Dile kolay, acısıyla tatlısıyla tam tamına 45 yıl...
Nasıl bir aşktır ki bu savunduğu doğrular uğruna en değerli hazinesi kelimeleri arasında mucizeler saklanırken, kocaman 44 yılı geride bırakmak... Bıkmadan usanmadan, sabırla...
Harf harf desen desen nakış nakış memleketin her karış toprağıyla, her çeşit insanıyla dolu dolu 44 yıl.
Düşünüldüğü zaman, hatta arşive yapılan yolculuklarda yürek sızlatan, mutluluk veren anılarıyla dolu 44 yılı geride bırakmanın haklı gururu ile bugün tatlı bir telaşla 45’inci yılımızı karşılıyoruz...
Belki gün ağarana kadar titizlikle sürecek çalışmalarımız. Çünkü bir 45 yıl daha sizlere ulaşacak olmanın verdiği mutlulukla karşılayacağız yarının ilk ışıklarını ve 45 yıllık bir gazetenin ağırlığıyla başlayacağız güne.
Sorumluluk büyük, çünkü İleri Gazetesi bir gazete değil, bir okul, bir marka, bir isim, bir şehir, kocaman bir Yozgat...
Tarafını Yozgat’tan yana kullanan ve bunu 44 yıldır hiç değiştirmeyen gazetemiz bizlerinde okulu oldu. Evet, bu ilk matbaa kokusunu hissettiğimde 22 yaşındaydım ve 10 yıldır bu kokunun harmanlandığı harfleri sizlere taşımanın sevincini yaşıyorum.
İleri Gazetesi bir çok gazetecinin olduğu gibi benim ve çalışma arkadaşlarımın da okulu oldu. Sanki sabırla ilk harfi öğreten öğretmen gibi, patronum Mükremin Kayhan her konuyu tane tane işledi bizlere...
Yozgat’ın yanında olmak, Yozgatlı olmak ve Yozgat menfaatleri için çalışmak ne demek sabırla öğretti, sabırla anlattı...
Hala eksiklerimiz var mutlaka, bizlerde farkındayız, ama eminim ki yıllar yıları kovaladıkça İleri okulundan iyi birer gazeteci olarak mezun olacağız...
Çünkü bizim öğretmenimiz Mükremin Kayhan ve bizim öğretmenimiz sabırlı, bizim öğretmenimiz iyi bir gazeteci, bizim öğretmenimiz iyi bir Yozgat sevdalısı...
Yaşanmışlarımızı üst üste koyduğunuz zaman, belki arşivdeki gazetelerimizden daha az ve daha renksiz, hayatımız, ama bilinmeliki her birinin değeri çok farklı benim gözümde...
İlk konuştuğumuzda Mükremin Bey, bana elinde gururla tututuğu İleri Gazetesini göstererek ‘bu gazete benim çocuğum’ demişti.
O gün belki nedemek istediğini anlamamışım ama bugün çok iyi anlıyorum. Çünkü her gün sabah gazeteyi elime aldığımda aynı duyguları yaşıyorum. Her gün yeni bir heyecanla alıyorum elime gazetemi ve sanki hiç görmemiş gibi geziyorum sayfalarını... Bunu anlatmak için belki kelimeler yetersiz, yaşamak ve görmek lazım diyorum. Bu yüzden ben başta patronum Mükremin Kayhan olmak üzere, Erhan Kayhan’a, Yasin Nazım Kayhan’a, Tarık Yılmaz’a, Kaan Pınarcıoğlu’na, Ahmet Ayverdi’ye, Bayram Mustafa Erdoğan’a, Seyfettin Güneş’e, Resul Kılıç’a,Hakan Şahin’e, Abdullah Durgut’a, Ali Şahiner’e, İlknur Kayhan’a çok teşekkür ederim.
Ayrıca bir yazıişleri müdürü olarak, her satırlarında beni ve siz okuyucularımızı başka başka dünyalara taşıyan köşe yazarlarımız, üstad Salim Taşçı’ya, duayen gazeteci Saygı Öztürk’e, Ahmet Sargın’a, Tarık Şahin’e, Rıfat Çakır’a, Murat İnce’ye, Sevgi Köksal’a, Gönül Doğan’a, Sevil Köksal’a, Selahattin Koştan’a, Adem Düzcan’a, Salih Çınar’a, Harun Yozgat’a, ayrı ayrı teşekkür ederim.
Ve aynı ekiple nice nice yıllara diyor, bizleri yalnız bırakmayan siz okuyucularımıza da saygı ve sevgilerimi sunuyorum... İyiki varsınız ve iyiki bizimlesiniz...
Ve şairin de dediği gibi: “Birlikte ayrıldık düşlerimizden / ağlama duvarları oldu şehrin ışıkları / birlikte başlamıştık seninle hayata / şimdi ben orta yaş renginde tebessüm / ve aykırı saçlarımın endişesiz bekleyişleri arasında özlemler toplamıyım / sizleri seviyorum: çocukluğum, gençliğim ve orta yaş sevincimsiniz / aynalarda bıraktığım kopamadığım düşlerimdan artakalan..."