Köyün harmanındaki çatmalarda ayrı ayrı kalan ünlüler ve gönüllüler köyün gece serin gündüz ise çok sıcak olan havasına alışmışlardı. Aradan bir hafta geçmişti. İkinci yarışma yapılacaktı.
Orahla ekin biçme yarışı:
Yarışmacılar ikişerli grup hâlinde, bayanlar ve erkekler ayrı ayrı yarışacaklardı.
Muhtar Salif yarışmacıları huzuruna çağırarak kısa bir sohbet yaptı:
“Valla ilk gelişinizden bu yannı iki gişi asildiniz. İşiniz zor.” deyip cebinden dörde katladığı kâğıdı çıkararak;
“Böonki ödülü açıhlayım mı?” diye sordu ve biraz duraksayıp yarışmacılara baktıktan sonra;
“Gannınız sırtınıza yapışmış. Böon gazananın azzığı eşgili bazlamaynan, camız yoordu! Ha, bi de İrecebin moturuynan öze gidecâniz. O da bizi hedayemiz ossun! Yiril yiril kohuyonuz zati. Yanınıza yahlaşılmıyo. İki tumun da ecik gendinize gelin. Kirli asbaplarınızı da gotürüp yuyun. İrecep size tohacınan çiti virecek. Orda birbirinize bahmacı yoh. Zati avratlar ayrı yirde çimecekler. Allah yardımcınız ossun!”
Yarışmacıları ödülü duyunca gözlerinin içi gülüyordu.
Muhtar Salif; “Zıllımacı, birbirinize dalaşmacı yoh. Yosam zılgıdı yirsiniz. Hah eden gazarsın.” deyip elindeki orakları yarışmacılara verdi.
Havanını sıcaklığından şikâyet eden yarışmacılar vardı. Kafalarına şekiz köşe şapkalar verildi.
“Bu yarışlarda ekmek tazı siz de davşan olacanız. Yosam acınızdan geberirsiniz. Gural böyle. Bi gaşşıh suyu bilem hah edip içecâniz. Şindi ben düdüğü ötdürü ötdürmez girişin!” dedi Muhtar Salif.
İlk yarışmacılar bayanlardı.
“Ula neşal cıyahlıyo!” diye ağzı kulaklarına varıyordu Gıbışın Yaşar’ın.
“Onümüzdâ yıl bahası ne olurusa ossun, ekini bu avrada biçdirecam! Şuna bahın la, goca tallayı devirecek. Valla bana tumsa, beni bilem devirir.” diyordu Selami Ağa.
“Gız donuz kemçik! İy goşamla iy!” diye bağırıyordu Satı Gadın yarışmacı Guru Haççe’ye.
Sesli yorumlar bağrışmalar olabildiğine fazlaydı seyirci jüriler tarafından. Yarışmacıların elleri su toplamıştı.
“Biz burda çalışıp siz şeherde babalanırkene iy he! Nasılımış bahıyım?”
“Şu oğlan zollu biçiyo! Onun mayasında bi şeyler var!”
“Yimiye gelinci avurtlarınız patlıyo! Çalışmıya geldimiytin yekinip duruyonuz!”
“Bizim yarışmada dohunulmazlıh mohunulmazlıh yoh. Çalışmıyana bohcasını virip salarıh.”
“La yitişmiyesice, sana diyom sana, ecik topuhla!”
“Gızzz, töreme emi, yanındâ capcığa bahale, senden evel bitirecek gocâ yiri.”
“Ula bi cimcik ahıh yoh bunnarda!”
…
Kan ter içinde kalmıştı yarışmacılar. Ünlüler kazanmıştı. Su toplayan ellerini bürüklerle sarmışlardı. Yine de açlıktan kurulan yer sofrasına üşüştüler.
“Ula ganaralar! Ardınızdan atlı guvalamıyo. Usul usul yiyin.”
“Sohumsuza bahale, bizim alaşdan asik yanı yoh! Acik daha yirse tohmalar la bu!”
