Bir dostum selam verip içeri girdi. Hal hatır sorgusundan sonra, konuyu Yozgat basınına getirdi, siyaset ve siyasetçileri eleştirdi. Bunlarla ilgili ciddi yazıların yazılmadığını söyledi.
Daha sonra köşe yazılarımızı eleştirdikten sonra, “Ahmet Hocam, sende işi şiir edebiyatla idare etmeye çalışıyorsun!” dedi. Bu konuda şunu çok iyi tahmin edebiliyorum. Biz bir mahalli gazetede yazıyoruz. Yerel konularda yazıyorsak okunuyor köşe yazılarımız. Ulusal bazda yazarsak pek okunmuyor.
Şiir ve edebiyat konusuna gelince, şiir köşemiz sadece cumartesi günü, cuma günü de bazen dini konularda yazıyoruz. Köşemizi sadece şiir-edebiyat köşesi diye değerlendirmek bilmem ne kadar doğru olur. Şiiri edebiyatı seviyoruz ama her gün de şiir edebiyat yazmıyoruz.
Bir köşe yazarı her şeyi yazmalı mı? Halkın menfaatine olan her şeyi yazmalı ama edep, insaf, hak-hukuk, kişi haklarına da saygı duymalı. Ayrıca siyasi konular herkese göre farklı; bizden hep siyaset yazmamızı da istemeyin. Yozgat halkının sorunlarına duyarlı kalmamız yetmez mi sizce?
Bir dostum, (kulakları çınlasın) “Ahmet Hoca ecik kalemini sivrit, ucu birilerine batsın!” diye eleştiri yapmıştı. Maalesef biz kalemimizi silah gibi de kullanmaktan yana değiliz. Elbette hakdan doğrudan yanayız ama; kırmaktan, dökmekten yana değiliz.
Bir konuda haklı olabilirsiniz. Bazen “zülf-ü yare” dokunmamaya özen gösteriyoruz. O bizim edep ve terbiyemizdendir. Doğruya doğru, haksıza  haksız deriz de; kişi hak ve hukukuna da saygı duyarız. İnsanları tek taraflı yargılamak bizim işimiz değil. Siyasileri eleştirmeye gelince, köşemizi takip edenler bu eleştiriyi acımasızca yaptığımızı çok iyi bilirler.
Gazetecilik benim mesleğim mi?
Hayır mesleğim değil, ben gazeteciliği ve köşe yazarlığını bir hobi olarak yapıyorum. Bu kanalla insanlara, hemşehrilerime bir şeyler verebilirsem bahtiyar olurum düşüncesindeyim. Benim amacım kırmak, dökmek, birilerini itham etmek değil. Amacım topluma kalemimle hizmet etmektir.
Hani iyiliği emretmek, kötülüğü nefyetmek deriz ya; ben de bunu yazı ile kalemimle yapmaya çalışıyorum. Kalemini silah olarak kullanmaktan yana değilim. Ama haktan, doğrudan, milletten ve Yozgatlı’dan yanayım. Beni tanıyan her dostum bunu böylece bilir. Bilmem meramımı anlatabildim mi?
***
Bal tutan parmağını yalar atasözüne gelince bu deyim siyasetçinin çok işine yarıyor. Dost, yaren, akraba koruma ve kendi çevresine sahip çıkma siyasetçinin sevdiği bir davranış. (Hani bir gecede çıkarılan maaş konusu gibi) Ama gariban emeklinin maaş düzenlemesi aylardır yıllardır bekliyor.
Yok yok konum maaş meselesi de değil. Konu dost ve yaren kayırma meselesi... Hani meşhur kartlarımız vardı ya: “Kart hamili yakınımdır, ilginizi beklerim!” cinsinden. Bu kayırma azaldı mı? Sanmıyorum; yine bakıyoruz birileri bir yerlere adamını pek ala sokabiliyorlar. Belirli yerleri belirli kişiler dolduruyor.
Bunun vebali, günahı yok mu? Valla bana göre vebal ve günahın ta kendisi... Garibin, yoksulun, gurabanın, kimsesizin ekmeğine mani oluyorsunuz. Rızkı Cenab-ı Allah kesmiyor, hatta çalışana veriyor.  Siz kim oluyorsunuz da insanların rızkı ile oynamaya kalkışıyorsunuz?
Sistemini koyarsanız kuralları belirlerseniz o kuralı asla bozmadan işe adam alırsınız. Bir garibin önünü kesiyor, ekmeğine mani oluyor, onun yerine dostunuzu ahbabınızı alıyorsanız elbette sorumlusunuz, bunun vebalinden, günahından kurtulamazsınız. Hatta bunun hesabını adli ilahide veremezsiniz...
Devlet sakata, engelliye iş imkanı tanımış, bir de bakıyorsunuz ki, sapa sağlam adam çürük raporu almış işe girmiş. Allah’tan korkun be, o engelli kardeşimin hesabını nasıl vereceksiniz? Sen resmen hak gasbı yaptın yahu...
Bal tutanlar, birgün vallahi parmağınızı değil, başka yerinizi yalatırlar... Haktan, hukuktan, adaletten ayrılmayın! Halkın ve doğrunun yanında olun bizden hatırlatması.