İnsanoğlu kendini bir bilinmez yolculuğa çıkarmış, gittiği yerden haberi yok, sosyal değerler iflasta, nedir peki bunların nedeni? Bunca huzursuzluğun, depresyonun, intiharın ve arkası gelmez kavgaların mimarı kim?
Kim bizi bu kadar huzursuz ediyor, ya da ne? Pe ki çözümü var mı bütün bunların?
Ah o üstüne resimler konulmuş, sahtesi basılmasın diye denetim pulları ile korunmaya alınmış, kokusu, sesi herkes tarafından sevilen kâğıt parçası.
Tarihteki ilk madeni para basımının M.Ö VII. Yüzyılda Anadolu’da Lidyalı’lar tarafından yapıldığı biliniyor.
Dünyanın ilk büyük darphanesi ise Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul Simkeşhane’de kurulmuştur.
Her dönemde en önemliler sıralamasında ilk sırada rol oynayan paranın, sadece iyiyi satın almada başarılı olmadığını yaşayarak gördük, kötünün kötüsünü bile marifetle satın almıştır, insanlar artık kendi değer ve insaniyetini bile satmaya başlamıştır para karşılığında.
Böbreğini satanlar, kadın ve çocuk satanlar, uyuşturucu satanlar, vatanını satanlar sırala gitsin, “paranın yüzü sıcaktır” derler ya, kaynar kazan oluyor çoğu zaman.
Hadi bütün bu kötü taraflarını geçelim peki para bizde hiç kötü bir iz ya da yaşam biçimi aşılamıyor mu? Elbette aşılıyor. Eve gelip uzandığımız zaman aklımıza ilk gelen yarın ki ödemeler, yok o çek nasıl ödenecek, bu senet nasıl tahsil edilecek, arabanın taksiti, evin eksikleri falan da falan, ufak tefek rahatsızlıklarımız bile inanın istediğimiz para olsa geçer.
Huzurumuzun ilk sırası para olmuş, eşimizi çocuğumuzu dostumuzu babamızı bile kırmaktan çekinmiyoruz para için, cebimizde paramız yoksa keyfimiz olmuyor canımız sıkılıyor, çoğu yerde adamlık bile parayla ölçülüyor.
Kim satın alabilir bir onurlu fakirin çocuğunu, ya da en değerlisini ve kaç paraya satarız bize verilmiş o dünya tatlısı çocuklarımızı?
Kimsenin gücü yetmez! Darphaneler böyle bir para birimini henüz basmadı ve basamazlar da!
Demek ki, paranın hayatımız da bu kadar üst sırada olması bir hatadır.
Mutlu olacağımız o kadar fazla neden var ki, başta sağlığımız, çocuklarımız, halimizi hatırımızı soran dost ve akrabalarımız, güneşin her gün yeni bir umutla doğuşu, gecenin sakin ve yıldızların motifleri, düğünler, bir bebeğin doğuşu, özlemleri bitiren vuslatların yaşanması, inanın daha nice güzellikler sayılır.
İnsanlar sevgi ve saygıyı ön değerler olarak kabul eder, paranın gücü ve etkisi altında kalmasalar birçok küsmüşler ortadan kalkacak, rekabetler can yakan noktalara varmayacak, yaşanılabilir yarınlar doğacak hayatımıza, teknolojinin getirdiği gider sorumlulukları ve zamanımızdan çaldığı en güzel anlar da belki daha asgari bir hal alacaktır.
Parası olmayan insanlara daha fazla önem ve hassasiyet gösteren, yoksulun yanında yoksul gibi davranan, ancak yardım ve paylaşma noktasında cömertliği ile gönül alan birer birey olmak bizi iman ve ihlas açısından da oldukça faziletli bir seviyeye taşıyacaktır.
Bence bugün bir daha düşünün!
Herkes aynı soruyu kendine sorsun “para benden neleri aldı, para benim dünyamda hangi kapıları kapadı ve paranın önünde gelen değerlerim nelerdir?” Bakalım kaç doğru kaç yanlış var alışılagelmişlerin içinde.
Ey! Bü günün idamlarını araştıranlar hep olaya “Deniz’den baktınız” biraz da “adaya” çıkın bakın.
Sevgili okurlarım idam konusuna son günlerde ki tartışmalara ışık olmak adına bazı karanlıkları aydınlatmak için başlamıştık.
İdam çıksın! İdam çıksın! Diye sesler yükselirken, ben diyorum ki aman ha “sakın çıkmasın” bu ne demek şimdi, sen Özge can katillerini mi savunuyorsun? Diyecekler bana.
Yok, kardeşim yok aksine sizden daha samimiyim bu konuda, yani daha mantıklı ve daha faydalı olacak olan “kısas” çıksın diyorum.
Öldürene diyet kesilsin bedel can olsun, bu ayrı idam ayrı, bu ülke idam yasasını kullanamadı, nice insanlar asıldı günahsız ve hepsi idam yasası ile asıldı, oysa idam değil de kısas olsaydı durum çok farklı olacaktı.
Bu Ülke idam yasasını kullanamaz da, dinimiz ne güzel anlattı ve gösterdi ancak görmek isteyen nerede?