Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Adana'da ziyaret ettiği bir okulda öğrencilere soruyor; "Okullarda kıyafetin serbest bırakılması güzel oldu mu?" diye...
Öğrencilerden "hayır" cevabını alan Dinçer şaşırıyor. Bir an duraksıyor, tebessüm ederek oradan ayrılıyor.
İşte böyle...
Siyasetçiler yaptıkları bazı yeni düzenlemeleri vatandaşa sorma ihtiyacı duyarlar -ki bunu tasdik ettirebilsinler. Hatta çoğu kez soruyu sorarlar, hemen ardından cevabını da kendileri verirler.
Siyasetçi çoğu kez sorularını "şunu şöyle yapmamız iyi oldu, değil mi?" diye pekiştirerek ve aslında cevabını da vererek yöneltir.
Özellikle seçim meydanlarında buna çok kez şahit olduk.
Türkiye'deki demokrasi anlayışı çoğu zaman akla, mantığa ters düşüyor.
Demokrasiden bahsetmişken biraz konuyu açalım...
Bir ülkede yaşayan vatandaşların devlet yönetimine katılması ve yönetimde söz sahibi olmasına demokrasi denilmektedir.
Tabi ki burada demokrasinin kelime anlamına takılmamak gerek. Uygulanma şekli bakımından demokrasiyi yorumlamalıyız.
Her ne kadar ülkemizde kadın-erkek herkesin seçme ve seçilme hakkının olduğu söylense de, buna pek inanmıyorum!
Neden mi?
Siyaset yapmak için para lazım. Para da vatandaşa eşit şekilde dağıtılmıyor...
Siz hiç, parası olmayan birinin çıkıp siyaseten yüksek mevkilere geldiğine şahit oldunuz mu?
Bir kere aday olabilmek için bile partilere para ödemeniz gerekmekte. Yani siyasete adımı atarken, aynı zamanda elinizi de cebinize atıyorsunuz.
Listenin ilk sıralarında yer bulabilmek ise ayrı bir dert.
Zaten bu notada da demokrasi kavramının laftan ibaret olduğuna şahit oluyorsunuz. Çünkü partilerin listelerini genel merkezleri belirliyor.
Bazı siyasi partiler sırf "delegelerin gönülleri olsun" diye temayül yoklamaları yaparlar. Sonra bu yoklama sonuçları ne olursa olsun yine Ankara'nın dediği olur.
Seçme ve seçilme hakkı kanunlarla belirlenmiş. Anayasamızın ikinci maddesinde de demokrasi kavramı yer almakta.
Ama siz uygulamaya bakın...
Daha siyasetin ilk basamağında bile demokrasiden söz edemezken, seçildikten sonra bunu savunmak ne kadar mantıklı olabilir ki!..
Peki bu yarın değişecek mi?
Gelir dağılımındaki adaletsizlikler düzeltilirse, zenginin daha zengin olurken, fakirin daha fakir olmasının önüne geçilebilirse demokrasi adına bir adım atmış oluruz.
Bu da siyasi iktidarın elinde olan bir şey.
Bu vebal sadece bugünkü siyasi iktidarın değil, bugüne kadar böyle gelmiş. Suçlu bir parti veya bir kişi değil. Sistemin kendi sıkıntılı.
Tabana indiğimizde esas suçlunun bizler olduğunu göreceksiniz. Yani, oy kullanan bizler. Kısaca, ben ve sen...
Her seçimde sandığa daha iyi bir Türkiye için giderken, yerine göre beğendiklerimizi mükafatlandırıp, beğenmediklerimizi sandıkta bırakırken de hata yapmayı sürdürdük.
Sorgulamadık.
Birileri istediği için istemediklerimizi kendimize vekil tayin ettiğimiz de oldu. Çok istediğimiz halde bizi temsil etme yetkisini veremediğimiz insanlar da oldu...