Bir elinde bastonu, diğer elinde fırından aldığı ekmekler vardı.
Ekmeklerin sıcaklığı naylon torbanın buharlanmasından belli oluyordu.
Asıl dikkatimi çeken ise göğsünün üzerindeki parıl parıl parlayan madalyası oldu.
Bir akraba, bir tanıdıkmış gibi yanına yaklaştım.
Gözlerimin içine bakıyor tanıdığı biriymiş de hatırlamaya çalışıyordu sanki.
Selam vererek elini öptüğümde meraklı gözlerle yüzüme bakıyor biraz önce düşündüklerini sözlü olarak “sen kimsin babayiğit tanıyamadım” diyordu.
Tanımıyordu, tanışmıyorduk ama göğsünün üzerinde parıldayan şeref madalyası bana yabancı değildi.
Seksen yaşında bir ihtiyarın Kore gazisi olduğundan emindim.
Daha önceleri hayatta olmayan kahramanların hayatlarından kırıntılar toplamış sizlerle paylaşarak onlara hiç değilse bir rahmet okutma şerefine nail olmuştuk.
Şimdi ise yaban ellerinde sırf Türk Devletini temsilen aldığı vazifeyi şanla şerefle yerine getirmiş, Şeref madalyasıyla onurlandırılmış bir Türk Askeri duruyordu.
Tanıştık; Çiğdemli kasabasından sevi değingillerden Çil Hasanın oğlu koca Mıstık lakabıyla bilinen Gazi Mustafa Sevinç idi adı.
Kasabanın minibüsü kalkmak üzere olduğundan ayaküstü konuşuyorduk.
Öğle Namazında ihtiyarın birine kızmış namaz dualarını sesli okuduğundan yanındaki cemaatten birinin kendisine kızdığından bahsediyordu.
Ola ki ikna edemem düşüncesiyle birkaç poz resmini çektim sonrada cephe hatıralarını anlatmasını rica ettim.
Bana Gazetecimisin? Diye sordu bede gazeteci olmadığımı onun gibi karamanların hayatlarını araştırdığımı söyleyince benden ne istiyorsun diye sordu.
Kulağı ağır duyduğu için yanına biraz daha yaklaşarak cephede yaşadıklarını anlatmanı istiyorum dedim.
Minibüsteki tanıdıkları da araya girerek ikna etmeme yardımcı oldular, elindeki ekmekleri alarak evine biz götürürüz sen bir dahaki dolmuşla gel arkadaşı kırma dediler.
Mustafa amca tamam o zaman diyerek birlikte köhne bir çay ocağında sohbetimize başladık. 1930 Doğumlu Sorgun Çiğdemli kasabasından Hasan oğlu Mustafa sevinç diye söze başladık. 1950 yılında her Türk evladı gibi oda vatani görevini yapmak üzere silâhaltına alınmış, Mersinde askerliğini yapıyordu.
Birleşmiş Milletlerin Kore’ye asker gönderme kararına Türk hükümeti de olur vermişti. Mustafa sevinç de Kore’ye gönüllü yazılanlar arasında yer alıyordu.
Amerikalı doktorların sağlık kontrolünden geçerek Kore kafilesine katıldı.
Asker olmasına yakın babasın ölmüştü, hem geride bıraktığı ailesine destek olmak için hem de çocukken dinlediği Gazi hatıraları bu kararında önem teşkil etmişti.
Maddi sıkıntı yüzünden Ailesiyle vedalaşmaya bile gidemedi.
Hareket günü geldiğinde İskenderun limanı ana baba günüydü, cumhurbaşkanından tutun çevre illerden gelen ahali limanın çevresini doldurmuştu, gözyaşlarıyla uğurlandılar yiğitlerimizi.
General Haan gemisi, Tugay, Alay karargâhıyla birinci ve ikinci taburları ve birkaç birliği alarak 26 Eylül akşamı rıhtımdan ayrıldı. Limandan ayrılalı daha birkaç saat olmamıştı ki bir Türk askeri güverteden Askerlerimizin bulunduğu bölüme gelerek Yunan askerlerinin Türk askerleriyle kavga ettiğini söyledi.
Bu haber üzerine yerinden fırlayan Mustafa sevinç ile Çorumlu Haydar Sekmen, daha odaya girerken ayağındaki postalını çıkarıp eline aldı karşısına çıkan ilk yunan askerine postalı yapıştırarak yere serdi. Sonrada diğerlerini vurup vurup deviriyordu.
Nereye gittiğinin bile bilmeyen Askerlerimiz Tarihten gelen Türk Yunan çekişmesi Batı cephesinden General Haan Gemisine taşınmış Tarih tekerrür ediyor sanki.
Türk Askeri galip gelmeyi bu seferde başarmıştı. Bu kavgayı ayırabilmek için tazyikli su kullanılmıştı. Üstü başı su içinde kalan Mustafa ve Haydar sırılsıklam olmuşlardı, hemen yanlarına gelen yeni bölük komutanları Rüknettin Vural Mustafa’nın kavgadaki gözü kara tavırları dikkatini çekmişti.
