İnsanın var olduğu her yerde öncelikle tesis edilmesi gereken 'huzur'dur…
Aile müessesi başta olmak üzere, okulda, devlet kurumunda, özel sektörde, sokakta, toplumda, ülkelerde huzur olmadan hiçbir şey olmaz.
Huzur'un oluşmasını sağlayan bir çok etkin vardır elbette.
Şayet bir toplumda ya da müessese de huzuru tesis eden sac ayakları tam manasıyla tesis edilmediyse 'huzur' yerini 'huzursuzluğa' bırakır.
İnsan gönlü, ruhu huzurlu olmadığı müddetçe köşkü, sarayı neylesin?
Bu gün Bozok Üniversitesi'nde hakim olan hava maalesef tedirginliği, güvensizliği ve beraberinde gelen huzursuzluğu yaşıyor.
Bozok Üniversitesi bir ilim yuvası.
İlim demek; ışık demek, ışığın olduğu yerde saflık, güzellik, samimiyet, saygı kısacası olumlu manada ifade edebileceğiz her şey vardır.
İlmin olduğu yerde huzur vardır!
Eğer ilim, huzurdan yoksunsa bir şeyler ters gidiyor demektir.
Bozok Üniversitesi Yozgat'ın çiçeği burnunda ilim yuvası.
Yozgat insanının yıllardır süre gelen üniversite hayalinin ta kendisi.
Yani Yozgat insanının gönlünüdür Bozok Üniversitesi.
Bir toplumun gönülden kopan duygularla kurulan ve bu gün 4. yılına ayak basan bir müessese kutsaldır.
Gelinen süreçte Bozok Üniversitesi, tıpkı Rektörü Sayın İnci Varinli Hanımefendinin de ifade ettiği gibi; “Hem kurum hem de şehir incinmektedir.”
Önceki gün yaptığı yazısı basın açıklamasının bir bölümünde altı kalın çizgilerle çizilecek şu ifadelere yer veriyor Sayın Rektör: “Bozok Üniversitesi Rektörlüğü, Rektörü, Rektör Yardımcıları ve tüm akademik ve idari ekibiyle birlikte büyük, güçlü, kararlı ve bilgi sahibi bir ailedir.”
Evet Sayın Varinli, Bozok Üniversitesi bir ailedir.
Hem de çok büyük aile.
Ama gelinen süreç bu ailenin giderek küçülen, çekirdek bir hale gelen aile olduğunu göstermektedir.
Aile içi sorunlar pek tabi ki olabilir.
Hatta o sorunlar zaman zaman gündeme de gelebilir.
Fakat önemli olan sorunların çözümü noktasında ortaya koyduğunuz müspet çözümlerdir.
Çözüm üretmek yerine çözümsüzlük üretiliyorsa sorunlar büyür, büyür, büyür başı dumanlı dağ olur.
Gün gelir siz ne kadar da o başı dumanlı dağı saklamak, sorunları göstermek istemezseniz de bunu başaramaz, başaramadığınız gibi de saklayan, gizleyen konumuna düşerseniz.
Bu da aile içindeki duruşunuzu sarsar.
Ailede bir sac ayağı sallanmaya görsün, diğer ayaklarda sallanmaya başlar.
Derken çatı çatırdamaya başlar, sadece gürültüsü dahi can sıkmaya yeterde artar.
Bozok Üniversitesi'nde son günlerde yaşananlar (iddia dahi olsa) Yozgatlı'nın olduğu gibi, üniversite çalışanlarının da moralini bozmuş durumda.
Alt yapı çalışmalarını tamamlayamayan, hizmete, yatırıma aç bir üniversitede moral bozukluğu doğal olarak çalışmaları da olumsuz etkiliyor.
Bir çakıl taşı dahi temele geç konuluyorsa bu gün onun sebebi gelinen süreçte yaşanan huzursuzluk.
Gerek birebir, gerekse dolaylı olarak münasebetlerimde Bozok Üniversitesi'ndeki havanın çalışanları ciddi manada etkilediğini görüyorum.
Yargı süreci, Tıp Fakültesi'nin geç açılması, son olarak da üniversitenin Tıp Fakültesi Dekanlığını yapan Prof. Dr. Hasan Acar'ın profesörlüğünün alınarak, ilişiğinin kesilmesi bozulan moralleri iyiden iyiye yıpratmış görünüyor.
Bu gün bizleri arayan, bizzat ziyaretimize gelen, yolda karşımıza çıkan, bir şekilde bize ulaşan vatandaşlar, Tıp Fakültesi Hastanesi'nin açılış tarihinden başlayarak soru yağmuruna tutuyor bizleri?
“Ne bu üniversitemizin hali” diyor insanlar!
“Böyle mi olmalıydı” türünden serzenişlerde bulunuyor, can sıkıntılarını, yaşananlardan duydukları kaygıları dile getiriyorlar.
Vatandaşın kaygıları Bozok Üniversitesi'nde çalışan (görevi ne olursa olsun) insanları da etkilemiş, morallerini bozmuş, kaygılarını artırmış durumda.
Öyle ki moral bozukluğu daha çok güven bunalımı doğurmuş.
Üniversite çalışanı tıpkı vatandaş gibi 'şimdi ne olacak' diyor?
İnsanlar bir ilim yuvasına karşı bu denli tedirgin ve kaygılı mı olmalıydı diyorum kendi kendime?
Geçer diyorum, bu günleri de unuturuz diyorum.
İyi ama neyi nereye kadar unutacağız, unutmak her şeyi çözer mi?
4 yaşındaki bir üniversite için fazlasıyla problem var görünüyor.
Problemler yumak yumak olup birikirken müspet çözümler beklentisi yerini tedirginliğe bırakıyor.
Çalışanı tedirgin, gönül vereni tedirgin, moraller bozuk!
Ne gariptir ki, hal böyle iken çalışan moral bozukluğunu ifade etmeye dahi çekiniyor.
Düne kadar yarınını endişe eden Bozok'lu, bu gün moral bozukluğunu saklıyor.
İnsanlar endişe ediyor, gün gelir kapı dışarı edilirsem endişesi yaşıyor.
Çaresiz duygularını saklıyor, susuyor, susuyor, susuyor!
Bozok'ta moraller bozuk olunca bize de süslü/püslü ifadelerle, makyajlı yazılar yazmak haram oluyor (!)