Ne yalan söyleyeyim yola çıkmadan önce bende ve ailemde 'acabalar' vardı.
Acaba dedik, yol güzergahını değiştirsek mi?
300 kilometrelik mesafeyi göz önüne alıp, mesafeyi uzatmayı bir ara aklımızdan geçirdik.
Son karar kaderin di, alnımıza yazılan olur dedik normal güzergahtan gitmeye karar verdik Erzurum'a…
Yolculuktan bir gün önce Sivas-Erzincan yolunda güvenlik güçleri ile teröristler arasında yaşanan çatışma Erzurum yolculuğumuzun 'acaba'sıydı!
Bir gün önce 2 teröristin, vatan haini soysuzun öldürüldüğü güzergahtan geçecektik.
O güzergahı tam bilmesek de bilenler yer yer sert kayalıkların, yamaçların, ıssız yerlerin olduğunu söylüyor,
Seyahatimizden haberdar olan yakınlarımız 'Aman dikkat edin, gece karanlığında Ezurum-Sivas arasını geçmiş olun' diye sıkı sıkıya tembih ediyordu.
Allah yalanı sevmez, bende acaba dedim bir ara…
Aynı minibüste seyahat edeceğim insanlar neredeyse ailemin tamamı ve en yakın akrabalarımdı.
Niyetimiz hayırdı Erzurum yolunda ama yine de bir terörist kurşununa hedef olmakta vardı.
Her şeye rağmen güzergahı değiştirmeden, Sivas-Erzincan-Erzurum hattından gidecektik.
Allah'ın yazdığından ötesinin boş olduğunu bilmek, birkaç vatan haini soysuzun namlusundan çıkan ihanet kurşununa hedef olma kaygımızı alıp götürmüştü.
Sivas'tan sonra bizi karşılayan yüksek dağlar rakımın git gide yükseldiğini gösteriyordu.
En son vatani görev için geçtiğimiz bu güzergaha yabancı olmayan dedemin anıları ile süslenen yolculuk giderek daha da güzelleşmeye başlamıştı.
Yozgat Valisi Sayın Necati Şentürk'ün memleketi Erzincan'a yaklaştıkça başı karlı dağlar karşılama kortejindeki yerini almaya başlamıştı.
Çevre yolu Erzincan'ı görmemize müsaade etmemiş ti ama doğal güzellik bırakın dağlardan gelebilecek eşkıya tehdidini, en küçük bir tereddüt aklımıza getirmemişti.
Yaklaşık 7 saat süren yolculuğun sonunda Erzurum'a ulaşmıştık.
Dadaş diyarı hakikaten ismine yakışır güzellik ve yiğitlikle karşıladı bizleri.
Benim vatanımın her karışı cennet köşesi dedim yolculuğum boyunca.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda diyen şair boşuna dökmemiş bu dizeleri…
Nihayet dönüş zamanı gelmişti gelmesine ama vakit geceyi bulacaktı bu kez.
Yani bize geceye kalmayın denilen yüksek tepelerin sardığı yoldan gece karanlığında geçecektik.
Akşamüzeri saat 17:00 gibi Erzurum'dan yola çıkmıştı.
Arabada yaşlı ve çocukların olması ister istemez ihtiyaçları zaruri kılıyordu.
Yola çıkalı 1 saati aşmıştı ki, Erzurum-Erzincan arasında bir dağ çeşmesi gözümüze ilişki.
İki yüksek dağ arasında, Tunceli yol ayrımındaki çeşme başı tam da mola vermelik güzellikteydi.
Mevla ne güzellikler vermişti.
Başı karlı dağlardan akıp gelen karpuz çatlatan suyu ile bizi karşılayan dağ ceşkezirir yanında verdiğimiz mola tam da piknik havasında geçiyordu.
Ne güneşin az sonra batacağı, ne de karşımıza çıkabilecek üç-beş soysuz ihtimali aklımızın köşesinde dahi yoktu.
70'ine merdiven dayamış dedem dağların ihtişamından büyülenmişti.
Sonradan öğrendim, bizi çepe çevre saran dağların ismi Kop Dağlarıymış…
Mola sonrası yola çıkarken en yüksek tepedeki askerlerin varlığı gözümüze ilişti.
Mehmetçik eli tetikte, gözü mevzide görevinin başındaydı.
İhanete geçit vermeyecek cesaret ve görev aşkıyla nöbetinin başındaydı yiğit Türk askeri.
Güneş batmak üzereyken yola tekrar koyulmuştuk.
Az ileride Erzincan çayı yudumlarken, bir kere daha aşık olduğumu anladım bu cennet vatana.
Erzincan'ın misafirperver insanlarına Yozgat'taki Erzincanlılardan bahsettim.
Bol bol selamlarını ilettiler Yozgat'taki Erzincanlılara…
İşte böyle sevgili Yozgatlılar..
Bir kere daha anladım ki, yıllardır Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini etkisi altına almaya çalışan ihanet bir hiç!
Hiçten öte beyhude bir çaba…
Tek başına ihanet yani. Ne o yörelerin insanını etkilemiş ihanet, ne de güzelliğine zerre leke bulaştırabilmiş.
Bir tepeye çizilmiş devasa ay yıldız ve altındaki Türkiye'm yazısı, başı dumanlı dağların dili olmuş…
Oralardan buralara gelip geçerken hissettiklerim çok farklıydı.
Bir kere daha anlamıştım ki, bu vatan benim vatanımdı.
İnsan kendi vatanının her karışında başını eğmeden, kalbini titretmeden istediği gibi gezmeliydi.
Biz de öyle yapmıştık!
Ben ve benimle birlikte aynı seyahati paylaşan ailem, kendi vatanında olmanın huzurunu hissettiler her an.
Yolculuk öncesi azda olsa hissettiğimiz acabalarımız yine var!
Ama üç beş soysuzun silahından çıkacak ihanet kurşunu için değil, bir daha aynı yollardan geçer miyiz…
Acaba ömrümüz Türkiye'nin her karışını gezip görmek için vefa kılar mı?