Hemen Mustafa’yı yanına alarak kendi kamarasına götürdü levazımdan bir subay çağırarak yeni kıyafetler getirtti üzerindeki ıslak elbiseleri yenisiyle değiştirdi, Dokuz yunan askerini deviren bu yiğide kendi elleriyle hazırladığı sucuklu yumurtayla çay ikram etti.
Yüzbaşı Rüknettin Vural Mustafa’nın memleketini sorduğunda “Yozgatlıyım komutanım” yanıtını aldı.
Birlikte yemek yerlerken Albay Celal Dora yüzbaşının odasına girdi. Girer girmez de masa başındaki asker dikkatini çekti. “Hayırdır yüzbaşım bu askerde kim” diye sordu.
Yüzbaşı yukarıdaki kavgada dokuz yunan askerini yere seren yiğit budur komutanım dedi. Albay tekrar Mustafa’nın gözlerine bakarak çok sağlam bir asker yakalamışsın ama dikkat et senide vurmasın diyerek Yüzbaşıya yarenlik etti. Mustafa saygısı gereği sofranın başında olmasına rağmen otur emri verilmediğinden esas duruşunu bozmadı. Albayın bu sözlerine de cevap vermek için izin gereği duymamış “Türk Askeri komutanına silah çekmez komutanım” cevabını yapıştırmıştı.
Daha sonra komutanlarının yanından izin isteyerek geminin güvertesine çıktı.
Güvertede karşılaştığı silah arkadaşları Mustafa’yı uyarmayı ihmal etmediler. Çünkü yunan gazeteciler kavga esnasında Mustafa’nın resmini çekmişlerdi.
O bu uyarıya gülüp geçti umursamadı bile.
Ekimde hareket eden gemiler Süveyş Kanalı-Kızıldeniz-Mendep Boğazı-Seylan Adası'nın merkezi Colombo-Singapur-Filipinler ve Formoza Adası deniz yolunu izleyerek 21 günde Kore'nin güney Pusan Limanına vardılar. Yüzbaşı Rüknettin Vural 11. Bölük komutanı olarak tayin edilmiş birliğin yanına geldi Askerin arasında birini aradığı belliydi.
Birden Mustafa Sevinç ile göz göze geldi, hemen yanına sokuldu “nerdesin sen Yozgatlı? iki günden beri seni arıyorum” diyerek Mustafa’yı kendi bölüğüne dâhil ediyordu.
Kore topraklarında altı gün gerçek mermilerle tatbikat yaptılar, bu tatbikat hem askerin kulağını silah sesine alıştırmak için hem de arazi şartlarında muharebe oyunları tatbiki içindi. Tatbikatta istenilen başarı elde edilmiş asker savaşa hazır hale gelmişti. Muharebeye katılmak üzere yola koyulan Türk birliğinin 11. Bölüğünün öncüsü Mustafa sevinç idi. İlk cepheye hareket başlamış bölüğün öncüsü Mustafa ileride bir kadının çamaşır serdiğini görmüş bu durumu hemen birliğinin ikinci komutanı Necati Üsteğmene bildirmişti. Komutan askeri siper aldırarak makineli tüfeklerle sazlıkların işine ateş emri verdi. Açılan ateş sonrasında çamaşır asan kadın kaçmayı başarmıştı kontrollü bir şekilde birlik köye girdiği anda ilk düşman ateşiyle de karşılaştılar.
Tekrar siper alan Türk birliği Sazlıkların içini yaylım ateşine tuttu, atılan mermiler sazlığı yangın yerine çevirmiş sazlık alev alev yanıyordu, ilk düşman ateşine maruz kalmışlar iki Askerimiz Şehit olmuştu.
O gün Askerin daha fazla ilerlemesine müsaade edilmedi.
Amerikan uçakları kontrol uçuşları yapıyor gelen talimatlar birliğe Türkçe olarak iletiliyordu. Gelen bilgide düşman askerlerinin üzerlerine doğru geldiği bildiriliyordu. Tekrar harekete geçen Türk birliği ilk süngü muharebesine girmişler, karşı tarafa ağır zayiat verdirmişlerdi Çinli askerlerin süngülerinin uzun olması askeri tedirgin ediyor Mustafa ise bununda kolayını bulmuştu, önce tüfeğiyle süngüye vuruyor süngüyle birlikte elindeki silahta düşüyor sonrada süngüden geçiriyordu. Tam o esnada Albay Celal Dora Mustafa’nın bu hareketine mani olmaya çalışıyordu. Yanındaki arkadaşlarının şehit düştüğünü gören Mustafa gözü dönmüş önüne geçen alay komutanını bile tanımıyordu.
Albay Dora Mustafa’ya nereli olduğunu sordu Mustafa Yozgat’ın sorgun kazasındanım dedi. Albay sana dokuz gün hapis cezası veriyorum bir daha bu şekilde davranmaman için dedi. Savaşın kimi zaman kuralı kaidesi unutulur Mustafa’da karşısındakinin Alay komutanı olduğunu unutmuş bir gün bile yatmam sayın albayım diyerek emre karşı çıkacak kadar cesaretliydi. Tam askerin üzerine yürüyordu ki Yüzbaşı Rüknettin Vural yetişerek araya girdi. Albay Dora Yüzbaşıya dönerek bu pe….dokuz gün hapis cezası verdim dedi.