Bölük komutanı Yüzbaşı Rüknettin Vural Askerini savunarak “bu Yiğit bölüğümün göz bebeği, bir gün bile hapis yatırman Sayın Albayım” diyerek oda bu emre karşı çıktı.
Albay Celal Bey sözü uzatmadı kafile kafile gelen düşman askeri yaklaşıyordu tekrar süngü taktırarak hücum emri verdi.
Keşif uçağıyla dolaşan Türk Tugay komutanı Tahsin Yazıcı Uçaktan anons sistemiyle şunları söylüyordu; “Amerikan askerleri düşman askerlerini çembere aldı Çatışmaya girmeden esir almaya bakın” diyordu.
Bu emir üzerine esir alınan Çinli ve Koreli askerlere silah bıraktırmayı başarmıştı.
Askerlerimizin bir kısmı silahlarıyla esirleri kontrol altında tutuyor bir kısmı da teslim olan esirleri bağlıyordu.
Mustafa sevinç tek başına 78 esir bağlamış ve bu esirleri bağlarken de tek tek saymıştı.
Bunun sebebi ise Çocukken dinlediği Gazilerin cephe hatıralarını şimdi kendisi yaşıyordu. Onun Babası ve amcaları yedi kardeş birden savaşa gitmiş bir amcası Satılmış birde babası Çil Hasan dönebilmişti. Amcaları Altı kardeş birlikte gittikleri Çanakkale savaşından yalınızca Satılmış dönmüş beşkardeşini Çanakkale de bırakmış, hatta bu kardeşlerden Ahmet Hamdi kardeşini Anası Fatma hanımın ördüğü çorabın deseninden tanımıştı Şehit düşen Hamdi kardeşini de kendi elleriyle gömmüştü. Bunuda bir kardeşi satılmışla karşılaştıkları sırada anlatmıştı.
Yaşadığı onca acılar ağır gelmiş akıl sağlığını kaybettiği için terhis edilmişti.
Çanakkale’den döndükten sonra da bir yıl yaşamış 18.02.1918 Tarihinde çileli hayata veda etmişti.
Babası ise batı cephesinde Çolak İbrahim beyin çetesinde yer almış benzer acıları oda yaşamıştı. Hatta Yunan harbinde taarruza kalkacakları gece Süvari birliğine imamlık yapmış yatsı namazını kıldırdıktan sonra Yüce Rahman’a Dua edip taarruza kalkmışlardı.
Mustafa dedenin köyünde Gazi çoktu.
O kahraman Gazilerin cephe hatıralarını zevkle dinler bu kahramanlarımıza hayranlık duyardı.
Dinlediği o cephe hatıraları Kore de yaşanılan savaşın her anını bir kamera gibi hafızasına yer ediyor, birlikte savaştıkları silah arkadaşlarını da öz kardeşi biliyordu.
Başka bir gündü. Arazi arama taraması yaptıkları bölgede bir köye girdiler, köyde arama yaptıkları sırada Üsteğmen Necati beyin acı düdük çalmasıyla fırlayan Mustafa Üsteğmen Necati bey bir Askerimizin ayağından tutmuş sürükleyerek dışarı çıkardığını gördü.
Komutan’ın sürüklediği kişi samimi arkadaşı, Kayseri’nin Bünyan kazasından Hilmi Düzen idi.
Eğildi yardım etmeye çalışırken Üsteğmen Necati beyde bir yandan potinin ucuyla uyandırmaya çalışıyordu. Komutanının bu hareketine çok kızan Mustafa Üsteğmeni itekleyerek arkadaşının üzerine kapandı ağzındaki köpüğü sildi kollarını hareket ettirerek nefes almasını sağladı.
Üsteğmen Necati Bey Mustafa’ya öfkeli bir şekilde bırak onu içeride on yedi kişi var onları hallet emrini verdi. Mustafa komutana bir kez daha karşı çıkarak bu benim kardeşim, bununda yolunu bekleyen anası, babası var arkadaşımı bu halde bırakmam bana on dakika müsaade edin ben onu cana getireceğim dedi.
Komutan askerinin bu sözlerine ağzını bile açmadı ısrarcı da olmadı.
