KAHVENİN önündeki ahşap masa kenarında duran tahta sandalyeyi geriye çekip, ocaktan kendi elleriyle doldurduğu, 'Keklik kanı' tabir edilen çayın bardağını masaya bıraktı. Sonrasında tahta sandalyeye oturdu. Zeminin  bozuk olması nedeniyle boşluğa gelen sandalyenin beşik gibi sallanmasından rahatsız oldu. Kalkı, masanın diğer tarafına sandalyeyi taşıyıp, yan oturdu. Çayını yudumlarken, uzuklara gitmişti. Yıllar önce ayrıldığı, baba ocağı Erzurum'u düşünüyordu, belki de...
Topuklarına bastığı ayakkabısının birisini çıkartıp, sandalyenin köşesine iliştirdi, bir eliylede iki büklüm dizini kavraladı. Bir süre oturdu. Çayını bitirmiş olmasına karşın boş bardağı bir süre elinde tuttu. Sonra bardağı masaya bıraktı. Başındaki beresini çıkartıp, masaya bıraktı. Kolunun tersi ile alnındaki teri gömleğine sildi. Tekrar beresini takıp, bardağı eline aldığında, ihtiyaç sahiplerine yardım dağıtan Kızılay'ın Şube Başkanı Nazif amca 'selamınaleykum' diyerek, yanına yaklaştı. Rambo'nun omuzuna elini koyup, bir süre ayaküstü konuştular. Hal hatır sormalarının ardından Başkan 'Öğlene bekliyorum, mutlaka gel emi!' diye tembihleyip, uzakşırken, Rambo bir süre arkasından baktı, sonra içeriye girdi...
Muhacir olan Ramazan usta 72 yaşındaydı. Ayakkabı boyacığı yaparak geçimini temin ediyordu. Çocukları olmamıştı. Kendi deyimi ile 'Bir ayvaz, bir Köroğlu' yaşayıp, gidiyorlardı, iki odalı bir damda. Erzurum'dan Yerköy'e niye nasıl geldiklerini pek anlatmazdı. Sadece 'geldik, memnunuz, yaşıyoruz, karnımız tok, daha ne diyeyim' demekle yetinirdi. Gulabilerin kahvesinin önünde ayakkabı boyar, günlük ihtiyacı olan parayı kazandığında, 'artık başkaları nasiplensin' diyerek, sandığını toplayıp, ocaklığa emanete bırakırdı. Kalan zamanında, esnafa yardım eder, mesala bir esnafın çırağı 'Bizim oraya iki çay söylermisin' diye seslendiğinde,   eğer garsonlar meşgulse kendisi doldurup, götürmekten üşenmezdi. Adı Ramazan olmasına karşın, o yıllarda meşhur olan 'Rambo' dizilerinden etkilenerek, herkes ona 'Rambo' demeyi tercih ediyordu. Ben onu Karagöze benzetirdim. Belinde kamburu, aralıklı siyah ama gelende beyaz olan sakalı, başından çıkartmadığı beresi, çizgili yakasız gömleği, üzerine giydiği cepkeni ile dikkat çekerdi. Geniş pantolan giymesine karşın, beline kemer takmak yerine bildiğimiz urganı bağlayıp, pantolonun bacağından düşmesini engellemeyi tercih eden, farklı birisiydi...
Rambo, kahveye girip ekmek teknesi boya sandığını çıkardı. Gölgelik bir yer bulup, yerleşti. Müşteri beklemeye başladı. Bir iki ayakkabı boyadı. Güneşin doğduğu yerden tepeye doğru yükseldiğini fark etti. Tek gözünü kapatıp, güneşe doğru bakmaya çalıştı. 'Öğlen olmuş' diyerek, yerinden kalktı. Sonra kolundaki saate baktı. Kahvenin önünde naylon ibriği alıp, yeterli suyun olup olmadığını kontrol etti. Doktorun evinin arkasına dolandı. Kollarını sıvayıp, elini yüzünü yıkadı. Soluğu Kaymakamlık binası karşısındaki Kızılay Şube binasında aldı. Nazif amca, Ramboyu kapıda karşıladı. İki katlı binanın tam köşesinde yer alan, her iki cephesinde büyük camların bulunduğu Kızılay Şubesi'ne yardım için gelenlerin görülmemesi için camlar yarısına kadar gazete kağıdı ile kapalıydı. Gazete kağıtları hem de güneşin yakıcı sıcağını kesiyor, diğer taraftan da oda içerisinde bulunan yardım malzemelerinin görülmesini önleniyordu. Tedbir amaçlı...
Başkan, Rambo'ya büyük bir teneke içerisinde ABD damgalı 'Marshall Yardımı' katı yemeklik yağını eve götürüp, yemeklerde kullanması için verdi. Rambo bir tenekeye baktı, bir başkanın gözünün içerisine baktı, 'bunu nasıl götüreceğim?' der gibi. Başkan bu bakışı hemen anladı. Birlikte dışarıya çıktılar. Köşede duran el arabasını kapının önüne getirip, yağ tenekesini el arabasınayüklediler. Rambo sırtındaki yeleğini çıkartıp, yağ tenekesinin üzerine serdi. Tenekeyi kamufle edip, 'Ya Allah ya Bismillah' diyerek, el arabasını kaldırıp, Bağlarbaşı'nın tepesindeki evine doğru yola çıktı. Tepeyi 5-6 kez soluklanarak çıkıp, evine ulaştı. Teneke içerisindeki yağı eşine teslim etti. Sonrasında boş el arabasını alıp, önce arabayı Kızılay'a bıraktı, sonra tekrar işinin başına döndü...
Ertesi gün sabah Rombo, bir gün önce eve götürdüğü yağ tenekesiyle Kızılay Şube binasının önünde belirdi. Şube Başkanı kapı önünde kendisini bekleyen Rambo'yu görünce 'Hayrola Ramazan usta, sıkıntı mı var?' diye sordu. Rambo, kapıyı açıp içeriye giren başkanın arkasından tenekeyi kucakladığı gibi, masanın üzerine taşıdı. Kızılay Başkanının şaşkın bakışları arasında Rambo, soluklanmadan konuşmaya başladı. 'Benim avrat ihtiyacı olan yağı içerisinden almış. İhtiyacı olan komşulara da dağıtmış. Geriye bu kalmış, bunu da başka ihtiyacı olanlara dağıtmanız için gönderdi' dedi. Masanın yanındaki sandalyeye oturdu. Kızılay Başkanı Şaşkın, ne diyeceğini bilmiyor. Ramboya bakıyordu ki, sessizliği 'çay vereyim mi?' diyen garson bozdu...