Rus zulmüne başkaldıran haykırışlarını şiir dizeleriyle dile getiren Azerbaycan’ın genç şairi Türkçe diliyle seslenmiş, zalim Rus diktatörlerince yakalanıp şehit edilmiş bir kahramandır. Yakılarak küllerinin Hazar Denizine bırakıldığı ( Ya da cesedine bir taş bağlanarak Hazar Denizine gömüldüğü) rivayet edilen genç kahramanı ölüm yıldönümünde biz de saygıyla anıyoruz.
**********
Onun hayatı çok kısa. Doğum yılı 1908. Üniversite bitirdi. Edebiyat öğretmeni oldu. Son iş yeri 18 sayılı şimdi kendi adını taşıyan okul oldu. 1926 da ilk şiirini yazdı. Yazdı da hayatını kararttı. Şair olmasaydı yaşardı belki de. Ama şair olduğu için ve Türkçe şiirler yazdığı için, Türk olduğu için KGB zindanında kurşuna dizilerek şehit edildi. Yıl 1938
O kısa bir hayat yaşadı... Doğdu, üniversite bitirdi, pedaqoq oldu, evlendi...... Her zaman düşünüyorum... Biz onu neden deli gibi seviyoruz... Bütün Azerbaycan hanımlarının en büyük aşkıdır o. Neden???
Çünkü onun şiirleri çok güzeldi. Çünkü o çok güzel sevdi Dilberini...
Üniversite yıllarında Azerbaycan'da çıkan Gençlik dergisinde Müşfik'in KGB zindanındaki resmini gördük... ve dehşete düştük. Bu resim bizi üç gün ağlattı. Gözlerinde bin bir sual.. Neden burdayım?.. Ne yaptım?.. Niye?....Neden?...Niçin?..
Azerbaycan'ın en büyük şairlerinden biri olan Mikail Müşfik dil ve edebiyat fakültesi mezunudur. Yedi sene öğretmenlik yapmış, edebi hayatına bir gün isimli şiirle başlamıştır. bundan sonra devamlı olarak şiirleri dönemin gazetelerinde çıkmış ve büyük kitlelere hitap etmiştir.
Mikail Müşfik sadece 30 sene yaşamış olmasına rağmen en fazla saygı duyulan, ismi anılan 20. yüzyıl Azerbaycan şairlerinden biridir. En güzel şiiri de Stalin'in cellatları tarafından katledilmesine neden olan şiiridir. Şiirde geçen ve katledilmesine neden olduğu söylenen mısralar şunlardır:
"Vaktiyle bir gölge dek hür yaşamak isteyen,
Bu insan oğlu bilsen,
Azatlık ülkesinde daha şad olacaktır.
Dünya tat alacaktır."
Aslında Mikail Müşfiq'in şiirlerinde kullandığı dil aynı Hüseyn Cavid'in eserlerinde olduğu gibi (ki o da gulag kampında ölmüştür) İstanbul Türkçesine çok yakındır.
Ah...men günden güne gözelleşen.
Işıglı dünyadan, nece el çekim.
Bu yerle çarpışan, göyle elleşen.
Dostdan, aşinadan, nece el çekim.
*******
Men Dilberi sordum, gelib gedenden.
Dediler, barışmaz küsmüşdür senden.
Men iltifat etdim, o qaçdı menden.
Gaçgın edasına qurban olduğum......
**********
Ben şirin ehceli bir bülbülem ki,
Ellerden küserem, senden küsmerem.
Beni öz canından artıq isteyen.
Ellerden küserem, senden küsmerem.
Sen onun aşkıyla, mehebbetiyle.
Vurmadın ömrünü başa ,yüreğim.
Sevgi hedefini nişan alanda.
Deydimi okların, daşa yüreğim?
*******
Ah..bu uzun sevda yolu.
Vurulur mu başas ,könül.
Nişan aldım, kemend atdım.
Deydi okum daşa könül.
Bir od düşdü buluduma.
Yandı könül, aşk oduna.
Kaldın, hicran umuduna.
Ey...kırılan şişe könül.
Terlansan göyden inmezsen.
Bu toprakda sevinmezsen.
Ben dönerim, sen....dönmezsen.
Yaşa könül, yaşa könül