli, sümüklü ve kavruk yüzde dahi parıldayan gözler, gülen çehreler.
***
Onları en iyi anlayanda yine Yozgat insanı değil midir?
Onlar ‘mevsimlik’ göçerken, Yozgatlı ‘temelli’ göçmez mi?
Gurbet nedir, gurbetlik nedir Yozgatlıdan iyi bileni var mıdır?
Kadere bakın ki en çok göç veren vilayet, geçici göçenlerin merkezi konumunda.
Aslında bir Türkiye gerçeğini de görürüz mevsimlik işçilerle.
Yozgat insanı iş ve aş bulamadığı için farklı diyarlara göçerken, mevsimlik tarım işçileri de terör nedeniyle kendi yurdunda bulamadığı iş ve aşı buralarda arıyor.
***
Görülmesi gereken bir diğer nokta ise görülmeyen ve görülmek istenmeyen resmin arka yüzü.
Kürt tarım işçileri Yozgat’ı her yıl geçicide olsa ‘yurt’ tutuyor.
Yozgat insanı onlara kucağını açıyor.
Durumu iyi olan köylüler onlara bir tavuk veya bir kaz hediye ediyor.
Yumurtlasın da çoluğunuz çocuğunuz yesin diye.
Hanesini açıyor onlara, yurdunu-yuvasını, bağını-bahçesini güveniyor.
Kızını-gelinini, namusunu emanet edip, güveniyor.
PKK ayrı bir yerde, onlar ayrı bir yerde.
Onlar kader birliği yaptığımız bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı, diğeri hain ve terörist.
Yani öyle sosyal medyada Yozgat’ı karalamakla olmuyor bu işler.
Tarım işçilerinin sofrasına oturup, hikâyelerini dinlemeniz gerekiyor.
***
Gönül istiyor ki kimse yurdundan-yuvasından ayrılmasın.
Tarla kenarlarında büyümesin çocuklar ve okul sıralarını bırakmasın.
Ne böceklerle nede sel ve yağmur suyu uğraşsınlar.
Tüm ülke ve dünya görsün ve anlasın ki Gelingüllü’nün kanağındaki sazan balığı Kürt’e de yetiyor, Türk’e de.
Esenliliye de yetiyor, Urfalıya da.
Şairin dediği gibi tek şikâyetin ölümden olduğu bir ülke arzusuyla…
Selametle.