Yozgatlının dünyanın dörtbir yanına savrulması, Karadeniz insanından çok farklı. Zira benim insanım, doğup, büyüdüğü bu ilde karnını doyuramayıp, taleplerini karşılıyamamış, bunun sonucunda da göç kervanında kendisine bir yer bulup, arkasına bile bakmadan gitmiş, ‘‘Doğduğu yer değil, doyduğu yeri’’ kendisine vatan, memleket edinerek, yaşamını sürdürmeye devam ediyor.
Farklı vesilelerle çıkıyorlar karşımıza, bizim insanımız. Özellikle de vatan, memleket olarak kabul ettiği ‘‘Gurbet’’ illerinde elde ettiği başarıyla. Tıpkı, Almanya’nın Herne kentinde yüzündeki 10 dikişle ringe çıkan Yavuz Ertürk’ün dünya şampiyonu olması, kum tanelerine hayat veren kum ressamı Veysel Çelikdemir veya dünyaya dans öğreten Çayıralanlı Metin Yazır gibi isimleri, elde ettikleri başarı sonrasında gazete sutunlarında gördüğümüzde, televizyon haberlerinde, programlarında ‘‘Yozgatlıyım’’ diye, kendilerini tanıttıklarında ancak tanıyabiliyoruz.
Birde Yozgatlı olduklarını bildiğimiz; Saygı Öztürk, Taha Akyol, Ahmet Hakan Coşkun, Prof. Dr. Osman Altuğ, Prof. Dr. Öcal Oğuz, Prof. Dr. Hakkı Acun, sanatçı Şakir Öner Günhan, Altan Erkekli, Soner Özbilen ve daha niceleri var, bildiğimiz tanıdığımız.
Daha öncekilerini sahiplenmediğimiz gibi, bunları da yeterince sahiplenmiyoruz, onların kariyerlerinden, namlarından yararlanamıyoruz, bunun sonucunda da kaybeden bizler, Yozgat oluyor.
Kayserili bir arkadaşım, ‘‘Bizde sizin gibiydik, yıllarca’’ diyerek başladığı kelamını şöyle sürdürdü:
‘‘Kayseri dışında ikamet eden Kayserililere tepki duyuyor, memleketlerine sahip çıkmadıkları için de kızıyorduk. Birisi yanılıp, Kayseri’ye bir vesile ile gelirse, ‘ne menfaati var!’ diyerek, yargılıyorduk. Baktık sonuç alamıyoruz. Madem onlar gelmiyor, biz onlara gidelim, düşüncesinden hareketle gittik, görüştük, davet ettik, talep etmedik. Bugün Kayseri’de yaşayan da, Kayseri dışında yaşayan da Kayserili.’’
Kayseri kendi sorununu çözdükten sonra belirli bir noktaya ulaşmış ve bu birlikteliğinin meyvesini de bugün yiyor.
Yozgat insanı olarak, Yozgat’ta yaşayanları bile bir noktaya kanaliz etmekte zorlanıyoruz. ‘‘Yozgatlılık’’ ruhunu Yozgat’ta oluşturamıyoruz ki, dışarıya açılalım.
Öncelikle burada yaşayanlar, il merkezinde, ilçesinde, beldesinde, köyünde, mezrasında yaşayanlar ‘‘Yozgatlı’’ olduklarını kabullenip, Yozgat için ellerini taşın altına koyup, birlikteliklerini tesis etmeleri durumunda, Yozgat dışında yaşayanları da bu halkanın içerisine dahil etme şansını yakalayabiliriz, aksi takdirde havanda su döğmekten öteye gidemeyiz.
Yozgat’ta yaşayanlar olarak öncelikle sorunlarımızı tespit edip, hastalığın teşhisini koymak durumundayız.
Eğer sorun ve hastalığın teşhisi noktasında mutabakata varamıyorsak, çözüm noktasında da bir yere varma şansımız olmayacaktır....