Arkadaşının gözlerini açması üzerine matarasından bir yudum su verdi. Hilmi kardeşi tekrardan hayata merhaba demiş gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Onun ağlamasına dayanamayıp Mustafa da ağladı etrafından yolduğu otlardan yastık yaparak arkadaşının rahat nefes almasını sağladı sonrada komutanının emrini yerine getirmek üzere içeri girdi. İçerdeki on yedi kişi bir odada bulunuyordu. İçerdekilere kendini tanıtarak Kore diliyle (Turkiş nanbuaz iriva pali pali)“Ben Türk Askeriyim sizi esir aldık esir kampına götüreceğim” dedi içlerinden biri Mustafa’ya öfkeli bir şekilde (Türkiş nanbutu karacaksan ponpon) “Siz Türklerin de dini var nede imanı” cevabıyla esir olmayı kabul etmeyeceklerini söylüyordu. Yerinden fırlayan birinin üzerine geldiğini fark edip süngüsüyle yer devirdi on yedi kişinin içerisinde tek başına sğ çıkmayı başarmıştı fakat kendinden geçmişti. Aldığı emir üzerine orada bulunan herkesi süngüden geçirdi dışarı çıktığında üstü başı kan içindeydi. Onun bu halini gören arkadaşları yaralandığını düşünerek yardımına koştular. Mustafa kendinde bir şey olmadığını söylüyor üzerine sıçrayan kanlar kirpiklerine yapışmış gözlerini açmakta zorlanıyordu sadece su istedi. Mataradaki suyla sadece gözlerindeki kanı yıkayabildi.
Su depolarına zehir karıştırılmış olabilir endişesiyle şehir ve köy şebekelerinin suları kullanılmıyordu. Mustafa o haliyle bölüğün önüne geçerek öncü keşif görevi yaptı. Harita üzeride gösterilen bir köye daha girdiler yaptıkları aramada kimselere rastlamadılar. Aylarca savaştıkları halde hiç yara almamış bölüğün en kahraman askeri olmuştu.
Yine bir Sıçak çatışma bölgesinde düşman tarafından atılan havan mermisi hemen yakınına düşüyor ölümle burun buruna geliyordu. Boynundan aldığı yara bir ay hastanede yatmasına sebep oluyordu.
Vatani görevini başka ülkede savaşarak geçirdiği halde posta işliyor gelen mektuplar düzenli olarak dağıtılıyordu. Anası Hatice hanımın yolladığı son mektup da köyde yaşanan bir arazi anlaşmazlığı yüzünden annesinin dövüldüğünü öğreniyordu.
Bu haber Yozgatlı Mustafa sevinç’i çok üzmüştü. Mektubu yanına alarak Albay Celal Dora’nın yanına gitti mektubu komutanına uzatarak çaresizliğini dile getirdi. Alay komutanı Yozgat Askerlik şubesini arayarak gerekenin yapılması emrini verdi. On sekiz ay Kore de savaştıktan sonra Türkiye’den gelen yeni birliğe cephe teslimi yaparak dönüş başlamıştı Türkiye’ye geldiklerinde teskeresi de verildi. Bir hafta sonra da Yozgat Askerlik şubesi tarafından şeref madalyasıyla onurlandırıldı.
Yaşadığı dehşet dolu Kore anıları onu farklı bir kişiliğe büründürmüş özellikle gece uykudayken yatağından fırlıyor kan ter içinde kalıyordu. Mustafa’nın bilinç dışı bu eylemleri hayat arkadaşı Zehra Hanım çok korkutuyordu Zehra Hanım Eşinin bu durumunu kayınvalidesine anlattı. Annesi oğlu Mustafa’yla konuştu birkaç ay eşinden ayrı yatmasını söyledi. Aradan geçen yarım asır’a rağmen çoğu zaman aynı kâbusları yaşadığını söylüyordu. Savaş bitmişti ama her karesi gözlerinde canlanıyor kasaba ve çevre köylerden Gazi Mustafa Sevinç ne kadar unutmak istese de çevre köylerden şeref konuğu olarak davet ediliyor Kore savaşı köy odalarında tekrar tekrar yaşanıyordu. On sekiz ay kaldığı bu illerde baba vasiyetine sadık kalıyor bir tek kadına bile ilişmiyordu. Kore hatıralarını anlatırken iki sözünden biri “Bu Amerika Bize Düşman” sözü dikkatimizi çekiyordu, sebebini sorduğumuzda ise Bizleri Çinlilerin kucağına attı ama Allahın izniyle Türk Ordusu galip geldi diyordu. Bu hikâyeyi bizzat kendi ağzından dinlediğim Gazi Mustafa Sevin Dedeme Teşekkür ediyorum Allahtan uzun ömürler diliyorum. Kaynak: Yeğeni Kemal Sevin, Hiç değilse hayatının son baharında da olsa YİĞİDİ ÖLDÜRMEDEN HAKKINI VERMEK İSTEDİMKİ BU YİĞİTLERİMİZ UNUTULMASIN DİYE.