Siyasetin doğasında, seveniniz olduğu kadar sevmeyeninizin olması da vardır. Onun için Demirel’in vefatında herkes aynı derecede üzülmüştür, demeyeceğim. Kuşkusuz, onun siyaset yolunu beğenmeyen ve karşı olanlarda bulunduğu için “kayıp” hissini bizim kadar herkes kadar hissetmemiş olabilir.
Ancak Demirel hakkında, herkesin hakkını teslim etmesi gereken, herkesin kabulünde olan gerçekler de vardır.
Bunlardan ilki, Demirel’in halkın içinden gelen bir lider olmasıdır. Çoban Sülü denmesindeki gerekçe ve samimiyette budur. Isparta’nın İslamköy’ün de başlayan hayat, devletin en tepesinde devam etmiştir. Konuşmalarındaki şive bile onun bu özelliğinin basit bir göstergesidir. Nitekim halk, onu hep kendine yakın bulmuştur. O kadar ki, halk, Demirel’ e “baba” demiştir. Diğer milletlerden farklı olarak bizdeki baba lafının arkasında, güvenme, yaslanma, tabi olma, saygı duyma, yakın olma gibi anlamlar gizlidir. Halk, Demirel’i kendinden bulmuştur. Halktan “Baba” lakabını almak her siyasetçinin ve her babayiğidin de harcı değildir.
Demirel, demokrasi aşığı ve mücadele adamıdır. Türkiye’nin olağanüstü koşullarında, askerin kışlasına hiç çekilmediği yıllarda, siyasetin kendine alan bulamadığı dönemlerde, demokrasiyi yerleştirme savaşı vermiştir. Altı kere gidip yedi kere gelen Demirel’in arkasında halk, içinde ise demokrasi ideali vardır. Pes etmemiştir. Her gidişinde yeniden gelişin hesabını, çalışmasını, planlamasını yapmıştır. Sonunda kazanmıştır. Demirel ile birlikte Türk demokrasisi kazanmıştır. Ülkede demokrasi bir yerlere gelebilmiş ise bunda en çok payı olanlardan birisi de odur.
Demirel’in en önemli özelliklerinden birisi de, zekası, çalışkanlığı ve her alanda kendisini yetiştirmiş olmasıdır. Kendi alanındaki donanımının yanı sıra, çok az devlet adamında rastlanacak biçimde, tarihten-edebiyata, enerjiden-hukuka, coğrafyadan-askerliğe kadar derinlemesine bilgi sahibi olmadığı hiçbir alan yoktur. Buna bizzat tanıklık etmiş olmanın hazzını ve hayretini de yaşamış bulunuyorum.
Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu yılın hemen sonrasında Köşke ziyarete gitmiştik. Yıl 1994. Gencecik, idealist yirmi avukat, devletin tepesine nezaket ziyareti yaptık. Mühendis olan Demirel, bize bir buçuk saat Anayasa, Demokrasi, Hukukun Üstünlüğü, Parlamenter rejim, Siyasi Partiler, Yargı teşkilatı konularında adeta ders verdi. Şunu söyleyebilirim ki bir hukuk profesörü kadar konulara hakimdi. Uzaktan tanıdığımız Demirel dehasını, yakından görmenin şaşkınlığını yaşamıştık.
Demirel’e başka bir konuda daha hakkını vermek zorundayız. O, bir kalkınma ve eser bırakma adamı idi. GAP’tan Boğaz Köprüsüne kadar dev eserlerin fikir babası ve uygulayıcısı da o idi.
Demirel, kimi zaman yakınlarının yaptığı işlerden dolayı büyük sorunlar yaşadı. Yolsuzluklara göz yummakla suçlandı. Ama şunu unutmayın ki yakınlarının yaptıkları ne olursa olsun o, adaletten ve hukuktan hiç kaçmadı. Kaç devlet adamı kendisi Cumhurbaşkanı iken öz yeğeninin bankasına el konulmasına müsaade eder? Hangi Cumhurbaşkanı en yakın akrabasının tutuklanması ve yargılanmasına müdahale etmeden, Yargının işini Yargıya bırakır?
Türkiye Cumhuriyeti, yetiştirdiği en parlak siyaset adamlarından birisini kaybetti. Demirel ile birlikte bir siyasi kuşak ta son bulmuş oldu. Ecevit, Erbakan, Türkeş, Evren, Özal, tarihteki yerini aldı. Doğruları tarih yazar. Demokrasi ve eser adamı Demirel’i de tarih yazacaktır. Allah rahmet eylesin.