İşi nereden ne şekilde bir baskı geleceğini bilir.
    Bu daha çok menfaat ilişkisi ile bağlantılıdır, bazense mevcut düzeni korumayla. Bir anlamda güçlüyle münakaşaya girmeme gayreti.
    Artık adına siz ne derseniz deyin.
    CHP mitingindeki mahalle baskısının adı ne olursa olsun insanların inandığı gibi görüntü verememesi gelecek adına kaygı verici, düşündürücü.
    Din siyasete malzeme olduğu günden bu tarafa inançlardaki samimiyet derecesi de düştü.
    Din siyasete malzeme olunca dini malzeme olarak kullanan siyasi partiye rakip olanlar ister istemez, hatta farkında olmadan dine de karşı olmaya başladılar.
    Derken samimi Müslüman, samimi olmayan Müslüman kavramları ortaya çıktı.
    Bu durumda şöyle bir soru geliyor akılları; “Din mi siyasete girdi siyaset mi dine?”
    Ben bu soruya şu şekilde bir yanıt buldum.
    Aslında siyaset dine girdi.
    Yurdum insanını etkilemenin dini değerlerin okşanmasından geçtiğinin fark edildiği gün siyaset dine girmiş oldu.
    Siyasetin girdiği dini olgular zamanla ters düz olmaya başladı.
    Gerçekler yerine mevcut siyasi gerçeklerle yönlendirildi din.
    Ilımlı İslam modeli de bunlardan bir tanesi.
    Dinler kardeşliği olarak ortaya atılan söylemleri de bu çerçeveden ele alabilirsiniz.
    Türkiye'de siyaset dini duygular üzerinden oy simsarlığına dönüştüğü için olsa gerek bazı din adamları da siyaset üzerinden yorum yapmaya başladı.
    Üstelik bunu yaparken ayağını gazdan çekmeden, taraf olduğunu ortaya koyarak yapmaya başladı.
    Sanırım son yıllarda Ak Parti'ye yakın olmanın getirisi memurları da korkusuz kılıyor.
    Hatırlarsanız son genel seçimler öncesi Ak Parti'nin sadece Yozgat'tan 50-60 civarında milletvekili aday adayı vardı.
    Topu topu 6 milletvekili seçilecekken neden bu kadar çok aday adayı çıktı sizce?
    Sanırım yanıtını siz buldunuz bana hacet kalmadı.
    Her neyse konuyu dağıtmadan devam edelim.
    İstanbul İl Müftüsü Mustafa Çağrıcı, Bloomberg HT'de 'HT Gündem' programına konuşmuş.
    Ak Parti Milletvekili Haluk İpek geçtiğimiz günlerde 'Umreye gitmeyin referandumda oy kullanın' gibi yanlış bir çağrıda bulunmuş.
    Eminim başka bir zaman olsa seçim promosyonu hacca dahi gönderirdi Sayın Milletvekili.
    Ama bu kez farklı, umreden daha önemli referandum vekile göre.
    Siyasetçinin bu yanlışına bizim müftü de aynen katılıyor.
TARAF OLDUN HOCAM  TARAF
    Umre'nin farz ibadet olmadığından dem vurup başlıyor fetvaya:
    “Din adamı olarak şunu ifade edeyim; dini açıdan bir kimsenin seçim olabilir, referandum olabilir vb. durumlarda birinden birini seçmesi gerektiğinde kişi istediğini yapabilir. Çünkü umre farz değildir, vacip de değildir. Aslında nafile ibadet diyoruz biz bunlara. Yaparsak sevabını alacağımız ama yapmazsak herhangi bir dini sorumluluğumuzun olmadığı bir ibadettir.”
    Devam ediyor milletvekili ile aynı fikri savunan müftü:
    “Anayasa oylaması sosyal bir görevdir, vatandaşlık görevidir. Kişi bu görevini yapmayı daha vicdani bulursa oyunu kullanır. Ben, kişisel olarak böyle bir pozisyonda olsam, bunu hiçbir siyasi anlam taşımadan söylüyorum, kalıp oyumu kullanmayı tercih ederim. Umreye gitmek her zaman mümkündür ama oylamanın belli bir günü ve saati vardır, onu ertelemek, öne veya geriye almak mümkün değildir. Ama bir başka insanımız da umreye gitmeyi tercih edebilir o da saygı duyulacak bir karardır. Dolayısı ile bu bireysel bir tercihtir.”
    Bu ifadelerde zerre miktar samimiyet görmüyor, aksine bir taraflılık, siyasi yakınlaşma olarak algılıyorum.    Bir din adamının konuşmasını eleştirmek elbette ki benim haddime değil.
    Ki, din adamları toplumumuzdaki saygınlığı itibari ile en emin olandır, sözüne, kişiliğine güvenilir.
    Maalesef İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı bu güveni zedeleyecek, taraf olan bir açıklama yaptı. Belli ki sayın Çağrıcı, tek başına iktidarla aynı söylemde bulunmaktan imtina etmemiş, tam aksine daha fazla soru gelse fazlasını da yanıtlamaya muktedir olduğunu göstermektedir.
    Ben bir din adamının bu denli bir yönlendirmede bulunmasını açıkçası yadırgadım.
    Samimiyetten uzak, insanları etkileme üzerine kurulmuş cümleler olarak gördüm.
“EZANIN SESİNİ DE KISARIM”
    Müftünün açıklaması sadece anayasa referandumundan ibaret değil Sevgili Yozgatlılar.
    Malum İstanbul'da gece kulüplerinin gece 24:00'den önce yüksek sesle yayın yapmasının yasaklanması gündeme gelmişti.
    Tartışmanın konusu gece kulüpleri olur da camilerden rahatsız olanlar çıkmaz mı hiç.
    Nitekim ülkemizde böyle bir yaşanıyor.
    Sayın Müftü buna da çözüm bulmuş.İstenseniz bulduğu çözümü kendi ağzından dinleyelim:
    “Bütün müezzinlerimize, imamlarımıza şikâyet geldiği takdirde ezan seslerini düşürmelerini öneriyorum. Bazı insanlar ezandan rahatsız oluyorum diye evlerini satıyorlar maalesef bu çok üzücü bir durumdur. Bir din adamı, bir müezzin camiye komşu olan bir insanı evini satmak zorunda bırakmamalıdır.” Bir din adamının ezan sesinden rahatsız olanları düşünme tarzı işte bu. Sanırımın dinin siyasetteki yeri ve ılımlı İslam modeli bu olsa gerek. Ama ben yine de sormak istiyorum hocama; Diyanet mi siyaset mi?Bence bir karar vermelisiniz!