“Yazıp yazmama konusunda akşam kadar gidip geldim. Neyi nasıl yazabilirim noktasında kesin bir fikre kapılmasam da bir adamın gözyaşlarının düştüğü yeri nasıl yaktığını bir kez daha anladığımı belirtmek isterim.”
20 Aralık günü köşe yazısına böyle başlıyordu, İleri Gazetesi’nin Haber Müdürü, kıymetli mesai arkadaşım, kardeşim Tarık Yılmaz…
Haklıydı,neyi, niçin, neden yazmak, ya da yazmamak gerekirdi? Birileri çıkıp, “Salon bomboştu!” derken benim değerli dostlarımın susması, suskun kalması bir vefa örneği olmalıydı!...
Yazısına ve kendisine hürmet gösterdiğim, değer verdiğim, takdir ettiğim ve kalemini başarılı bulduğum bu kardeşimin, “Bir Adamın Gözyaşları” başlıklı yazısını defalarca okuduğumu, defalarca o anı yeniden yaşadığımı ifade etmek isterim. Yazmakla iyi etmişsin Tarık kardeş, eline, kalemine ve yüreğine sağlık. Dostluğun ve vefanın gereğini yapmışsın, saten sana da böyle bir edep yakışırdı.
“Gözlerden süzülüp (gelen) her tanede o adamın yüreğindeki büyük depremi hissettim”
Bu cümleniz bile beni anladığınızı ve içimi net olarak okuduğunuzu gösteriyor. Tarık kardeş yüreğimi-içimi okumuşsun var olasın.
Neden böyle bir yanlışa düştüm ve depremi beynimde neden hissettim. İstersen onu anlatarak başlayım.
Bozok Üniversitesi öğrencileriyle bir şiir programı yapmayı planlıyorduk. Aslında bunu kıymetli kardeşim Celalettin Yünel ve kendi aralarında bir grup oluşturan “Kariyer topluluğunun” desteği ile yaparak ciddi bir ses getirsin, Yozgat sevdamıza da sahip çıkılsın istiyorduk. Biz bunları düşünürken Sarıkayalı arkadaşımız Kelami Akdemir’den bir teklif aldık. “Ahmet abi üniversite öğrencilerine bir şiir ve eğlence programı yapacağız. Salonu onlar dolduracak biz konuk olacağız” teklifi geldi.
Güya salonu üniversite öğrencileri tıklım tıklım dolduracaklar, öğretim görevlileri arkadaşlarımız da bize destek olacaklardı. Biz de “Yozgat Sevdamızı” öğrencilerle paylaşacak ve onlara ciddi bir motivasyon kazandıracaktık. İşin özü, özeti buydu. Şair-ozan arkadaşlarımızı da programa  konuk olarak davet edecektik. Üç-beş şiir okunurken programı bir eğlence-müzik havasında sunacaktık. Yasemin Doğru kardeşimiz de sunucu olarak programı takdim edecekti.
Ancaaaaak! Siz de geldiniz, gördünüz ki salon bizi hayal kırıklığına uğrattı. Meydanda kimse yoktu; benim arkadaşlarım da yüreğime su serpeceği halde, bir mi, iki mi şiir okumalıyım tartılmasını yapıyorlardı. O hengamenin içerisinde bu tartışmaya kulak dahi veremedim. Veremezdim. Allah razı olsun Hakkı müdürüm, “Vali Bey geldi, salon boş”, telaşında dört dönüyor, biz de sağa sola ha bire telefon ediyorduk.
Vali Beyin isteği ve salona teşrifi doğrultusunda programı başlatmak zorunda kaldık. Vali Bey, Belediye Başkanımız, Dernek Müdürümüz yanınızdayız mesajını veriyorlar, programın devam etmesini istiyorlardı. O mahcubiyet içerisinde başladı program. Beni kürsüye davet etiklerinde hırs, heyecan, duygu, vefasızlık boğuverdi. Duygular yüreğimde düğümleniverdi, boğum boğum akıverdi. Maalesef gözyaşlarıma da hakim olamadım, utancıma, mahcubiyetime ve duygusallığıma yenik düştüm.
Programın sunucusu Yasemin Doğru hanımefendiyi, Dernekler İl Müdürümüz Hakkı Yurtlu beyefendiyi takdir ettiğimi ifade etmek isterim. Biri sahnede, diğeri salonda gururla, ama dimdik arkamızda durdular. Vali Beyi, Belediye Başkanımızı yalnız bırakmadılar. Onlara saygılarımı, şükranlarımı sunuyorum.
Dünkü yazımda ifade ettiğim gibi, Bozok Üniversitesi’ne sitemkarım, kırgınım, üzgünüm. Arkadaşlarımın bu çocuklara yardımı asla tartışılamaz. Ama boş ver, yaşanması gereken bir hadiseymiş, aynen öyle, “Tarık Gardaş” O anı, o günü sanırım ömrüm boyunca ben de unutmayacağım. Kalemine, gönlüne sağlık. Yazının tamamının altına ben de imzamı atıyorum, var olasın, kalemin daim olsun.
Gönlümüzü alan, yanınızdayız diyen, neden haberimiz olmadı diyen vefalı Yozgat halkına, aziz hemşerilerime hatta yurdun bir çok yerinden “O salonda oturan talihli  bir seyirci olmak isterdik” diyen tüm dostlarıma saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum.