Kambur köprü deyince akla Alcı Köyü gelir. İlginç bir mimarisi sağlam ve dimağ bir görüntüsü vardır. 30 metre ilerisinde ikinci bir köprü var ki İki köprü arasındaki ağaçlar yeşil bir koridor oluşturur. Köprülerden ileri taraflar ise yeşilliklerden çalılıklardan gözükmeyecek derecede ağaçlıktır. Alttan berrak bir dere akar, küçük çocuklar kazların, ördeklerin arasında çömçe balığı, it balığı, gümüş balığı falan avlar, üstte köyün yaşlısı genci serin ve yeşil ortamda doyumsuz sohbetler ederlerdi. Kış günü bile insanlar köyün neresinde olursa olursa olsun “Get bi köprüye eniyim” diyerek dolaşır, enerji depolar ve evlerine gelirlerdi.
Köprü ya ne köprü. Sadece ulaşım için değil, gönülleri, özlemleri, dostlukları, güzellikleri, birbirine kavuşturan bir aracı. Gaf yapan, laf yapan, kendini ispatlamaya çalışan, itini öven, atını öven, vasıflarını öven herkes orada.
Babalar, analar çocuklarına “Get de acik el içine çıh, koprüde laf belle” diye yönlendirir ilk günler küfür, sonra muhabbet ve arkadaşlığı, saygı ve edebi, itibar ve arayışı öğrenirler. Kim hangi memlekete göçerse göçsün, hangi ekonomik seviyeyi yakalarsa yakalasın, hangi unvan ve vasfı edinirse edinsin orda haddini bilmek ve sadece büyüklerden laf dinlemek zorundadır. Köprü orijinal Alcılılarındır. Kimse orda hava atamaz, üstünlük sağlayamaz. Ona değer orda biçilir, orda boyunun ölçüsünü alır. Saygısını muhafaza edene efendi olmuş, kaybedene g…veren olmuş derler. Boy ölçüsünün kalıplarının ne kadar sert olduğunu takdirlerinize bırakıyorum.
Hayrettin hafif saf, alçak gönüllü, çok gaf yapan ve gereksiz de olsa çok laf yapan biriydi. Babası Bahri Dayı Köprünün en tümsek yerine sırt üstü uzanmış, virgül yerine kullandığımız aminim laflarıyla her söze başlayarak mevcut aktüel ülke konularında ağır eleştiriler yapıyordu. Tam sözünün bittiği yerde oğlu Hayrettin ve yanındaki kardeşi Murat koyunlarını Kaşifin Hacı’nın gara itin guvaladığını, o itin çok yavuz ve cins bir it olduğunu anlatmaya başladılar. Sohbete karışan beş-altı kişi de o itle ilgili övgü dolu vasıflar anlattılar.
Hayrettin kendi sohbetine itibar edildiğini görünce daha heyecanlı ve herkesi sohbete iştirak ettirecek şekilde anlatmaya başladı.
- “O it adamı görünce eşek gibi heyikliyo, gozünün dutmadığına tumuyo. Önü galın, arha ince babam gibi babayiğit bi hayvan.”
!!!!!!....
Şunun gaf yaptığı yere bakın….. Hemen babasının ani ve sert tepkisiyle şiddete maruz kalarak köprüden uzaklaştı. Tümü Vakanüvist olan sohbet erbapları bu olayıda kayda alarak, gülerek hatırlayacağımız arşivlere işlediler.