Muhtar Salif gönüllülere dönüp;
“Böyle iderseniz daha çok gozleriniz pörtler. Kedinin ciyere bahdığı gibi baharsınız!”
Köyün yaşlılarından Ehsan Kâ’nın;
“Ula Mıhdar, bi sohum da onnar yise! Yosam nirde var nirde yoh devrilecekler!”
“Babanın bekini yisinler. Kor mü çalışalarıdı! Sen de gordün, evelki yarışmayı gazanıncı şişip duruyolarıdı.”
…
Köyün gençlerinden Memiş, Bosdan Guzeli Neriman’ın gözüne kestirmişti.
“Acep bana varır mı ki?” diye geçirdi içinden. “Varmayıp da norecek! Tallamız var tumumuz var. Benden iysini mi bulacah?” diye düşünüp babasına söylemeye karar vermişti.
“Ula yavrım, norecân elin şeherlilerini? Sana Kirlinin Niyaz’ın gızını isdiyecik. Bi koy misafir gelse, bana mısın dimez, şappadanah doyurur alayıcığını da!”
“Ağa…” diye ısrar edecekti ki;
“Sus ula, garşı mı çıhıyon bana?” deyince oğlunun da sesini kesmişti.
Memiş, durumu en yakın arkadaşıyla paylaşmış, kızla görüşmeye karar vermişti. Kaçıracaktı.
“Halis, ahlım onda galdı. Aşam gormiye gidecâm!”
“Delirdin mi la? Yarışmanın guralı var. Çatmaların yanına getmek yasah!”
“Hele bi gidek!” diye ikna etti arkadaşını.
Harmanın yanındaki örene gelip bakıyorlardı çatmalara ve o anda olanlar olmuştu Köy bekçisi ikisini yakalamış, hemen şikâyet etmişti Muhtar’a.
“Örenin orda yarışmacıları kişifliyolarıdı ikisi!”
Muhtar Salif, oturduğu yerden kalktı. Sinirlenmişti. Gözlerini belerterek;
“Ula damarı bozuhlar, ula cibilliyetsizler! Derdinize noldu la! Uçgurunuz mu düşdü namıssızlar! Mahsadınız irezil mi itmek bizi dosda düşmana! Cinimi gızdırmayın benim! Yarışma bitinci ne boh yirseniz yiyin donuz zırtapozlar. Bi daha duyarsam ikinizi de pöçükledirim dinime imanıma!” diye azarladı ikisini de.
“Öze çimmiye gidinci biz de gidek, bi yere sahlanah!” deyince Memiş, Halis;
“La Memiş, iyce şirazeden çıhdın, gudurdun sen. Mıhdarın ne didiğini unutdun elleham! Bi daha gorüllerse irezil oluruh koye! Hemi norecân onu, tallada çalışdığına bahma, gotü bi oynuyo, başı bi oynuyo!” deyip gitmeme konusunda ikna etti arkadaşını.
Akşam harmanda, ateşin etrafında toplanmıştı yarışmacılar.
Muhtar Salif de elinde bir kâğıtla gelerek durdu; “Koylü reyini virdi. Şindi elimdâ kaatda ne yazıyo biliyonuz mu?” deyince yarışmacıları yine bir heyecan kaplamıştı.
“Böon iki gişi daha guverecik! Burda çalışmıyana ekmek yoh. Herkeş bunu böyle bellesin. Onun için, koy ahalisi gonüllülerden çalışmıyan iki gişinin adını yazmış. Adını ohuduklarım bi adım one çıhıp arhadaşlarıyınan halleleşip bohcasını hazıllasın. Yarin gazaya gidip vesayite binecekler.
Galafatlı Nuru, bi de Cındıh Asiye; ikiniz de bek eringeçidiniz. Lafa gelinci cemberâ bozuh saat gibi ötüyodunuz! Zorunsuyarah çalışırsanız sonunuz bu olur işde!
Yarışmacılar, hepinize diyim, bizim koylüyü uyudamazsınız. Şindi sana diyom Galafatlı Nuru, şehere gidinci ecik herif ol hemi!”