Dün, yani Perşembe günü nasıldı havamız…
    Aralık soğuğu genzimizi yaksa da güneşin sıcaklığını alabildiğince hissediyorduk.
    En azından zihnimiz, ruhumuz, bedenimiz kendini kışa hazırlamıştı bir kere.
    Kış sıcağını Ağustos sıcağı gibi algılayacak değiliz ya…
    O yüzden soğuğa kendini ayarlamış, motive etmiş dünyamıza gökyüzünden süzülen küçük bir ışık süzmesi dahi ısınmaya yetiyor.
    Ama bir gece de değişti her şey değil mi bir gecede.
    Perşembe günü yağmurlu bir günün haberini kaleme alırken gecenin beyazlara bürünebileceğini nereden bilirdim.
    Nereden bilirdim haberimin ertesi sabah karşıma çıkan beyaz örtüyle yalana bürüneceğini.
    Sevgili Yozgatlılar, insan hayatı da böyle değilmiş…
    Bir anda hazan,
    Bir anda bahar,
    Bir anda yaz,
    Bir anda kış…
    Hiç beklemediğiniz anda tipi, boran, fırtına sarıveriyor yaşantılarımız.
    Tıpkı 4 mevsim gibiyiz dünyamızda.
    Mevsimlerin zamanı üç aşağı beş yukarı belli…
    Ama insanoğlunun mevsiminin sırası, zamanı, düzeni yok!
    Bu gün her şey güllük gülistanlık, sağlıklıyız, moralimiz tavan yapmış, maddi sıkıntılar öyle uzak ki…
    Hayat öyle dolu ve umutlusunuz ki,
    Sanki yarın dünyanın sahibi siz olacaksınız…
    En küçük bir endişeniz yok dünyanızda. Bir kalenin yüksek surları arkasında eli mızraklı askerlerle korunan kral kadar kendinizden eminsiniz…
    Yarına dair birkaç plan dahi yapmışınız…
    Öyle renkli planlar, kesin kez yaşayacaksınız, başka alternatifi yok, lamı cimi de yok…
    Yarın her şeyden güzel olacak, güneş misali aydınlık dünyanız daha da aydınlanacak.
    Umutlarınız zamanla kesin kanaate,
    Beklentileriniz tavizsiz, rötarsız planlara dönüşmüş…
    Her şey bu denli günlük gülüstanlık ve güneşli iken, çok değil bir göz açıp kapattığınız an hayatın farklı bir bölümünde buluyorsunuz kendinizi.
    Aman Allah’ım nerede o gün, o güneş…
    Hani umutlarım..?
    Nereye gittiler, yarına dair planlarım!
    Kar yağmış her şeyin üzerine bembeyaz, dümdüz, gün de yok güneşte…
    Bir gün önce Yozgat’ı varlığı ile ısıtan güneşli bir günün ardından üzerimize yağan kar hayatın resmi gibi…
    Saat kulesinden Çamlığa baktığım zaman hayatın üzerine yağan, değişen, kimine göre alaşağı, kimine göre ise ibretle dolu insan hayatını gösteriyordu bana.
    İnsan umutlarına da kar yağmaya görsün bir kere…
    Tepeden düşmüş gibi olursunuz, hayatın farklı bir kulvarında dünyaya yeni gelmiş bir kuzunun ayakta durma çabasından farksız kalır hareketleriniz.
    Kale surları arkasındaki krallık bitmiştir bir kere.
    Hayat hiç ummadığınız bir anda senaryo değişikliğine gitmiş bir kere.
    Nefes alıp veren her insanın yaşayabileceği şeyler bunlar.
    Sanırım yarın kar yağacak gibi hazır, yarın güneş batacak gibi nazır, her şey değişecek gibi sükutlu olmak gerekiyor.
    Kimi zaman en kötü anınız dahi farklı bir güzelliği saklıyordur kucağında.
    O güzelliği görebilmek her zaman mümkün olmuyor.
    Bu yüzden belki de isyanımız ve tepkimiz,
    Bu yüzden sorgulamalarımız, nedenlerimiz,
    Bir türlü düşünemediğimiz niçin’lerimiz…
    Yozgat’a kış yakışıyor, hem de çok yakışıyor.
    Zaten Aralık ayında güneşi görmek her zaman hayır getirmez…
    Her şey vaktinde ve zamanında güzel.
    O vakti ve zamanı tayin etmek bizim elimizde değil…
    Takdiri veren, yazgıyı yazan, işareti koyan, senaryoyu yöneten ilahi kudretten gelene karşı kabullenilir olmak lazım.
    Bu gün ne kadarını kabullenebilirsek…
    Çünkü her zaman yarın olmaya bilir.
    Hayat da bu gün kışı görmek, üşümek değil asıl mesele…
    O anı layıkıyla yaşayabilmek…
    Aralık güneşinin ardından gelen karlı günlerin Yozgat’ımıza ve ülkemize hayırlı ve bereketli olmasını diliyorum.
    Malum bu gün Cumartesi, özel gün…
    Bu özel gün de aslında kar’ın tadını çıkarmak lazım…
    Bunun yeri Çamlık da olabilir…
    Bir kartopu oyunu, ya da varsa imkanınız kar üstünde balık sefası ne de güzel olur değil mi?
    Varsa imkanınız ihmal etmeyin, vakit geçirmeyin, güzel olur, özel olur, unutulmaz olur…
    Hayatın anı anı tutmadığı bir dünyada varın aldığınız bir nefesse kıymetini bilin, sevdiklerinizle hayat bulan bir tebessüm dahi dünyalara değer.
    İyi tatiller Yozgat….
YOZGAT RÜZGARI
Taksi durağında bir demli çay!
Mesleğim gereği gün içinde ziyaret ettiğim mekanların sayısı bir hayli fazladır.
    Çok gezmek, dolu sohbetler etmek gerekiyor hayatın tam da kalbinden yakalamak, gündeme bağlanmak için.
    İkram edilen bir çaysa 5 dakika önce farklı bir yerde içtiğiniz çaya rağmen ‘Hayır demek’ olmuyor…
    Dün ki ziyaret duraklarımdan bir tanesi taksi durağına oldu…
    Taksi durağının içinden gelen davete kayıtsız kalmayıp soba ateşinde demlenmiş bir bardak çaya hayır demek soğuk kış gününde biraz yanlış olur dedim…
    Hem esnaftan tanıdık yüzlerle muhabbetin tadını nerede bulacaksın…
    Taksi durağında bir bardak çayı içinceye dağdan taştan öyle şeyler konuştuk ki…
    Gün içinde somurtan onca suratın arasında en azından gülümseyen birkaç taksici,
    Her şeye rağmen gülümseyen insanlarla bir aradaydım…
    Bizim sohbetimizde de siyaset uzak değil…
    Hükümet kurduk hükümet yıktık oracıktı.
    Her biri farklı partilere mensup ama aynı hayatın ucundan tutmuş insanlar…
    İşler kesat her zamanki gibi…
    Vatandaş da para olacak ki bize de verecek, diyorlar!
    Ya da biraz daha kar yağmalı taksicinin iş yapması için.
    Biraz daha soğuk ve ayaz.
    Bu sözü nasıl bir umut, temenni sunabilirdim ki…
    Bir çayın ziyadesini sunup, hayırlı, bereketli kazançlar dileyip çıktım taksici büyüklerimin yanından.