Dogan TUFAN)
(Yayınladığımız mektup Almanya da yaşayan hemşerimiz Doğan Tufan Kardeşimizin gönderisidir.)
Almanya’da yayınlanan ilmi ve edebi dergi Referans’ın Genel Yayın Yönetmeni Araştırmacı-Yazar Dr. Orhan Aras, Birlik’90 / Yeşiller Partisi’nin Eş Başkanı Cem Özdemir’e sözde Ermeni soykırımı önergesiyle ilgili çabalarından dolayı bir açık mektup kaleme aldı.
Ermenistan’daki soykırım anıtına geçen yıl çelenk koyan tek Türk kökenli politikacı olan ardından o dönemde Federal Meclis’te Almanya’nın sözde „Ermeni Soykırımı’nı tanıması için verilen önerge ile ilgili bir konuşma yapan Cem Özdemir’e yönelik mektubu kaleme alan Dr. Aras, önergeninyendinden Federal Alman Meclisi’nde 2 Haziran’da ele alınacak olmasından dolayı duyduğu kaygıya işaret etti.
Dr. Orhan Aras: İşte Dr. Orhan Aras’ın, Yeşil siyasetçi Özdemir’e yazdığı mektubu:
Fesapşı Sayın Özdemir, Düşünce tarzınız ve yaşam kültürünüz olarak bir Alman olduğunuzu biliyorum. Ama bir röportajınızda atalarınızın Çerkez olduğunu söylediğiniz için sizi Çerkezce selamlamak istedim. Çerkez deyince hep aklıma Çerkez şairi Bagrat Şinkuba gelir…Ve onun yürek kavuran şiiri:
“Rüzgar vurup bizleri yurdumuzdan atınca/ Karadeniz tuzlanmış gözyaşlarımızla… “
Karadenizin tuzu ve rüzgarı ne sürgünler, ne ölümler gördü… Yüzbinlerce Çerkez bir anda Rus ordularının önünde Karadeniz’in o çılgın dalgalarının içinde kayboldular… Çocuklar, kadınlar ve bembeyaz sakallı yaşlılar inim inim inledi ve göklere çığlıklarını emanet bıraktılar… Yerler de gökler de “ane” feryatlarıyla doldu. O korkunç sürgün ve ölüm yıllarından tam 65 yıl sonra yaşlı bir Çerkez, Gürcü tarihçisi Simon Canaşia’ya Çerkez’lerin Karadeniz boyunca ne halde olduklarını şöyle anlatmıştı:
“Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem.”
En iyimser tarihçilere göre altı yüz binden fazla Çerkez yok edilmiş ve geri kalanları da kendilerini Osmanlı topraklarına atmışlardı. Anadolu’nun şefkatli kucağına atılan her Çerkez, o toprakları öpüyor ve gözyaşlarıyla suluyordu. O dönemin yoksul Türkleri, Adıgeyli, Şapsığlı kardeşlerine evlerini, sofralarını açıyor, onların dertlerini, kederlerini paylaşıyorlardı.
O sürgün ve ölüm yıllarının üzerinden 70-80 yıl sonra bu kez Kırımlılar bir gecede trenlere doldurulup Sibirya’nın korkunç bozkırlarına savruldular ve binlercesi yolda ve gittikleri yerde öldü.
Tabii siz Alman olduğunuz için bütün bu acı dolu hadiseler size masal gibi geliyor. Çünkü Batı mantığında kaç bin, kaç milyon Müslüman ölse onlar kırıma, soykırıma uğramış sayılmazlar. Ama söz konusu Hıristiyanlar olunca bin yıl önce bir kişi dahi ölmüşse onların hesabı 21. yüzyılda mutlaka sorulur.
Daha bu yüzyıldaki Kırım sürgünü, Irak soykırımı, Suriye’de bir halkın toptan yok edilişi asla Batı’nın gündeminde olmadı. Sizi bir Batı’lı olarak bu yüzden asla suçlamıyorum. Çünkü tek bakış açısı, çifte standart, önyargı siz ne yaparsanız yapın Batı’nın ruhunda vardır. (Devamı edecek)