Seçtiğim konunun yine duygusala çalan yanı vardı ama daha renkli, dünyaya gülen gözlerle bakan, güldürmese de gülümseten konulardan konuşmaktı gayem.
Ne biliyim en azından karanlık konulardan biraz uzak olur, efkar dağıtırız diye düşünüyordum.
E, hayat bu ne düşündüğün değil başına ne geleceği önemli olan.
Evdeki hesap yine çarşıya uymadı.
Van depreminde enkaz altında iki de gazeteci kaldı.
Orada depremin korkusunu yaşayan her insanın yüreğindeki acıyı paylaşma adına en kalbi duyguları yaşadığımız muhakkak.
Ama enkaz altındaki iki habercinin, gazetecinin durumu biraz farklı benim adıma.
Nerede bir gazetecinin başına olumsuz bir iş gelse, ayağına taş değse, tırnağı kırılsa ben buradan hisseder oldum.
Dini, dili, milliyeti fark etmez, vatan haini olmadığı müddetçe yüreğimde bir sızı vardır insana dair.
Ama gazetecinin ardından ölüme dair konuşmak,
Ya da bir gazetecinin başına gelen hastalık, kaza, artık her neyse yaşadığı bir üzüntüyü paylaşmak çok daha farklı.
Sanırım bu durum bende Ayhan Abi’den (Haber Müdürümüz) kaldı.
O’nun bu dünyada bizi bırakıp da gitmesi,
O’nu kara toprağa yolcu ederken yaşadığım hissiyat, ne gariptir her gazetecide vuku buluyor.
Nereden çıkıyor, nasıl ediyor bilmiyorum, sanki garip bir el çıkıyor boğazımdan, soluk borumdan yakalıyor, nefesimi kesiyor.
Van depreminde yıkılan Bayram Oteli altında şuan kurtarılmayı bekleyen (İnşallah kurtarılacaklar) iki gazetecinin durumu karşısındaki hassasiyetim o kadar yüksek ki…
Hiç tanımadığım, bilmediğim, yüzünü dahi görmediğim iki meslektaşım şuan enkazın altındalar.
Otelde kalan gazetecilerden bir tanesi tam kapıdan çıktığı sırada deprem yaşanmış.
Ne garip değil mi?
Hayat ince bir çizgi, o kadar ince ki kıldan ince…
O kadar hassas ki zerre miktar şaşmıyor, taşmıyor, hak geçirmiyor.
Yaşadığımız dünyanın kader denilen gizemli yolculuğunda o iki gazeteci, DHA Muhabirleri Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz’a Van’da enkaz altında kalmak yazılmış.
Onlar depremi resmetmek, depremi haberleştirmek, depremi duyurmak için oradaydılar.
Kim bilir kaç resim karesinde girdiler enkaz altına, kaç haberde yüreklerinden yükselen ağıtların sesini kıstılar, kaç hayatın ardına kalem oynattılar depreme dair.
Arkadaş sen kalk Ankara’dan, İstanbul’dan Van’a git, üstelik deprem sonrası git…
Gel otel yıkıntıları arasında hayata tutunmaya çalış.
Kim bilir deprem olduğu anda ne yapıyorlardı?
Günün yorgunluğunu atmaya fırsatları olmuş muydu?
Ya da haber mi geçiyorlardı merkezlerine, hangi fotoğraf üzerindeydiler.
Onlar şimdi resmettikleri o dünyanın tam da içindeler,
Enkazın altından bakıyorlar dünyaya, güneşi yeniden görmek, nefese biraz daha yakın olmak.
Bir damla su bulmak, sıcak bir uykunun kollarında sabaha uyanmak,
Daha olmadı bilgisayarının başında bir acı çayı yudumlarken günü bitirmenin yorgunluğunu atmak,
Her şeyden önemlisi varsa eşi, çocuğu, annesi, babası,
Bir dostuna sarılmak…
Kader tamam kader…
Kim ne diyebilir ki O’na…
Şuan saatim 18.28 akşam güneşi Yozgat’ı terk edeli epey bir hal oldu.
Ya Van…
Orda daha erken terk etti…
Soğuk daha soğuk…
İnşallah kar düşmez, gece ayazı dona çekmez…
Bu saat olmuş, onlar 40 saati aşkıdır enkaz altındalar.
Enkaz altında iki kalem…
Beni bu gün benden alan bu düşüncenin inşallah hayırla neticelenmesi için dua edeceğim.
Sırf onlara değil tüm depremzedelere,
Dünyası kararan, enkazın altında kalan, dünyasını enkaza çeviren herkese ama herkese…
Onlar soğukta enkaz altında yaşama tutunmaya çalışırken dua dolu bir sıcak nefes ne de anlamlı olur değil mi?
Lütfen şuan bir nefesinizi olsun bir nefesinizi havaya değil oraya Van’a, enkaz altındaki kalemlere gönderin.
Kim bilir belki biri ulaşır, dermanı kesilen bedene can olur!
YOZGAT RÜZGARI
Gülen adam iyi ki doğdun
Biraz tebessüm çok mu insan olana.
Dün (Cuma) merhum Kemal Sunal’ın doğum günüymüş.
İnternette dolaşırken rastladım, birkaç çöpçü bir araya gelmiş, mezarında anmış, dua okumuş ünlü sanatçıya.
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
Kemal Sunal, hangimizin çocukluğunda yok ki…
Hangimizin dünyasında tebessüm ettirmiyor ki dünyamıza.
Benim hayatımda gülebildiğim, gülümsemesinde masumiyeti yakaladığım önemli bir insandı Kemal Sunal. Birebir tanımak kısmet olmadı.
Onun filmleriyle büyüdük.
Vefatıyla ilgili cenaze haberlerini televizyonda izleyecek kadar dahi cesaretim olmadı.
Bu gün biraz Kemal Sunal klasiği yapalım, biraz gülümseten konulardan bahsedelim istemiştim.
Ama enkaz altındaki kalemlerin kaygısı buna müsaade etmedi. Kemal Sunal’ı bir kez daha rahmetle anıyorum.
Mekanın cennet olsun, iyi ki doğdun gülen adam.