Hiç inanmadı halk, dediler: Bu bir hurafe!.. 
Bu vakayı Abdülhamit, almadı hafife, 
Bir bir çıktı hepsi; ne tuzaklar, ne desise...

Daha küçük yaşlarda sakladı İzzettin’i 
Hem korumak, sürdürmek istiyordu ceddini,
Veliaht iken dahi hiç aşmadı haddini, 
Şeytan da düşünmedi böyle ölüm vaktini.

Unutmadı, unutmaz hiç kimse, tarih asla, 
Zaten inanmadı kimse, izahı yok usla,
‘Sinir bozulmuşta... sakalı için makasla...’ 
Kanı akar mıydı Kur’ana, aklı yok olsa!..
Abdülaziz de hafızdı, hep Kur’an okurdu,
Kandillerde kırkıncı hafız dahi olurdu, 
İlmi, ahlâkı İzzettin’de aynen oturdu, 
Ve hâlâ Osmanlı’nın gücünü koruyordu. 
Saat dokuz otuzdu, güneş mızrak boyunda, 
Hüseyin Avni Paşa kalleşçe bir oyunda, 
Böyle bir alçaklık yok Osmanlı soyunda,
Bu derince vahşet, ancak iblis huyunda...
Rüyasında görmüştü: çok kanlar içindeydi, 
Anne Pertevniyal Sultan nahoş biçimdeydi, 
Güya korunmak için bir kayık içindeydi, 
Sonra Hüseyin Avni, parçalanmış haldeydi.
Çerkezdi, Pertevniyal Valide Sultan Hanım, 
Diz çöküp elin açtı:_Ey Hakk, neydi günahım?
Duyup geldi Çerkez Hasan:_Bacım Sultanım;
Bu yapılana çetin olacak benim intikamım.
Hasan da bir zabitti ve dahi gözü pekti. 
Hepsini topluca buldu, silahını çekti, İlk, 
Hüseyin Avni’nin göğsüne kurşun ekti, 
Ölmediğini görünce hançeri de çekti. 
Abdülaziz Sultanın rüyası gerçek oldu,
Abdülhamit’in çabasıyla adalet buldu, 
Gönülde yara derin, bahçede güller soldu, 
Kesilen sakal değil, gövdeden bir koldu. 
Padişah olduğunda kırk dört yaşlarındaydı,
Öldüğünde daha elli dokuz yaşındaydı, 
İçerde dışarıda ülkenin başındaydı, 
Sevgide ve saygıda herkesin başındaydı.

Hem sarayda, hem orduda damat paşa 
Enver, Oğul Şehzade İzzettin de davete gider,
Enver Paşanın davetinde yemek zehirler, 
İzzetin’i de gizlice eve götürürler. 
Yusuf Şehzadeye de bilek kesme olayı, 
İzzetin’e de yaptılar aynı numarayı, 
Azarlamıştı İzzettin de Enver Paşayı, 
İntikam aldı Enver, yaktı da Osmanlıyı.
Validesi Pertevniyal Sultan Hanıfendi:
“_Babasına yapılan, oğluma da denendi, 
_Bu şeytan intikamı, bu da Enver’in fendi,
_Osmanlıyı içerden ayrı görüşler yendi .”
Cavidanla Leman Hanımefendi eşleri, 
Ailesine bakmaktı yegâne işleri, 
Yirmi dördünde Nizamettin’in gidişleri, 
Yıkıldı, Valide Leman Sultanın düşleri. 

Nankörlük, hainlik sanki bir meslek olmuş,
Kahveci çırağından saraya kâhya olmuş, 
Kimisi paşa olmuş, kimisi de bey olmuş, 
Baba ile oğulun kaderleri bir olmuş.

İlk akşam, Yusuf Çavuş anlattıkça anlattı,
Dinleyenler, gözlerini dışarı fırlattı, 
‘_İzzettin kendisine beni baş seyis yaptı, 
Valide Sultanların sarayına da kattı.’

Doğduğunda, yirmi yedi yaşında babası, 
Henüz padişah idi Abdülmecit amcası, 
Yasaktı evlenmesi hatta çocuk yapması, 
Hep beklendi Abdülaziz’in Sultan olması. 
Üç hanımla evlendi, tam dört çocuğu oldu,
Mehmet Baharüddin oğul doğduğu yıl öldü,
Nizamettin’in ömrü de yirmi dörtte doldu, 
Yusuf İzzettin Efendi kızlardan soy buldu.

Nedendi bu ölümler; nedendi bu savaşlar? 
Avni Paşalar, sonra da Enverle dalaşlar, 
Nedeni sendi-bendi; yani kindi, nefretti, 
_İntihar mı, hâşâ, dedi, halk. _Onlar şehitti!

(Eğitimci Şair Yazar EKREM GÜRER)