Kıymetli hemşerilerim, bir günün 24 saatini bizler birçok konu arasında taksim ederek, yeme, içme, çalışma ve dinlenme döngüsü üzerinde yaşamımızı devam ettirmeye çalışıyoruz. Aslında birbirimize sık sık söylediğimiz sözlerdir “ Ya bugün de ne çabuk geçti” ya da “Off çok sıkıldım hiç zaman geçmiyor” cümleleri … Zaman hepimiz için göreceli bir kavramdır. Ancak konu çalışma yaşamı olduğunda, başlıca gelirimizi elde ettiğimiz, yaşamımızı sürdürmek zorunda olduğumuz işimizin çalışma süresine ilişkin olarak, ister kanunla belirlenen yasal sınırda olsun, ister işverenler ile işçiler arasında serbestçe belirlensin hepimiz uymak durumundayız. Ama bu konuda da doğru bildiğimiz birçok yanlış husus olduğunu bizler uygulamada görmekteyiz. Bu nedenle bu hafta sizlere çalışma süreleri hakkında bilgiler vermeye çalışacağım.
Çalışma süresi 4857 sayılı İş Kanununun 63. Maddesinde tanımlanmış durumdadır. Maddeye göre, genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır. Bu süre işçilerin fiili olarak iş başında çalışır olduğu veya çıkacak işi beklediği süredir. Bu sebeple Kanunun 68. Maddesinde belirlenen “ara dinlenmeleri” bu sürelere dahil değildir. 4857 sayılı İş Kanunun 68. Maddesine göre “Günlük çalışma süresinin ortalama bir zamanında o yerin gelenekleri ve işin gereğine göre ayarlanmak suretiyle işçilere;     
a) Dört saat veya daha kısa süreli işlerde onbeş dakika,
b) Dört saatten fazla ve yedibuçuk saate kadar (yedibuçuk saat dahil) süreli işlerde yarım saat,
c) Yedibuçuk saatten fazla süreli işlerde bir saat,
Ara dinlenmesi verilir. Bu dinlenme süreleri en az olup aralıksız verilir”
Bu kurala uygun olarak verilen ara dinlenmeleri, çalışma süresinden sayılmaz. Bu dinlenme süreleri işçilere aynı veya değişik saatlerde kullandırılabileceği gibi, iklim, mevsim, o yerdeki gelenekler ve işin niteliği göz önünde tutularak sözleşmeler ile aralı olarak da kullandırılması mümkündür.
İşyerlerinde kanunun bu boyutuyla bilinmemesinin sonucunda, bugün hangi işverene veya işçiye “Ne kadar çalışıyorsunuz” diye sorsak, alacağımız cevap büyük oranda “Günde 8 saat” şeklinde olacaktır. Bu söylem, işçi ya da işverenlerin gerçek çalışma durumunu yansıtıyorsa, örneğin 30 dakika bir ara dinlenmesi de veriliyorsa, kanuna aykırı bir durum olmadığı için aslında bir yanlışlık arz etmez. Ancak çoğunlukla Kanunun günde 8 saat çalışmaya izin veriyor olması zannıyla yapıldığı, gerçekte çalışma süresinin bunun çok üzerinde olduğu görülmektedir. Bu durumda hangi sürenin çalışma süresi, hangi sürenin dinlenme süresi, hangi sürelerin ise daha önceki yazılarımızda değindiğimiz fazla çalışma süresi olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.
Durumu bir örnekle açıklamaya çalışalım. İşyeri tek vardiya çalışan bir ayakkabı mağazası olsun. Bu işyerinin haftanın altı günü, Pazartesi – Cumartesi açık olduğunu, Pazar günleri kapalı olduğunu ve işçilerin o gün hafta tatili kullandığını, işyerinde üç işçinin çalıştığını, bu işyerinin sabah saat 09.00’da açıldığını, akşam saat 20.00’ye kadar açık olduğunu varsayalım. İşverenin kendisi de işyerinde genelde işin başında bulunsun. Şimdi bu işyeri için kanuna bir çalışma düzeni yaratalım. Eğer her üç işçi de sabah saat 09.00’da işbaşı yapar, akşam saat 20.00’ye kadar çalıştırılırsa, çalışma süresi (20 – 9) 11 saat olacaktır. Bu kadar uzun çalışma süresi içerisinde, işçilerin 30 dakika yemek, 15’er dakikadan iki kez çay molası olmak üzere toplamda 1 saat dinlendirildiğini varsaysak bile, (11-1) 10 saat fiili çalışma süresi olacaktır. Bu şekilde haftanın altı günü çalışılması halinde, (10x6) haftalık toplam çalışma süresi 60 saat olacaktır ki, bu durum yukarıda yazılı olan 45 saatin 15 saat kadar üzerinde bir çalışma biçimi demektir. Bu durumda hem ilgili kanun maddesine muhalefet edilmiş olacak, hem de işçilere işverenler tarafından fazla çalışma ücreti ödenmesi gerekecektir.
