Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin ilk milli parkı Yozgat Çamlığı'nın turizme kazandırılması için gerekli talimatları verdi. Çamlıkta gerçekleştirilecek fizibilite çalışmaları sonrasında nelerin yapılabileceği tespit edilecekti, sonra da yatırıma geçilecekti ki; devreye bürokrasi girdi.
Türkiye'nin ilk milli parkı olan Yozgat Çamlığı'na yapılacak yatırımların bürokratik engellere takılmasının önüne geçebilmek için ''Master Planının'' çıkartılması gerektiği vurgulandığında, takvim yaprakları yanılmıyorsam 1977-78 yıllarını gösteriyordu. Aradan geçen süreç içerisinde bir kaç kez gündeme gerilen ''Master Planı'' çalışmasına geçtiğimiz son 10 yıllık dönem içerisinde ödenek ayrılıp, çalışmaların başlatılması için programa alındı. Ancak, bir türlü kurul toplanamaması nedeniyle çalışmalar başlatılamadı. Bir ara toplantı yapıldı, çalışmalar başlatıldı. İhale yapıldı, hazırlanan plan uygun görülmedi, yeniden çalışma yapıldı, bakanlık onayına sunuldu. Yıllardır Bakanlık raflarında bekletilen bu plan Başbakan Erdoğan'ın Yozgat mitinginde verdiği söz sonrasında apar topar onaylanıp, yürürlüğe konuldu.
Sanıldı ki; rapor onaylanınca Başbakanın sözünü ettiği turizme kazandırılması projesi onaylanıp, uygulamaya konulması için çalışmaların ihalesinin yapılması bekleniyor. Hatta öyle de sunuldu, belki de bilinçli olarak. Ama hiç kimse, Başbakanın talimatlarının uygulamaya geçilmeden yerine getirilmesini engelleyici bir uygulamanın devreye sokulduğunun farkına varamadı. Varamadığı için de herşey olduğu gibi kabullenilip, beklenilmeye başlandı.
Hazırlanan ve apartopar onaylanan plan ile Başbakanın sözünü ettiği ''Çamlığın turizme kazandırılması'' projesiyle ilgisi alakası bulunmuyor. Bulunmadığı gibi, yapılacak çalışmaların da önünü tıkıyor. Hazırlanan ve onaylanan master planında, çamlıkta yapılacak olan turizme yönelik yatırımlar engelleniyor, yapılmasına izin verilmiyor. Sadece belirli alanların piknik alanı olarak düzenlenmesine, yol ve otopark, bazı sosyal ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı, daha doğrusu günübirlik iniş-çıkışlara yönelik yatırımların yapılmasına olanak sağlıyor.
Bu onaylandığı dönemde iyi algılanmadığı için itiraz edilmedi. İtiraz edilmediği için de belirli süre sonra uygulama aşamasına gelindi. Şimdi çalışmalara başlanıldı. Öncelikle yeni bir piknik alanı belirlendi ve bu alanda günübirlik piknik yapılabilecek tesisler ve düzenlemeler gerçekleştirilecek. Yollarda düzenleme yapılacak, sonraki aşamalarda da buna benzer yatırımlar olacak.
Kimse hayale kapılmasın...
Yarın, ''Dağ fare doğurdu!'' denilmesin. Çamlıkta uygulanmakta olan, başlatılan çalışmalar düşünülen çalışmalarla ilgisi yok. Yapılan çalışmalar Yozgat'ta turizme ivme kazandıracak çalışmalar değil. Öyle olmadığını herkes biliyor ama söylemeye çekiniyor. Çamlıkta başlatılan çalışmalar için ''Buna da şükür'' demekten başka yapılacak bir şey yok, bu saatten sonra. Ama çevresine yapılacak çok şey var...
___________________________
Yimpaş Yozgatspor'un Kurtuluşu
''Bu hallere düşecek takım mıydık?'' diyerek, ağıtlar yakmanın kimseye fayda getirmediği bir gerçek.
Bir başka gerçek ise, Yimpaş Yozgatspor'un sezon başındaki hedefiyle orantılı olarak gidişatı hiç de iyi değil, görünmüyor.
Hal böyle olunca ''Ne yapmalı?'' sorusunun yanıtını bulmak, ona göre de hareket etmek daha doğru bir yol ve yöntem olarak karşımıza çıkıyor.
Gelinen noktada ''Yeni bir hedef'' belirlemek, peşinen kalan maçlardan da ümidi kesmek anlamına gelir. O nedenle böyle bir yola başvurmak mümkün değil.
O halde sezon başında belirlenen hedefe ulaşabilmek için şartları biraz daha zorlamadan önce, mevcut durumda nelerin yapılabileceğini tespit etmek, daha doğrusu ''Hastalığa teşhis koymak'' gerekir.
Kırmızı siyahlı ekibin bugüne kadar oynadığı karşılaşmalarda ilk etapta görülebilen, takım 60'ıncı dakikadan sonra yoruluyor, oyun disiplininden düşüyor, belirli futbolcuların ferdi hareketleri ve çabaları ön plana çıkıyor.
İkinci bir konu ise, kırmızı siyahlı ekip nizami sahayı kullanamıyor. Kullanamadığı için de gereksiz efor sarfetmek suretiyle gücünü kısa sürede tüketiyor, 90 dakikaya yayamıyor.
Teknik adam değilim. Takımla hergün birlikte de olmadığıma göre, dışarıdan görebildiğim kadarıyla, bunun temelinde yatan gerçek ise, daha önce de sıkça ifade ettiğim gibi, takım maç yapabileceği nizami sahayı, maç dışında hiç kullanmamasından kaynaklanıyor. Zira, fabrikalar sahasındaki antrenman sahaları nizami büyüklükte değil. Enine büyük, boylamasına küçük. Dolayısı ile üç pas yaparak rakip kaleye ulaşmak mümkün. Ama nizami sahada aynı şeyi yapmak mümkün değil. Daha fazla efor sarfetmenizi gerektiyor. Bu da takımın, futbolcuların kısa sürede tükenmesinde önemli rol oynuyor.
Diğer bir konu ise futbolcuların kendilerine olan güvensizlikleri. En azından tribünlere böyle yansıyor.
Takım galibiyet golünü bulduktan sonra gereksiz bir şekilde geriye yaslanıyor. Daha fazla kısa pas yapıyor. Bununla da yetinmeyip bir de geri pas yapmak gibi bir hastalığı var. Tüm bunlar kendisine veya takım arkadaşına olan güvensizliği yansıtıyor.
Ayakta kalabilen veya daha ayağında top tutabilme yetisine sahip oyuncuların, zamana dönük olarak ayağında sürekli top tutması isteniyor veya bekleniyor. Az sayıdaki bu tip futbolcuların da topu ayağında 10 dakika tutma imkanı bulunmuyor. Topu kaptırdığında kademe anlayışından kopan oyuncularda panik başlıyor, sıkıntı yaratıyor.
Bu ve buna benzer daha bir çok sorun vardır. Bu sorunların tespit edilip, giderilmesi noktasında sanırım gerekli çalışmalar yeni teknik heyet tarafından yapılacaktır.
Zira, kadroda aksayan veya eksik görülebilen mevkiler mutlak vardır, bunu hepimiz biliyoruz. Şu aşamada transfer yapabilmek mümkün olmadığına göre, mevcutları en iyi şekilde kullanmak durumundayız.