Cumhuriyet döneminin yakın siyasi tarihine bakıldığında, onar yılla ifade edilebilecek dönemlerde köklü değişiklikler yaşandığı söylenebilir.  İlginç bir biçimde ülkenin sosyal kodu on yıl ile planlanmış gibi tam da zamanında büyük  olaylar yaşanmıştır.
Köklü değişimlerin yolu, bir zamanlar ihtilallerden geçmiştir.  Çok partili hayatın başlamasından sonra yaşanan 1960 ihtilali ve 1961 Anayasası ile başlayan süreç, bahsini ettiğim periyodlardan ilkidir. 
1971 muhtırasının tarihine bakıldığında, yıl bile sapmadan siyasi mecraya ayar verildiği görülmektedir. 
1980 yılında ordunun yönetime el koymasıyla gelenek bozulmamış ve kod yenilennmiştir. 
Daha sonraki yıllarda, sevindirici bir gelişme olarak klasik darbeler döneminin kapandığını gözlemlemekteyiz. Demokrasi çağrısı yerine darbe beklentisi içerisinde bulunan kesimler var olsa da bu beklentiler karşılığını bulamamıştır. Halk, demokratik olgunlaşma sürecinde bir adım daha ilerleyerek,” En kötü demokratik yönetimin en iyi darbe yönetiminden daha iyi olduğu “ anlayışına kavuşmuştur. 
Ancak klasik darbeler dönemi kapansa ve on yıllık periyodlar bir miktar uzasa da,  dönemi geldiğinde köklü siyasi gelişmelerin yaşanması olgusu değişmemektedir. Nitekim 28.Şubat 1997 tarihinde yaşanan ve post-modern darbe olarak adlandırılan müdahale bu durumın tipik bir örneğidir. 
O günden bu güne kadar yaşananlar ise Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla ordu mensupları üzerinde baskı kurulmak suretiyle ordunun siyasetten tasfiye sürecidir. Adalat ve Kalkınma Partisinin iktidar olduğu dönemde Avrupa Birliği hedefleri de kullanılarak kimi zaman sert kimi zaman ustaca yöntemlerle askeri mekanizmalar pasifize edilerek sivilleşme süreci yaşanmıştır. 
Böylelikle Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde halkın hata yaptığına inanıldığı dönemlerde bir baba edasıyla ortaya çıkan ve durumu düzelten askeri yönetim anlayışı kapanmıştır. 
Kanımca Türkiye şu aylarda yeni bir periyodik döneme girmiştir. Yeni ve köklü siyasi değişimin şeklinin ne olacağını yakın zamanda birlikte göreceğiz. 
Başkanlık tartışmalarının yaşandığı ve belki de rejim değişikliğinin oylanacağı 7. Haziran seçimleri, yeni periyodun başlangıcıdır. 
Askeri yönetimlerin zorla aldığı ve tek elde topladığı yetkiler, seçimle gelen ama bir kişiden oluşan “başkan” a verilecek midir, verilmeyecek midir? Bu seçimlerin anlamı, siyasi parti tercihlerinden ve milletvekili seçimlerinden öte,  demokratik rejimin ray değişimi kararıdır. 
Halk şayet iktidar partisinin başkanlık sistemi politikalarına destek verirse,  radikal ve şu anda hiç birimizin öngöremediği olağan üstü olaylar ve gelişmelerle karşılaşacağız.  
Halkımız şayet bir rejim değişikliğine izin vermez ise bu durum Adalet ve Kalkınma Partisinin zirveden iniş sürecini başlatacaktır. Bu durumda ise özellikle;   üç dönem kuralı ile ana kadrolarını yitirmiş, lider boşluğuna uğramış, yolsuzluk iddiaları ile yıpranmış, Avrupa Birliği politikalarından uzaklaşmış, ekonomide zayıflamış, dış politikada yalnızlaşmış iktidar partisi, çok sert bir iniş yaşayacaktır.  Buradan doğacak siyasi boşluğun ise hangi siyasi kadro tarafından tarafından doldurulacağını zaman gösterecektir.