Bu halin ayrıca sosyo-kültürel açıdan da çeşitli etkileri vardır. Bir kere işçiler uzun çalışma süreleri nedeniyle hem ruhen, hem de bedenen yıpranmakta, ayrıca eşine, çocuğuna, ailesine yeteri kadar zaman ayıramamakta, dolayısıyla sosyal açıdan ciddi sıkıntılara düşmektedir. Bir de bu çalışma biçimi olağan kabul edilip, çalışması karşılığı fazla çalışma ücreti de alamadığı takdirde maddi açıdan da mutsuz ve huzursuz olmakta, her iki halde de işyerine ve işe bağlılığı azalmakta, işvereni ile sorun yaşamakta, bunu işyerindeki müşterilerine de yansıtarak iş düzenini de bozabilmektedir.
Peki bu durumun yasal sınırlara çekilmesi için işveren ne gibi bir uygulama yapabilir? İşverenler eğer kanunu bilir ve iş uygulamalarını mümkün olduğu ölçüde bu kurallara uygun yürütebilirse, hem kanuna aykırı davranmamış olur, hem de işçisi ile barışık olur. Ben bu duruma ilişkin ne yapabileceğini soran birçok işverene, sadece kaydi düzenlemeler yaparak, daha doğrusu “kalem oynatarak” birçok problemin çözülebileceğini söylüyorum. Örneğimize dönecek olursak, işverenin üç işçisi vardı. Bu işçileri işverenin aynı saatlerde işe başlatıp, aynı saatlerde bıraktırması yukarıda değindiğimiz gibi birçok sorun meydana getiriyordu. Yaptığımız hesaba göre çalışma süresi 10 saat çıkmıştı. Yasal olarak çalışma süresi, iş altı gün devam ettiği için, (45/6) günlük 7,5 saat olmalıdır. Bu durumda, günlük çalışma süresinin (10-7,5) 2,5 saat daha kısaltılması gerekmektedir. İşveren bu çalışma süresini iki şekilde kısaltabilir: Ya işe başlama ve işi bırakma süreleri değiştirecek ya da ara dinlenmelerini artıracak.
Bir üçüncü seçenek ise her ikisini de bir arada kullanmak olabilir. Örneğimizde, üç işçiden birinin sabah 09.00’da başlaması, 1 saat ara dinlenmesi ile birlikte akşam 17.30’da işi bırakması, diğer ikisinin 11.30’da başlayıp, 20.00’ye kadar 1 saat ara dinlenmesi vermesi halinde olduğu gibi başlama ve bitiş saatlerini kaydırdığımızda, her üç işçi adına da çalışma süresi günlük 7,5, haftalık 45 saat olacak; bu sayede hem yasal günlük ve haftalık iş süresi aşılmamış olacak, hem de işçilere bir fazla çalışma ücreti ödemesi doğmayacak, ayrıca işçiler bu durumda sosyal faaliyetlerine ve dinlenmeye yeterince zaman ayırabileceklerdir.
Değerli okuyucular, örneğimizde de kısaca açıklamaya çalıştığımız üzere, işverenlerimize düşen en önemli görev bu iş organizasyonunu doğru şekilde yapmaktır. Böylelikle hem yasal bir çalışma düzeni kurulacak, hem işçi hak ettiğini alabilecek, hem de işçi ve işveren barışı önemli ölçüde kurulabilecektir.
Haftaya çalışma sürelerine ilişkin diğer hususlarla devam edeceğiz. Selamlar  …