Yozgat insanı olarak bizlerin en büyük eksiklerinden birisi de, ''Ortaklık'' kültüründen çok uzakta duruyor, olmamız...
Atalarımız ''Çokluktan maraz doğar'' demiş...
Ardından da ''Birlikten kuvvet doğar'' diye eklemiş...
İlk bakışta cümle yapısı aynı gibi görünse de birbirleri ile tezat teşkil etmektedir...
Zira, çok olmak, güçlü olmak anlamına gelmez...
Birliği ise hiç temsil etmez...
Çok olmak kuru kalabalıktan ibaretten ise, bir işe yaramaz...
Bir futbol maçında tribünlerin dolu olması bir anlam ifade etmiyor, sadece çokluk oluyor...
Bir anlam ifade edebilmesi için sahada mücadele veren takıma destek seslerinin çıkartılması gerekir...
İşte o zaman çokluk, birlik olur, birlik olunduğunda da ortaya güç, kuvvet çıkar...
O yüzden bu tip durumlarda alınan galibiyet sonrasında yöneticiler, taraftarların verdiği destek sonucunda rakibi yendiklerini vurgulayıp, takımın 12'inci sporcusunun taraftar olduğundan söz ederler...
Bu da doğru bir yaklaşımdır...
Rahmetle andığımız, üstat Abbas Sayar ile bir sohbet esnasında çok enteresan bir söz etmişti...
Bildiğimiz ''Yozgat var, Yozgatlı yok!'' yazı dizisiyle ilgili olarak yapılan çeşitli yorumları değerlendiriyorduk, sohbetimizde...
Lafa ''Çok yazık!'' diyerek başladı, üstat...
Sonra devam etti, ''Eskiden bana 'Komünist' diyerek, tepki gösterirlerdi, şimdiler de beni tanımayanlar bile arkamdan dedikodu yapıyorlar!'' dedi...
Yozgat insanın tepkisiz bir toplum haline geldiğini, bunun temelinde yatan gerçeğin ise ''Yozgat'' şuurunun, bilincinin bulunmaması olduğunu ifade eden Üstat, Yozgat'ta insanların yaşadığını, yaşayan bu insanların kendilerini ''Yozgatlı'' olarak tanımlamamasının ilerde Yozgat'a ciddi sıkıntılara neden olacağını, ''Emanetçi'' konumunda olacakları için de, ''Yozgat yanmış yitmiş, batmış'' kimsenin umurunda olmayacağının altını çizmişti, aklımda kaldığı kadarıyla...
Bugün gelinen nokta, o günden işaret edilmişti...
''Yozgatlılık'' şuurundan vazgeçtik, ''Yozgat'ta yaşıyor'' olmanın gereğini bile yapamaz durumdayız...
Bir araya menfaatlerimiz için bile gelmekten korkuyor, çekiniyoruz...
Apartman toplantılarında bile bir araya gelip, apartmanın  sorunlarını tartışamayan bir toplum haline geldik...
Dün, Kent Konseyi Başkanlığına seçilen Ünsal ağabeyimiz (Ünsal Allıoğlu) telefonla arayıp, Yozgat'ın sorunlarını masaya yatırabilmek, belirlenecek sorunların çözümü noktasında herkesin taşın altına elini sokması gerektiğini, bu nedenle de resmi yazı yazarak, destek talebinde bulunduğunun altını çizdi.
Apartman toplantılarında bile bir araya gelmekten çekinen, korkan bir toplum...
Sorunlarımızı nasıl masaya yatırılmasına katkı verecektir?...
Gerçekten çok merak ediyorum...
Yozgat'ın hizmet eksiğini gidermekle mükellef olan Belediyedir...
Belediye Başkanı da bu hizmet kurumunu yöneten, yönlendirendir...
Bir belediye başkanının her konuya yetişmesi, her konu hakkında doğru bilmesi, doğru adım atması mümkün müdür?...
Elbette değildir...
Birilerinin çıkıp, yanlışı söylemesi makama karşı yapılmış bir hakaret olarak algılanmamalıdır...
Bugüne kadar tanıdığım il yöneticileri, gerek Valilik makamı ve gerekse belediye başkanlığı makamı böyle algılamamıştır...
Onlar böyle algılamadığına göre, toplumsal tepkiye katkı verecek olanların farklı bir algıyla çekingenlik göstermesinin kimseye faydası olmadığı gibi zararı da büyüktür...
Derim ki; zararın neresinden dönersek kardır...
O halde Yozgat'ın önceliği, bizlerin önceliği ''Duyarsız toplum'' imajımızdan kurtulup, eleştirilerimizi cesur ve yapıcı olarak yapacak konuma gelmeliyiz...